EVRİM AKIN KİMDİR?
Show Tv Ev Kuşu programının sempatik sunucusu Evrim Akın hakkında merak edilenleri bu sayfada topladık. Evrim Akın kimdir, nerelidir, kaç yaşındadır? İşte tüm merak edilenleri ve fotoğrafları bu sayfada, Evrim Akın ile ilgili düşüncelerinizi de YORUM bölümünden yazabilirsiniz...
Evrim Sülün Akın Kim?
Evrim Akın Yaşı: 36
Evrim Akın Boyu: 1.60
Evrim Akın Kilosu: 52
Evrim Akın Burcu: İkizler
Evrim Akın Göz Rengi: Ela
Tam adıyla Evrim Naz Akın 12 Haziran 1979 Ankara doğumludur. Sinema, televizyon ve tiyatro oyuncusu aynı zamanda sunucudur.
Güzel oyuncu daha 17 yaşındayken babasını kaybetmiş o yaşlarda da Konak Belediye Tiyatrosu’nda kursiyer olarak başlamıştır. Evrim Akın daha sonra Müjdat Gezen Sanat Okulu'na girdi.
Tiyatronun ardından çeşitli televizyon programlarında görev alan Evrim Akın ilk olarak İbo Show'da çeşitli skeçlerde yer aldı. İlk dizi deneyimi ise Eltiler dizisinde Fitnat karakteri oldu. Ardından Show TV'de yayınlanan İbrahım Tatlıses'in yazıp yönettiği İmparator adlı dizide Çiçek karakterini canlandırdı. Evrim Akın'ın tanınması ise Avrupa Yakası dizisi oldu. Avrupa Yakası dizisinde canlandırdığı Selin karakteri ile çok sevildi. Daha sonra Bez Bebek dizisinde Nana rolünü oynadı. Ardından Koca Kafalar TV'de sunuculuk yaptı. Daha sonra tv8'de Uzman Avı adlı bir yarışma programı sundu. 2011-2013 yılları arası Atv'de Alemin Kıralı adlı bir dizide Jülide karakterini canlandırdı. Şimdilerde ise Show TV'de ki Ev Kuşu programını sunuyor. Ayrıca Show tv de yayınlanan piramit isimli yarışmada yardımcı yarışmacılık yapmaktadır.
Evrim Akın Oynadığı Sinema Filmleri:
1998 Kimsecikler filmi Semiha
2005 Şaşkın filmi Zeynep
http://haberler4.blogspot.com
Evrim Akın Oynadığı Diziler:
1997 Eltiler dizisi Hande
2000 İmparator dizisi Çiçek
2001 Nisan Yağmuru dizisi Kiraz
2002 Canım Kocacığım dizisi Lara
2003 Estağfurullah Yokuşu dizisi Gümüş
2003 Analık dizisi Derya
2003 Şizofren Aşk dizisi Zeynep Gülfer
2004 Avrupa Yakası dizisi Selin Yerebakan
2006 Memleket Hikayeleri - Ana Beni Eversene - Handan Karadağ
2007 Bez Bebek dizisi Nana
2011 Alemin Kıralı dizisi Jülide Mermercin
Evrim Akın Oynadığı Tiyatro Oyunları:
1995 Yarın Başka Koruda Ayşegül eser: Melih Cevdet Anday
1995 Bir Yaz Gecesi Rüyası Peri eser: William Shakespeare
1995 Oyunculuk Sınavı Nina eser: Anton Çehov
1995 Sevgili Doktor Linda eser: Anton Çehov
1997 Tükürür Kaçarım Betül eser: Uğur Uludağ ve Gökhan Semiz
2000 Renkler Krallığı Kraliçe eser: Ender Yasever
Evrim Akın Sunuculuk:
2005 Akşam Yıldızı Star TV
2007 Koca Kafalar TV Kanal D
2007 Ford Boyard FOX
2009 Uzman Avı Tv8
2013 Ev Kuşu Show Tv
2015 Piramit Show Tv
2015 Ev Kuşu Show Tv
Evrim Akın Fotoğrafları:
evrim akin kimdir, evrim akin sitesi, www.evrimakin.com, evrim akın biyografi, evrim akın instagram, evrim akın facebook, mesaj, mail
biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Kasım 2015 Pazar
22 Haziran 2014 Pazar
Son Sultan Ahmet Ertegün ve Rock'n Roll'un Yükselişi
Baştan uyarıyorum bu yazı çok sert olacak. Hayata karşı duyduğım öfkeyi bu kitaba patlatacağım. Hunharca, empatiyle filan uğraşmadan, çat çaaat eleştireceğim. Bence yazıyı sonuna kadar okursanız siz de bana hak vereceksiniz.
Kitabımız Robert Greenfield tarafından kaleme alınmış olan Ahmet Ertegün biyografisi: Son Sultan Ahmet Ertegün ve Rock'n Roll'un Yükselişi. Gerçek hikayelere ve hayat öykülerine olan ilgim yüzünden bu kitap elime geçince çok sevindim. Burada bahsettiğimiz hayat da öyle böyle değil eğlence ve müzik dünyasının efsanelerini yaratan efsanenin hayatı. Hal böyle olunca hemen okumaya başladım. Kitap 500 küsür sayfa olsa da okumam ayları aldı. Çünkü bu kitap olmamış (Aha başlıyor…).
Aylarca bitiremedim ve zevk almadım çünkü ne okuduğumu anlamadım. Bir kitabın her sayfasında düşük cümle, her sayfasında anlatım bozukluğu olabilir mi? Bir lise bahçesine gidip ''Ahmet açık renk takım elbise ve kravat takmıştı'' cümlesindeki anlatım bozukluğunu sorsam yüzde elli doğru cevap alırım. Peki bir kişinin ifadesi aktarılırken İngilizcedeki noktalama işaretleriyle tümce dizilişini aynen kullanmak nedir? Kimin ne dediği belli olmadığı, gibi kelimenin tam anlamıyla anlamadım paragraflar oldu bu yüzden.
Zaten çevirisi bence çok sıkıntılı. Örnek veriyorum: Ertegün'ün yakın arkadaşlarından biri de Henry Kissinger. Kissinger kitapta devlet bakanı diye geçiyor. Çünkü kitabın aslında 'secretary of state' diyor. Yanlış tabi, Diplomasi diye tuğla gibi kitabı olan, ABD dış politikası tarihine damga vurmuş adamın titrini devlet sekreteri (!?) olarak çevirmek gerekirdi. Dışişleri Bakanı ise olabilecek en yanlış tarcih olurdu.
Tüm bu güzellikler bir de uçsuz bucaksız yazım hatalarıyla süslenmiş. MS Office Word'ün yazım denetim eklentisine güvenerek oluşturulan metinlerde elma ağacı yerine alma ağacı yazılıp gözden kaçırıldığı oluyor. Bu kitapta ise bu bile yok. Direk ''… listelerde Nash'ın 'Teach Your Childern2 şarkısını geride bıraktı'' (s. 317) yazılmış ve kimse düzeltmemiş. Bir değil beş değil. Ortalama her sayfa da bir yazım hatası vardır, eder 400 imla hatası… Oku okuyabilirsen.
Bütün bunların sebebi kitabı çeviren ve yayına hazırlayan ekip olmayabilir, belki de orjinal metin kötüdür. Elbette ben bunu aslını okumadan söyleyemem ama bir cümle yazarı da kitabın aslını da gözümden düşürmeye yetti. İşte o klişelerden cahilliklere koşan epik cümle:
''Bodrumda her gün, ''ekmek, bal, gül reçeli, yoğurt, taze incir, kayısı ve şeftaliden oluşan kahvaltıyla'' başlıyordu. Hala deve sürülerinin ana caddede serbestçe dolaştığı kent merkezine gazete almak için yapılan kısa bir gezinti sonrasında, Ahmet, Mica ve konukları, sipariş üzerine bir gecede gömlek ve panyolon diken terzilere giderler, kilimler ve toplarla pamuklu kumaş satın alırlardı.'' (s. 482)Şimdi gel de kitapta yazan diğer detayların gerçek olduğuna, yazarın hayal dünyasının ürünü olmadığına inan.
Kitap hakkında Ertegün'ün karakterini yansıtan daha çok anektod olsa daha az teknik bilgi olsa tercih ederdim, jaz sevenler mutlaka okusun, kitap okurken bir de CD yapıp onu dinlemek lazım filan demek isterdim ama bunlara sıra gelemedi. İnsanlar bir kitaba 25 lira verip daha da önemlisi haftalarını ayırıp kitabı okuyorsa kitapta kötü çeviri ve imla hatalarından daha fazlasını bulmalılar. Ahmet Ertegün bu kitabı görse emeği geçenleri tefe koyardı herhalde. Siz de Ertegün'ün hayatını merak ediyorsanız başka bir kitaptan okuyun, okuma zevkinize yazık olmasın.
16 Nisan 2012 Pazartesi
Yazarların Maskesini Düşüren Kitaplar
Yazarlar, hele de eserleri klasik mertebesine ulaşmış olanlar, zihnimizde bizden çok farklı insanlar. Yaratıcılığın verdiği ruhsal gerilim ve bunalımlarının yanı sıra yalnız, sürekli yazan ve okuyan, entelektüel belki biraz çok içki veya tütün tüketen ama kendilerini edebiyata adamış ulu adamlar. Hatta Shakespeare gibilerini etten kemikten bir insan olarak tahayyül etmek bile pek güç.
Oysa aşağıda bahsedeceğim üç kitaba göre hiç de böyle değiller. Kimisi inanılmaz derecede pinti veya çapkın, kimileri o sanatçı kimlikleriyle ters düşecek derecede ırkçı, bazıları madde bağımlısı, bazıları da garip huylarının ve takıntılarının esiri. Evet yine sizin bizim gibi insanlar değiller (öyleler mi yoksa?) ama hayal ettiğimiz gibi hiç değiller!
Yazınsal Yaşamlar - Javier Marias
Yazarlar, özellikle de kurgucular karakterler yaratırlar, hatta bazen o karakterler - başka yazarlar eliyle - başka karakterleri doğurur. Kendisi de önemli bir romancı olan, belki de bir gün anlattığı yazarlarla birlikte anılabilecek Marias bu sefer yazarları birer roman kahramanı gibi kurgulamış. Üç Kuzey Amerikalı, üç İrlandalı, iki Rus, iki Fransız, iki İskoç, iki İngiliz (biri Hindistan'dan diğeri İngiltere'den), bir Alman, bir İtalyan, bir Çek, bir Polonyalı, bir Danimarkalı toplam 20 edebiyat kişisi hakkında yazılmış 4 sayfalık kısacık biyografileri okurken büyük yazarları değil, roman kahramanlarını okur gibi oluyorsunuz. Sonra edebiyatçıların hayatlarında yer etmiş kadınlar (Gelip Geçen Kadınlar) ve edebiyatçıların fotoğraflarının yorumlandığı (Kusursuz Sanatçılar-benim favorim) bölümler var. Bir yandan yazarların özel hayatlarının ilginç taraflarına göz atıyor, bir yandan da Marias'ın hoş anlatımının -ve uzun cümlelerinin- tadını çıkarıyorsunuz.
Yer verilen yazarlar Marias'ın kişisel ve kendi ifadesiyle rastgele tercihleri. İçlerinde hiç İspanyol yok. Belki de ülkesinin edebiyat camiasında bir tartışmaya yol açmak istemeyişinden. Şu örneklere bakın ve tartışma yaratıp yaratmayacağına siz karar verin.
Yazınsal Yaşamlar - Javier Marias
Yazarlar, özellikle de kurgucular karakterler yaratırlar, hatta bazen o karakterler - başka yazarlar eliyle - başka karakterleri doğurur. Kendisi de önemli bir romancı olan, belki de bir gün anlattığı yazarlarla birlikte anılabilecek Marias bu sefer yazarları birer roman kahramanı gibi kurgulamış. Üç Kuzey Amerikalı, üç İrlandalı, iki Rus, iki Fransız, iki İskoç, iki İngiliz (biri Hindistan'dan diğeri İngiltere'den), bir Alman, bir İtalyan, bir Çek, bir Polonyalı, bir Danimarkalı toplam 20 edebiyat kişisi hakkında yazılmış 4 sayfalık kısacık biyografileri okurken büyük yazarları değil, roman kahramanlarını okur gibi oluyorsunuz. Sonra edebiyatçıların hayatlarında yer etmiş kadınlar (Gelip Geçen Kadınlar) ve edebiyatçıların fotoğraflarının yorumlandığı (Kusursuz Sanatçılar-benim favorim) bölümler var. Bir yandan yazarların özel hayatlarının ilginç taraflarına göz atıyor, bir yandan da Marias'ın hoş anlatımının -ve uzun cümlelerinin- tadını çıkarıyorsunuz.Yer verilen yazarlar Marias'ın kişisel ve kendi ifadesiyle rastgele tercihleri. İçlerinde hiç İspanyol yok. Belki de ülkesinin edebiyat camiasında bir tartışmaya yol açmak istemeyişinden. Şu örneklere bakın ve tartışma yaratıp yaratmayacağına siz karar verin.
"Yazarın [Arthur Conan Doyle - Sherlock Holmes'ün yazarı] boks yaptığını göz önünde bulundurursak, gençliğinden beri kadınları savunmak için türlü alçakla karşı karşıya geldiği açıktır: Bir tiyatroda, aralarından biri genç bir kıza dirsek attığı için bir tabur askerle dövüşmüş, bir doktor olarak yerleşmeyi düşündüğü Portmouth'a daha varır varmaz bir kadına vurduğu için adamın birini tanınmaz hale getirmiştir. İster adına talih deyin, ister talihsizlik ertesi gün muayenehanesine gelen ilk hasta da bu adamdır, görünüşe göre bir gece önce gece karanlığında kendisini pataklayan doktoru tanıyamamıştır."
"İki yazar [Turgenyev ve Tosloy] arasında büyük farklılıklar ve bir dereceye kadar da arkadaşlık vardır kuşkusuz. Bir tartışmada konu gelip Rusya'nın batılılaşmasının uygun olup olmadığına dayanınca bu farklılıklar doruk noktasına ulaşır ve Tosloy Turgenyev'e meydan okuyarak onu düelloya davet eder, mesele bir-iki çiziğin ardından kutlamayla ve şampanyayla sona ermesin diye de, düello silahının tabanca olmasını önerir. Turgenyev özür diler ve iş tatlıya bağlanır, ama Tosloy'un onu sağda solda ödleklikle lekelediğini duyunca bu sefer o Tosloy'u düelloya davet eder, ancak uzun bir yolculuğa çıkmak üzere olduğu için davetini dönüşüne erteler. Bu kez özür dileme sırası Tosloy'a gelmiştir, böyle birbirlerini düelloya davet ede erteleye tam on yedi yol geçirirler..."
![]() |
Jorge Luis Borges Kaynak: wikipedia.org |
Aslında aşağıda bahsedeceğim Schnakenberg kitabına bakıldığında iki kitapta da yer alan yazarlar hakkında yazılan özel notların benzediği görülüyor. Yazınsal Yaşamlar'ın sonundaki kaynakçaya bakarak bazıları inanılmaz olan bilgilerin doğru, en azından gerçeğin -abartılı veya değil- yansıması olduğunu düşünüyorum.
Kitabın yeni kapağı koyu mavi renkli, Can Yayınları'nın klasik kitap kapağından farklı. Ben resimde gördüğünüz 2008 yılı baskısının kapağının hem resmini, hem standarttan biraz geniş oluşunu, hem de dizgisini daha çok sevdim ve bu baskıyı okudum. (Esas favorim Google'a "written lives" yazmanız halinde bulacağınız renkli kitap sırtlarında oluşan kapak!) Tek geliştirilebileceğini düşündüğüm nokta fotoğrafların netliği. Saman kağıt zamanla siyah-beyaz fotoğrafları zevk vermez hale getirebiliyor ve o güzelim fotoğraflara yazık oluyor.
Büyük Yazarların Gizli Hayatları - Robert Schnakenberg
Bu kitabı kitapçıda gördüm ve Tolkien hakkında birazdan alıntılayacağım kısmı okudum, sevdim. Birkaç yerde hakkında vasat yorumları okudum. Açıkçası illüstrasyonları, renkli baskısı, kullanılan kâğıt ve "esprili" dil bu yorumlarla birleşince beklentimi düşürdükçe düşürdüm. Hatta neredeyse okumayacaktım ki kütüphanede Yazınsal Yaşamlar kitabının durduğu rafın hemen üstünde görünce alıverdim. Pişman mıyım? Asla!
Öncelikle "beklenti ayarları" iyi yapılırsa son derece eğlenceli ve neredeyse öğretici bir kitap. Çoğunlukla, İngilizce eser vermiş yazarlardan ve edebi değerlerinden çok eksantriklikleri ölçü alınarak gayet sübjektif şekilde seçim yapılmış. Her bir yazar için ortalama 7-9 sayfa ayrılmış. Bölümler yazarın milliyetini, doğum ve ölüm tarihlerini, önemli eserlerinin adını ve edebi üslubunu belirten künye ile başlıyor. Hemen ardından bir buçuk-iki sayfalık ilginç bir kısa hayat hikâyesi yazılmış. Sonra bu kısımda dikkat çekilen noktalarla ilgili 6-7 anekdot aktarılmış. İçlerinden en tuhafı veya karikatürleştirmeye en uygunu Mario Zucca'nın elleriyle illüstrasyonlara dönüştürülmüş ve renkli, tam sayfa basılmış.
Peki bu "garip"likler arasında neler var? Buyurun size tadımlık bir kaç alıntı*...
"Balzac'ın edebi üretkenliğini tetikleyen şey neydi? Ne olacak, milyonlarca insanın şu bitmek bilmez akşam toplantılarını atlatmasını sağlayan şey: bildiğiniz yüksek oktanlı kahve. Gecelerini gündüze katan Fransız yazar, günde yaklaşık elli adet koyu Türk kahvesi içiyordu. Starbucks'ın olmadığı bir çağda bu miktarda bir tüketim, hakiki bir maharet gerektiriyordu. Kahvesini pişirilmiş halde önüne getirtemediği zamanlarda yazar, Limbaugh stiline başvurarak bir avuç çekirdeği öğütüp ağzına atıyordu."
"Dickens şimdi, insanların seri şekilde yayınlanan uzun romanlarını satın almak için kuyruklar oluşturduğu bir dünyada yaşıyordu. 1841'de New York'ta altı bin kişi Antikacı Dükkânı'nın en son çıkan bölümlerinin gelişini beklemek için bir limanda toplanmıştı. Romanın gözü pek genç kahramanının kaderini merak edenler, yaklaşan buharlı gemideki denizcilere 'Küçük Nell ölüyor mu?' diye sesleniyordu ... Dickens zamanının Stephen King'iydi; eleştirmenler tarafından sevilmez ama çok sayıdaki tutkulu hayranından saygı görürdü."
"J.R.R. Tolkien Hobbit'i yalnızca yazmakla kalmadı. İçten içe kendisinin de bir Hobbit olduğuna inandı. Milyonlarca hayranından birine 'Ben aslında (boyutlarım hariç) bir Hobbit'im' demişti. 'Bahçeleri, ağaçları, traktörlerle sürülmemiş tarlaları severim. Pipo içer iyi ve basit (dondurulmamış) yiyecekleri severim ama Fransız yemeklerinden nefret ederim. Şu yavan çağda süslü yelekler giymeyi sever, hatta göze alırım. (Tarladan toplanmış) mantara bayılırım, (beni beğenen eleştirmenlerimin bile bezdirici bulduğu) çok basit bir espri anlayışım vardır. Geç yatar (mümkün olduğunda) geç kalkarım. Fazla seyahat etmem.'"
"Franz Kafka: Öldür beni yoksa katilsin!" (Son sözler bölümünden)
Şunu da demeden geçemeyeceğim kitabın baskısı işgüzarlık örneği. Domingo Kitap aslında o kaliteli ve kalın kağıt seçimiyle, renkli baskısı, düzgün dizimi ve az sayıdaki imlâ hatasıyla güzel iş yapmaya çok yaklaşmış. Yalnız benim gibi okurken kitabın estetiği değil benim konforum önce gelir diyenlerdenseniz baskı size göre değil. Bir kere belki de renkli baskıyı kaldırabilmesi için kullanılmış olan o kalın kâğıt 300 sayfalık kitabı 1000 sayfalık kitapların ağırlığına ulaştırmış. Kapak ve ciltleme öyle acayip ki normal şekilde kitabı açık bir masaya koymanız mümkün değil, katlanmıyor, kapanıyor. Mutlaka elinizle zapt etmeniz gerek ki bu da zamanla çok yorucu bir hal alıyor. Yorulup benim gibi aman ya şunu biraz zorlayayım iyice açayım bakalım dediğinizde hemen yaprak aralarından cildin dibi yapışkan zemini görünmeye başlıyor. Cilt sağlam sanırım, dağılacak gibi durmuyor ama yine de moral bozucu.
"Balzac'ın edebi üretkenliğini tetikleyen şey neydi? Ne olacak, milyonlarca insanın şu bitmek bilmez akşam toplantılarını atlatmasını sağlayan şey: bildiğiniz yüksek oktanlı kahve. Gecelerini gündüze katan Fransız yazar, günde yaklaşık elli adet koyu Türk kahvesi içiyordu. Starbucks'ın olmadığı bir çağda bu miktarda bir tüketim, hakiki bir maharet gerektiriyordu. Kahvesini pişirilmiş halde önüne getirtemediği zamanlarda yazar, Limbaugh stiline başvurarak bir avuç çekirdeği öğütüp ağzına atıyordu."
"Dickens şimdi, insanların seri şekilde yayınlanan uzun romanlarını satın almak için kuyruklar oluşturduğu bir dünyada yaşıyordu. 1841'de New York'ta altı bin kişi Antikacı Dükkânı'nın en son çıkan bölümlerinin gelişini beklemek için bir limanda toplanmıştı. Romanın gözü pek genç kahramanının kaderini merak edenler, yaklaşan buharlı gemideki denizcilere 'Küçük Nell ölüyor mu?' diye sesleniyordu ... Dickens zamanının Stephen King'iydi; eleştirmenler tarafından sevilmez ama çok sayıdaki tutkulu hayranından saygı görürdü."
![]() |
Balzac, Kafka, Tosloy, Wilde Kaynak: domingo.com.tr |
"Franz Kafka: Öldür beni yoksa katilsin!" (Son sözler bölümünden)
Şunu da demeden geçemeyeceğim kitabın baskısı işgüzarlık örneği. Domingo Kitap aslında o kaliteli ve kalın kağıt seçimiyle, renkli baskısı, düzgün dizimi ve az sayıdaki imlâ hatasıyla güzel iş yapmaya çok yaklaşmış. Yalnız benim gibi okurken kitabın estetiği değil benim konforum önce gelir diyenlerdenseniz baskı size göre değil. Bir kere belki de renkli baskıyı kaldırabilmesi için kullanılmış olan o kalın kâğıt 300 sayfalık kitabı 1000 sayfalık kitapların ağırlığına ulaştırmış. Kapak ve ciltleme öyle acayip ki normal şekilde kitabı açık bir masaya koymanız mümkün değil, katlanmıyor, kapanıyor. Mutlaka elinizle zapt etmeniz gerek ki bu da zamanla çok yorucu bir hal alıyor. Yorulup benim gibi aman ya şunu biraz zorlayayım iyice açayım bakalım dediğinizde hemen yaprak aralarından cildin dibi yapışkan zemini görünmeye başlıyor. Cilt sağlam sanırım, dağılacak gibi durmuyor ama yine de moral bozucu.
Son bir şey daha: Tebrikler çevirmen Duygu Akın'a! Bu mizahi dili, popüler kültüre atıflarla dolu metinleri çevirmek kolay olmasa gerek. Akın başarıyla tüm şakaları, kapaktan da görüleceği üzere argo, deyim ve şarkıları sanki aslında Türkçe yazılmışlar gibi çevirmiş.
Tanımadığımız Meşhurlar - Hikmet Feridun Es

Peki Türk yazarlar hakkında böyle bir kitap var mı? Münhasıran yazarlara ayrılmış benim bildiğim bir kitap yok. Eğer olsaydı lise edebiyat derslerine renk katardı; hangi yazar hangisiyle dönemdaş, kim kimi neyle eleştiriyor, önemli eserlerdeki biyografik unsurlar neler ya da belki sadece kim hangi kitabı yazmış gibi konuların öğrenilmesi kolaylaşırdı.
Öte yandan zamanında Tanımadığımız Meşhurlar kitabında birçok yazar hakkında çok ilginç bilgilere yer verilmiş. İncelediğim kadarıyla meşhurlar 1900'lerin başında yaşamış fikir adamları, edebiyatçılar, sanatçılar, bilim insanları ve siyasilerden oluşuyor. Kitaptan tadımlık bir parça Ahmet Hakan'ın Ne Varsa Eskilerde Var başlıklı yazısında sunulmuş.
* Şimdi baktım da Schnakenberg'in kitabından seçtiğim alıntılar "en garipler" değil de en beğendiklerim olmuş galiba (Sanırım aynı şey Marias'ın kitabı için de geçerli). Yoksa gariplik arıyorsanız çılgın fantezilerden aile boyu intiharlara, idrar içenlerden simetri ve hijyen hastalarına kadar her şey var kitapta.
* Şimdi baktım da Schnakenberg'in kitabından seçtiğim alıntılar "en garipler" değil de en beğendiklerim olmuş galiba (Sanırım aynı şey Marias'ın kitabı için de geçerli). Yoksa gariplik arıyorsanız çılgın fantezilerden aile boyu intiharlara, idrar içenlerden simetri ve hijyen hastalarına kadar her şey var kitapta.
9 Mart 2012 Cuma
Hayatın Kurgusu: 2- Biyografiler
Hayat en büyük kurgu ustası. En yaratıcı hayalleri zorlayan öyle hayatlar yaşanıyor ki... İşte bu hayatların sahipleri ya zaman ya da yetenek eksikliğinden öykülerini kayıt altına alamazsa devreye yetenekli kalemler giriyor. Belki bu durum, özellikle kahraman artık hayatta değilse, birinci ağızdan dökülen itirafları, sırları, duygu ve düşünceleri engelliyor ama yetkin biyografi yazarları, geniş araştırmaları kısmi bir tarafsızlıkla harmanlayıp etkileyici kitaplar ortaya çıkarıyorlar. Yine de hayatların kendisinin yanında sönük kalıyorlar sanki... Ne hayattan daha etkileyici olabilir ki?
Akıl Oyunları - Sylvia Nasar
Akıl Oyunları kitabı Türkiye'de filminin gösterime girmesinin hemen ardından basıldı. Film o kadar tuttu ki kitap kapağını baş rol oyuncusu Russle Crowe süsledi. Kupürler 2002 yılına ait. |
İktisat, matematik, politika, sosyoloji, biyoloji veya fizik okumadıysanız John Forbes Nash, Jr.'i duymamış olabilirsiniz. Bir bilim adamının birbirinden böylesine farklı alanların tümünde adından söz ettirmesi sanırım en son mimarların aynı zamanda astronomi ve matematik, doktorların ise kimya ve felsefeyle de uğraştığı Rönesans döneminde yaşanmıştır. İnsanların bir akademik disiplinin bir branşındaki tek bir konunun bir yönüne tüm hayatlarını adadıkları bir çağda, Nash kişilerin rekabet ve işbirliği davranışlarını matematiksel bir modele dönüştürmeyi ve yüzyıldır cevaplanamamış matematik ve geometri sorularını çözmeyi başararak tüm bu alanlara önemli katkılar sağladı. Bunlar öyle önemli katkılardı ki katkıları "Nash..." (Örn: Nash Dengesi) formülüyle anılmaya başlandı ve adı artık makalelerine referans verilmesini gerektirmeyecek bir marka seviyesine ulaştı.
İşte Sylvia Nasar'ın yazdığı Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) böyle bir dehanın hayat hikayesi. Üstelik yukarıda anlatılanlar hikayenin sadece ilk kısmı. Her zaman insanlardan uzak, kibirli, kolayca yoğunlaşabilen ve sosyal becerileri kısıtlı bu dahinin 30 yaşında profesörlüğe terfi etmesi aynı zamanda aşırı bilinç, huzursuzluk, sanrılar ve gerçeklikten kopma gibi şizofreni belirtilerinin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor. Böylece Nash'in birkaç sayfalık devrim niteliğindeki makalelerinin klasikleştiği, ama kendisinin kimi zaman kliniklerde kimi zaman eşi Alicia'nın yanında yaratıcılığını ve dehasını felç eden paranoit şizofreni ile savaştığı ikinci dönem başlıyor. Genç matematikçiler onu öldü sanıyor, eskiler unutuyor, bir zamanlar kibri ve dehasından ötürü ona takılan "Gnash" adı, üniversite koridorlarında hayalet gibi dolaşması nedeniyle "Phantom of the Hall" ile değişiyor. Rahatsızlığı nedeniyle hak ettiği ödül ve onurlardan da mahrum bırakılan Nash, 25 yılın sonunda usulca geri dönüyor. Bilgisayar programları yazıp hastalığı başlamadan önce ilgilendiği problemleri araştırmaya koyuluyor. Bu üzücü hikayeye mutlu bir paragraf eklemek, unutulmuş ve hak ettiği ödülleri alamamış bu dehaya bir takdir sunmak için sevenleri tarafından yapılan yoğun lobiler sonucunda, ama en çok da Oyun Teorisi'ne kattıklarıyla 1994 Nobel Ekonomi Ödülünü alıyor.
![]() |
| John Forbes Nash, Jr. Kaynak: wvencyclopedia.org |
Kitap sadece Nash'in hayatını değil, akademik camia, Soğuk Savaş dönemindeki ABD toplumu, siyaseti ve bilim dünyası, Nobel Ödülü, şizofreni ve psikiyatri hakkında da çok ilginç ve değerli bilgiyi de içeriyor. Gazetecilik profesörü olan Nasar'ın kitap için yaptığı derin araştırma müthiş. Nasar öyle çok araştırmış ve aktarmış ki biyografinin içinde birçok popüler bilim makalesi saklanmış gibi. Ayrıca Nash'in kişiliği hakkındaki tahliller doyurucu. Öte yandan yazının akıcılığı inanılmaz. Bu yazıyı yazmak için elime aldığım kitabın yine fark etmeden 100 sayfasını bir çırpıda okudum. Fotoğraflar siyah beyaz ve saman kağıda basıldığı için pek iç açıcı değil ama anlatılanların etkisiyle insan bunu pek önemsemiyor. Ayrıca kitap da konu aldığı deha gibi başarılı: biyografi dalında Ulusal Kitap Eleştirmenleri Ödülü (1998), Pulitzer Ödülü adaylığı, Rôhne Poulenc Ödülü kısa listesi (1999), New York Times Best-Seller listesi...
Onun Parlak Işığı - Danielle Steel
Danielle Steel'i sayısız aşk-macera romanlarından biriyle tanıyor olabilirsiniz. Bu kitap belki dili, anlatımı ve duygusallığı açısından diğer Steel kitaplarına benziyor olabilir. Oysa içeriği ve şüphesiz yazarına yaşattıkları açısından bambaşka. Çünkü bu ünlü yazarın 8 çocuğundan biri olan Nick Traina'nın kısa ve üzücü hayat hikâyesi.Önsöze göre "Bu, bir hastalığın, bir yaşam savaşının ve ölüme karşı yarışın öyküsü." Bahsedilen hastalık manik depresyon. Kimi zaman manik (aşırı, saplantılı, uçlarda) kimi zaman da depresif (mutsuz, karamsar, yılgın) uçlara savrulan zeki ve sevimli çocuk büyüdükçe hastalığının da boyutları büyüyor. Aile, belirtilerin ağırlaşmasıyla Nick'e tehşis konulmasından ona destek olmak için gereken şartları sağlamaya, onu kendinden korumaktan kendi ruh sağlıklarına sahip çıkmaya amansız bir mücadeleye girişiyor.
Steel'e göre bu kitabın yazılmasının iki nedeni var. Birincisi, kendisinden başka bir kitabı ona adamasını istemiş olan oğlunun hatırasını onurlandırmak. İkincisi ise bu hastalıkla mücadele eden ailelere kendi bilgi ve tecrübelerini aktararak onlara umut vermek, yardımcı olmak. Belki de biraz da hastalığın ölümcül olduğu konusunda insanları uyarmak.
![]() |
| Danielle Steel ve oğlu Nick, 1997 |
Kitabın etkileyiciliğini artıran başka bir unsur da fotoğraflar. Fotoğraflar siyah-beyaz olsa da çok ilginç. Yandaki fotoğraf bunlardan biri. (Arka kapakta kullanıldığı için renkli.) Nick'in ölümünden kısa süre önce ablası Beatie'nin düğününde çekilmiş bir fotoğraf. Ayrıca kitapta müzisyen olan Nick'e ait şarkı sözlerine, onu tanıyanların ifadelerine, anne-oğul arasındaki mektuplara ve Nick'in günlüklerinden alıntılara da yer verilmiş.
Hepburn bu kitaba kadar benim için zarif bir kadın, retro eşyalarda veya mekanlarda dekorasyon amaçlı kullanılan bir yüz ve bir de uçakta izlemeye başlayıp sonra uykunun cazibesine kapılarak yarım bıraktığım Breakfast at Tiffany's demekti. Bu kitabı da bana bir buçuk liraya mâl olduğu için aldım. Kitabı okuyunca anladım ki Hepburn aslında orta-üst sınıftan bir adamın karısı olmayı, 4-5 çocuk doğurup hayır işlerinde çalışarak yaşlanmayı isteyen ama ekmek parası kazanayım derken meşhur olmuş zarif ve çalışkan bir kadın.
Hepburn istisnai bir yeteneği olmasa da disiplini, sabrı, çalışkanlığı ve insan ilişkilerindeki olumlu tavrıyla başarılı işler yapmış. Başarılı filmleri kadar kötü işleri de olmuş. Hollywood yıldızı olmasına rağmen Avrupa'da filmler çekip Avrupa'da yaşamış. Ölümden döndüğü müthiş zorlu bir çocukluk geçirmiş. Bu çocukluğun, alçak gönüllü yetiştirilmesinin ve sevip sevilme ihtiyacının bir sonucu olarak hayatının son döneminde kendini özellikle çocuklarla ilgili hayır işlerine vermiş. Hepburn'u anlamak için Breakfast at Tiffany's ve Roman Holiday kadar , belki daha fazla The Nun's Story'ye bakmak gerek. Hepburn'ün çocukluk yılları ve The Nun's Story filminin hazırlık dönemini en çok beğendiğim kısımlar oldu. Yalnız kitap Hepburn'ün özel hayatından çok kariyerine yer vermiş. Özellikle oyuncunun özel hayatını merak edenler başka biyografilerini okumayı tercih edebilirler.
Yazarın sinema tutkusu ve detaylı araştırması kendini gösteriyor - özellikle kitabın sonundaki 22 sayfalık referans listesinde. Hepburn'ün rollerine nasıl hazırlandığı, filmlerinin güçlü ve zayıf yönleri, o dönemde aldığı eleştriler, Hollywood ve Avrupa film sektörleri arasındaki farklar gibi konularda açıklamlar var. Bu açıdan sıradan okuyucuların yanı sıra sinema severlerin ve sinema öğrencilerinin de faydalanabileceği bir kitap. Siyah-beyaz da olsa fotoğrafların kuşe kağıda basılması güzel olmuş; hem daha net görünüyor hem de ileride solup bozulmayacağa benziyor. Fotoğraflar genelde filmlerinden ve setlerden alınmış. Çocuklarının veya düğün, tatil, kutlama gibi özel hayata ilişkin fotoğrafların olmaması biraz hayal kırıklığı yarattı.
Hepburn istisnai bir yeteneği olmasa da disiplini, sabrı, çalışkanlığı ve insan ilişkilerindeki olumlu tavrıyla başarılı işler yapmış. Başarılı filmleri kadar kötü işleri de olmuş. Hollywood yıldızı olmasına rağmen Avrupa'da filmler çekip Avrupa'da yaşamış. Ölümden döndüğü müthiş zorlu bir çocukluk geçirmiş. Bu çocukluğun, alçak gönüllü yetiştirilmesinin ve sevip sevilme ihtiyacının bir sonucu olarak hayatının son döneminde kendini özellikle çocuklarla ilgili hayır işlerine vermiş. Hepburn'u anlamak için Breakfast at Tiffany's ve Roman Holiday kadar , belki daha fazla The Nun's Story'ye bakmak gerek. Hepburn'ün çocukluk yılları ve The Nun's Story filminin hazırlık dönemini en çok beğendiğim kısımlar oldu. Yalnız kitap Hepburn'ün özel hayatından çok kariyerine yer vermiş. Özellikle oyuncunun özel hayatını merak edenler başka biyografilerini okumayı tercih edebilirler.
Yazarın sinema tutkusu ve detaylı araştırması kendini gösteriyor - özellikle kitabın sonundaki 22 sayfalık referans listesinde. Hepburn'ün rollerine nasıl hazırlandığı, filmlerinin güçlü ve zayıf yönleri, o dönemde aldığı eleştriler, Hollywood ve Avrupa film sektörleri arasındaki farklar gibi konularda açıklamlar var. Bu açıdan sıradan okuyucuların yanı sıra sinema severlerin ve sinema öğrencilerinin de faydalanabileceği bir kitap. Siyah-beyaz da olsa fotoğrafların kuşe kağıda basılması güzel olmuş; hem daha net görünüyor hem de ileride solup bozulmayacağa benziyor. Fotoğraflar genelde filmlerinden ve setlerden alınmış. Çocuklarının veya düğün, tatil, kutlama gibi özel hayata ilişkin fotoğrafların olmaması biraz hayal kırıklığı yarattı.
Spoto doktora seviyesinde teoloji eğitimi almış, 12 yıl üniversitede profesörlük yapmış sonra da sinemaya olan tutkusunu film endüstrisinin ünlülerinin biyografilerini yazmaya akıtmış. Bu dramatik kariyer değişimine bir de teoloji eğitimi almış birinin homoseksüel olmasını ekleyince birileri de Spoto'nun hikayesini yazmalı diye düşünüyorum. Ama Spoto'nun cevabı farklı: "Yo, bir yazarın hayatına ilgi duyacak birini hayal edemiyorum. Bütün gün bir odada küçük kağıt parçalarıyla tek başımıza oturup onlardan bir anlam çıkarmaya çalışıyoruz."
Etiketler:
akıl oyunları,
audrey hepburn,
biyografi,
danielle steel,
donald spoto,
gerçek hikayeler,
hayatın kurgusu,
john nash,
nick traina,
onun parlak ışığı,
sylvia nasar,
zarafet
6 Mart 2012 Salı
Güral'ın Tornasından Bu Kitap Nasıl Çıktı?
Biyografi dahil, yaşanmış öykülere ilgi duyuyorum. Hayat öyle enteresan ki en kötü anı/biyografi/otobiyografi kitabı bile vasat bir kurgudan daha etkileyici ve öğretici oluyor. İşte bu düşüncelerle eskaza elime geçen Rıdvan Akar'ın yazdığı Rıza Güral'ın Tornası kitabını okumaya başladım. Kitabın başlarında da az önce yazdıklarımın geçerli olduğunu düşünerek halimden memnundum... Sonra...
Hata Etmişim, Çok Geç Anladım...
![]() |
| Kapak biraz bezgin mi olmuş? |
"1. Dünya Savaşı", "saat 03'te" gibi sırıtan yazımları geçtim zira önümde daha vahim hatalar vardı. Bütün kitap boyunca tırnak içine alınarak aktarılmış konuşmalar küçük harfle başlayıp sonunda bir noktalama işareti olmadan bitiyordu. Ah pardon, tırnak içine alınmış cümlelerden büyük harfle başlayanlar da var: bir paragraf oluşturanlar. Tabi bu ilginç yazım kuralını bulana ne kadar uzun olursa büyük harfi ve noktalama işaretini hak ediyor diye sormak gerek. Zaten onaylama anlamındaki "tabi"nin "tabii" (doğal) olarak yazılmasını "apartopar", "...her zaman için Pazar sorunu..." (3 kere), "hiç bir", "koydular..", "gözükaralığı", "doğalgaz", "iş'in içinde", "iş'te", "ağabey'i Erol", "Rıza ağabey'den", "birşey", "1994'de", "büyük Adliye binası" ve diğerleri takip edince ben bu soruyu unuttum.
Kafalar Karışmış
Yazım o kadar uydurma, o kadar baştan savma ki hatalarda tutarlılık bile yok. Sayfa 82'de iki defa "Güralların" denirken sekiz sayfa sonra "Gürallar'ın" denmeye başlanmış. Aynı kafa karışıklığı aynı sayfada (171) "1 Kasım" ve "01 Ocak", başka bir sayfada (192) ise "2009 yılının Mayıs ayında" ve "2010 yılı mayıs ayında" yazılmasıyla devam etmiş. Tabi kitap boyunca "iş adamı" yazılıp arka kapakta "işadamı"na dönülmesi de var. Şimdi imlâ bilmeden basit bir mantıkla, ikisinden biri doğruysa diğerinin de doğru olamayacağı ortadayken neden yaptınız bunu, neden?
İşte Bu Çok Fazla
Ama bu yazıyı yazmamın nedeni tüm bunların üstüne tüy diken anlatım bozuklukları oldu. ÖSYM Türk gençliğine hiçbir şey öğretmediyse anlatım bozukluğunu ve gidermeyi öğretmiştir. Ortalama bir lise öğrencisi "yüzde 85'ler" demez. (Türevleri tam dört kez kullanılmış.) Yüzde 85'lere varan karlılıktan kastınız %85,1, %85,2, %85,3 ise orasını bilemem. Ah, evet, biz Türkçede ondalık değer belirtirken virgül kullanıyoruz; sizin gibi nokta kullananlar İngilizce yazanlar. Tabi sık sık "section" (bölüm) , "know-how" (yap-bil/işbilirlik), "background" (arka plan/zemin) demek İngilizce yazmak değil, bunu atlamayalım.
Daha başka anlatım bozuklukları ve düşük cümleler de var ama ben şu epik cümleyle özet geçmek istiyorum: "Ama cv'nin arkasındaki fon renkli bir background ile tasarlanmıştı." Dostum sen ne yaptım ya? Sanki ön fon varmışçasına zaten arkada olan bir şeyin arkada olduğunu belirttiğin yetmezmiş gibi, öz geçmiş yerine "cv" (bari CV yazsaydın!), zemin yerine de "background" demişsin. İnan bana "Ama öz geçmişin fonu renkli tasarlanmıştı." deseydin de biz seni anlardık. Hatta daha iyi anlardık.
Güral'ın Tornasından Bu Kitap Nasıl Çıkar?
![]() |
Rıza Güral ile çocukları Erol ve Esin, belgesel ve kitabın galasında, 2011, İstanbul Kaynak: klassmagazin.com |
Kitapta bu kadar vurgulanan başka bir şey de Rıza Güral ve babası Ali Güral'ın masraftan kaçınmayarak kötü veya yanlış yapılmış bir şeyi mutlaka yıkıp baştan yaptıklarıydı. Ayrıca ne kadar titiz oldukları, mükemmelden azıyla yetinmedikleri, gerçekçi olup imkansızı hedefledikleri vurgulanıyordu. Buradan hareketle, yavan üstelik korkunç yazım ve anlatım hatalarıyla dolu bu kitabın hala Güral fabrikalarını ziyaret edenlere hediye edilmesinin tek geçerli sebebinin bu acı gerçekten Rıza Güral'ın habersiz olması olabileceğini düşünüyorum. (Kitaba göre Rıza Güral okumaktan çok sıkılırmış, uzun raporların özetini istermiş. Kitabı da okumamış olabilir.)
Yani...
Yani...
Son sözüm önce Chiviyazıları'na ve daha önce imlâsını eleştirdiğim kitaplara. Sevgili Chiviyazıları, düzeltme okumasını kaça yaptırdıysan (tabi yaptırdıysan) ben yarı fiyatına yaparım. Elimdeki kopyada halihazırda hatalar işaretli. Ayrıca bu kitabı bu halde satma, ayıptır.
Yazım veya anlam hatası var diye eleştirdiğim kitaplara sesleniyorum: Nasıl ahınızı aldıysam artık, dünya kaç bucakmış gördüm. Beterin beteri varmış. Değerinizi anladım. (Ama yine de yapmasanız daha iyi olur.)
Yönetici Özeti: Ne işine ne okuyucusuna en ufak saygı ve özen emaresi taşıyan bu yavan kitabı sakın almayın, okumayın. Ne paranıza ne zamanınıza yazık edin. Ben Rıza Güral'ı çok merak ediyorum diyorsanız da belgesel daha iyi bir tercih olabilir. Biyografi okumak istiyorsanız daha iyileri var, örnekleri işte burada (Hayatın Kurgusu: 2- Biyografiler).
Not 1: TDK yazım kılavuzu ve kuralları baz alınmıştır.
Not 2: Bu yazımda ve diğerlerinde elbette ben de hatalar yapmış olabilirim. Tekrar tekrar okuyarak birçoğunu düzelttim. Atladıklarımın haber verilmesinden memnuniyet duyarım.
Not 1: TDK yazım kılavuzu ve kuralları baz alınmıştır.
Not 2: Bu yazımda ve diğerlerinde elbette ben de hatalar yapmış olabilirim. Tekrar tekrar okuyarak birçoğunu düzelttim. Atladıklarımın haber verilmesinden memnuniyet duyarım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















