bleak house etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bleak house etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Stephen King'in İlk 10'u

Kaynak: stephenking.com
Stephen King bir marka. On yıllardır dünyanın en çok satan ve sevilen yazarının başında gelmekle kalmayan, korku-gerilim türünü temsil edecek kadar çok ve nitelikli eserler vermiş bir yazar. Bu türü sevmeyenlerin (mesela ben) bile çoğu en az bir King romanı okumuştur. Korkuyu sevenlerin çoğu ise King kitaplarının tümünü! İlgi bu denli büyük, yazarın kitapları sayıca bu kadar çok olunca yapılan "en iyi King romanları" listelerinin haddi hesabı yok. Hatta King'in en sevdiği King kitabı hakkında bile bilgi bulmak mümkün. 

Hal buyken King'in en sevdiği kitaplar da merak konusu. Sizce King neler okuyup neleri beğenmiştir? Korku ve gerilim dolu kitapları mı? Eğer böyle düşünüyorsanız aşağıda yazarın açıklamalı listesini görünce şaşıracaksınız. Belki de hep dram türünde duygusal kitaplar yazmak istemiş ancak yeteneğinin rehberliğinde ve biraz da yayıncıların beklentileriyle hep korku-gerilim türünde ürün vermiş* bir yazar için liste hiç de şaşırtıcı değil. 

"1. The Golden Argosy - Van H. Cartmell & Charles Grayson (editörler)
The Golden Argosy'yi** ilk olarak Maine'ın Lizbon Şelaleleri'ndeki*** The Jolly White Elephant (Neşeli Beyaz Fil) adlı bir ucuzlukçuda, indirimde 2,25 dolara buldum. O an sadece dört dolarım vardı ve yarısından fazlasını ciltli bile olsa tek bir kitaba harcamak zor bir karardı. Hiç pişman olmadım.

Aslında 1947'de basılmış ve 1955 yılında yeniden yayımlanmış - ama o tarihten beri bir daha güncellenmemiş veya yeniden basılmamış - olan The Golden Argosy kabaca elli beş hikâyelik bir antoloji. Editörlerin "kaliteli kurgu" gibi bir zanları yok, sadece 19. yüzyıl ve II. Dünya Savaşı'na kadarki dönemde 20. yüzyılda yayımlanan en sevilmiş öyküleri yayımlamaya çalışmışlar.

Korkunç derecedeki güncelleme ihtiyacına rağmen, (mesela Raymond Carver, Joyce Carol Oates yok çünkü böyle yazarlar çok daha sonra ortaya çıktılar) okuyucular ve yazarlar için müthiş bir kaynak olmayı sürdürüyor, kelime anlamıyla bir hazine, Bret Harte'nin "Outercasts of Poker Flat"i gibi duygusal bir şaheserden Willa Cather'in "Paul's Case"i gibi gerçekçi karakter incelemesine kadar her şeyi kapsıyor.

Her okuyucu aşikâr eksiklikler bulacaktır (örneğin Dorothy Parker'ın "Big Blond"u); fakat Faulkner klasiğiniz (A Rose for Emily), Hemingway'iniz (The Killers), Poe'nuz (The Gold-Bug) var. F. Scott Fitzgerald'ın meşhur "zenginler senden benden farklıdır" gözlemini yaptığı "The Rich Boy" ve Sherwood Anderseon (I'm a Fool) ve John Collier'in (Back for Christmas) göz ardı edilmiş mücevherlerini de içeriyor.

The Golden Argosy bana iyi yazma konusunda aldığım tüm derslerden daha çok şey öğretti. Harcadığım en iyi 2,25 dolardı.

2. Adventures of Huckleberry Finn (Huckleberry Finn'in Maceraları) - Mark Twain (1884)
Hemingway "Bütün modern Amerikan edebiyatı ... Huckleberry Finn'den gelir" diye buyurmuştur. Bir kişi  doğrudan iki kader arkadaşının; ebeveynlerince istismar edilmiş Huck ile kaçak köle Jim'in, salla Mississippi'den aşağı kanundan ve toplum teamüllerinden  kaçışının serüveni olarak okuyabilir. Veya kitap, Twain'in, sadece görünüşte naif olan Huck'ı, genelde antipatik  karakterlerin ev sahipliğinde gördüğü ırk bağnazlığının kötülükleri, dini ikiyüzlülük ve kapitalist hırs hakkında iğneleyici yorumlarda bulunmak için kullandığı yıkıcı bir hicivdir. Huck'ın "medeniyet"in defolu standartlarına uymaktansa "diğerlerinin önündeki topraklara doğru sıvışma"**** kararını alması özgün Amerikan bireysellik çabasını ve Daniel Boone'dan Easy Rider'a uzanan  uyum göstermeyi reddetmeyi yansıtır.

3. The Satanic Verses (Şeytan Ayetleri) - Salman Rüşdi (1988)
Teröristler uçaklarını havaya uçurduktan sonra iki Hint aktör gökyüzünden düşer. Yere indiklerinde birinin haresi diğerinin boynuzları vardır. Bu dolgun, lirik, etkileyici ve gerçek üstü roman iyi ve kötü, sevgi ve ihanet,  bilgi ve cehalet arasındaki bulanık çizgi boyunca kayan birbiriyle bağlantılı iki ana olay örgüsünü takip eder. İlk olay örgüsü bu adamların karışık hayatlarını ve Londra ile Bombay'daki garip dönüşümleri detaylandırırken, ikinci olay örgüsü Muhammed'in hayatını yeniden kurguluyor, bu öylesine kritik ki İran'dan Ayetullah Humeyni, Rüşdi'yi idam cezasına çarptırdı.

4. McTeague - Frank Norris (1899)
Cesur gerçekçilik, sosyal vicdan ve Amerikan rüyası, San Francisco'da diplomasız dişçi olan beceriksiz maden işçisinin bu öyküsüne güç veriyor. Genç bir kadınla evleniyor ve kadın piyangodan ufak bir servet kazanıncaya kadar mutlu bir hayatı paylaşıyorlar. Bu talih, çiftin hırsını ve arkadaşlarının hasetini ateşliyor. Herkes için felakete ve en akılda kalıcı edebi finallerden birine yol açıyor: Death (Ölüm) Vadisi'nde birbirlerine kelepçeli biri sağ, biri ölü iki adam.

5. Lord of Flies (Sineklerin Tanrısı) - William Golding (1955)
Genelde dokuzuncu sınıf okuma listesinin en sarsıcı - kim domuzun kafasını unutabilir ki? - kitabı, Nobel Ödüllü yazarın en ünlü romanı bir uçak kazasından sonra bir adaya çıkan bir grup genci anlatır. Bazıları, entelektüel Piggy gibi, kurallar ve toplum geliştirmeye çalışır fakat vahşet üstün gelir ve gençler şiddet, kabilecilik ve uğursuz törenlere dayalı bir düzene dönerler.

Dickens en çok Viktoryen toplumun her köşesinin izini süren muazzam olay örgüleriyle bilinir ve Kasvetli Ev de bu mükemmeliyet beklentilerini karşılar.  Kurgu, utanılacak ebeveynlik bağlarından habersiz bir öksüzün dokunaklı hikâyesi ile görünüşe göre tüm Londra'yı ilgilendiren ironik ve trajikomik bir davayı birbiriyle örer. Bunu yaparken roman, diğer Dickens romanlarının hepsinden çok yazarın olgun yeteneklerini barındırır ve insanın içten içe yanması vakasını içeren tek Viktoryen romandır.

7. 1984 - George Orwell (1948)
Orwell'ın antiotoriter ünü büyük oranda vatandaşların Düşünce Polisi ve birbirleri tarafından gözetlenirken kendilerine sürekli "Büyük Birader sizi izliyor" diye hatırlatılan otoriter bir gelecekte kurulu bu romanından kaynaklanır. Bu ortamda Winston Smith sırf hafızası işliyor diye tehlikede olan bir adamdır. Parti'nin vatandaşlar üzerindeki tüm denetiminin mesajlarını ve vatandaşların hafızalarını kontrol etme gücüne bağlı olduğunu anlar ve yavaşça önce tehlikeli bir gönül macerasına sonra Kardeşlik denen Büyük Birader ile mücadele etmek için birleşmiş kadın ve erkeklerden oluşan bir ittifakın içine çekilir. Orwell'ın 1984 için yarattığı kelimeler (çiftdüşün, Büyük Birader, yenisöylem) ise bugünün kelime dağarcığının bir parçası haline gelmiştir.

8. The Raj Quartet - Paul Scott (1966-1975)
Popüler televizyon dizisinin ün kazandırdığı bu zengin roman dörtlemesi birkaç ilginç yaşamın incelenmesi vasıtasıyla Hindistan'daki İngiliz hâkimiyetinin (the Raj) son yıllarına hayat veriyor. Hintli Hari Kumar'ın  İngiliz kadın Daphne Manners ile ırklar arası ilişkisi, polis müfettişi Ronald Merrick'in kariyer ve seks fırsatçılığı, idealist misyoner Barbie Barchelor'un gizlice yayılan deliliği ve çaresizliği, Hindistan bilmecesinin çözmeye çalışan iyi niyetli diplomat Guy Perron'un başarısızlığı; devasa, unutulmaz ve kapsamlı bir  anlatımın içinde titizlikle işleniyor.

9. Light in August (Ağustos Işığı) - William Faulkner (1932)
Bu roman Faulkner'ın en anlamlı karakterlerini; doğmamış çocuğunun babasını arayan azimli iyimser Lena Grove ve bilinmez bir ırktan ve güçlü bir öfkeden gelen kaderine terk edilmiş yetim Joe Christmas'ı içerir. Faulkner'ın klasik ilgileri olan doğum ve kalıtım, ırk, din, geçmişin kaçınılmaz yükleri bu ateşli, gözü kara ama umutlu romana güç verir.

10. Blood Meridian: Or the Everything in the West - Cormac McCarthy (1985)
D.H. Lawrence tipik Amerikan kahramanının acıya dayanıklı, yalnız ve katil olduğuna dikkat çekmiştir. Cormac McCarthy'nin 1840'ların sonunda Meksika'nın kuzeyinde bir kafatası avcısı grubunun oluşumunu ve dağılışını anlatan hikâyesi bu dehşetli vecizenin vücuda gelişidir. Glanton isimli bir askerin ve "Yargıç" denen gizemli, saçsız bir ahlak ucubesinin liderliğinde, çapulcular Kızılderilileri ve Meksikalıları temizler ve her biri kendi arasında heybetli kederin ruhlarına kene gibi yapıştığını hisseder."



Sunum& Çeviri: BA                      Kaynak: J. Peder Zane, toptenbooks.net




Not: Türkçe çevirisi bulunan kitapların adını parantez içinde Türkçe karşılığı ile veriyorum.


*Yeşil Yol, yazarın bu döngüyü kırma çabasının sonucu ilk "duygusal" romanıdır. Benim de okuduğum ilk ve tek King romanı. Roman gerilim ve kurgu unsurlarıyla dolu ama anlaşılan yine de King çizgisinin olabildiğince dışında. 
** "Altın Ticaret Gemisi" olarak çevrilebilir.
*** Maine, Lizbon Şelaleleri, King'in doğup büyüdüğü ve hatta üniversite eğitimini aldığı yerdir.
**** Orjinal deyiş "light out for the territory ahead of the rest".

27 Ocak 2012 Cuma

David Lodge'un En Sevdiği Kitaplar

Kaynak: birmighampost.net

David Lodge, Türkiye'de de birçok kitabı yayınlanmış, önemli ödüller kazanmış, edebi eserlerinin yanı sıra akademik kişiliği ve sosyal/siyasal aktivizmiyle de saygı duyulan bir yazar, bir edebiyat profesörü, bir eleştirmen ve bir Birminghamlı. 1935 Londra doğumlu İngiliz yazar, Birmingham Üniversitesi'nde 1960 yılında doktora öğrencisi olarak başladığı akademik hayatına 1987 yılında emekli oluncaya kadar devam etmiş. Hala üniversitenin ana yerleşkesinin bulunduğu Edgbaston semtinde oturuyor. İkinci Dünya Savaşı'nın zorluklarıyla geçen çocukluğu, savaş sonrasında yaşanan ekonomik ve sosyal sarsıntılar ve belki de sanayi-işçi şehri Birmingham'da geçirdiği uzun yılların etkisiyle eserlerinde sosyal sınıf bilincine, akademik yaşama ve sosyoekonomik konulara yer veriyor. İşte "alumni" olmaktan gurur duyduğum bu edebiyat adamının Birmingham Üniversitesi'nin yayınladığı "The Birmingham Magazine"de yer alan yazısı...

"En Sevdiğim Kitaplar

“Harika bir kitabın sınaması, tekrarlanmış yeniden okumalara dayanmasıdır” diye açıklıyor Profesör David Lodge, 16 önemli roman yazmış olan ödüllü ve seçkin yazar. Burada da en çok tavsiye ettiği 5 okumadan bahsediyor.

Emma, Jane Austen

Kitaba başladığında ‘Hiç kimse değilse bile benim çok seveceğim bir kadın kahraman seçeceğim.’ dedi Jane Austen. Emma’nın çeşitli sevilemeyebilecek kişisel özelliklerinin olduğu doğru ama aslında yaratıcısı gibi Emma da iyi niyetli, nüktedanlık ve zekâ bahşedilmiş biri ve kişisel özellikleri sonunda onun nihai mutluluğunu istememize neden oluyor. Sonraki okumalarda hikâyedeki hiç sonu gelmeyen yeni ironi ve ince tarafları takdir ediyoruz. Bu Jane Austen’ın en mükemmel romanı.

Ulysses, James Joyce

Bu roman, genel okuyucunun gözünü korkutur ama yazarların en sevdiği kitaplar listesinde de değişmez şekilde yerini alır. Bu, Homeros'un kahramanı Ulysses'in (Odysseus olarak da bilinir) maceralarını genelde komik ve parodivari bir tarzda yeniden canlandıran bir grup Dublinlinin hayatındaki bir günün, 16 Haziran 1904, hikayesidir. Çağdaş bir hikayeyi ilk klasiklerden birinin üstüne oturtma fikri benim de aralarında olduğum birçokları tarafından taklit edilmiştir. Joyce'un bilinç akışını temsil etmedeki yenilikçi tekniği ve cinsellik konusundaki daha önce görülmemiş açık kâlpliliği de eşit derecede etkileyicidir. Bu kitabı dikkatlice ve iyi bir rehber eşliğinde okumak kendi içinde bir eğitimdir.

Bleak House, Charles Dickens (Kasvetli Ev)

Bu, Dickens'ın dehasının unsurlarını örneklendiriyor: Viktorya dönemi toplumunun eleştirisindeki destansı kapsam, hatırda kalıcı karakterler, kahkaha attıran komedi, güçlü melodram, karmaşık olay örgüsü içinde kendi kendine yolunu bulan bir hak edilmiş ceza hissi; kişi, yer ve havaya ait harika betimlemeler. Ayrıca çalışmalarında sadece burada görülen şekilde iki anlatı yöntemi (birinci şahıs ve anlatıcı) iç içe geçiyor. Lord Chancellor'un Londra'nın yağmur, çamur ve sisini sembolik olarak yönettiği açılış bölümünden başlayarak dayanılmaz bir çekicilik ortaya koyuyor.

Vile Bodies, Evelyn Waugh

Waugh 20. yüzyılda medeni değerlerin giderek hızlanan parçalanışı olarak algıladığı şeye saplantılıydı ama bu görüşü mit ve sembollerle ifade etmek yerine, bunu karakterleri saldırganca, havalı bir umursamazlıkla birbirini aldatan, ihanet eden ve yaralayan komik pikaresk romanlara yansıttı. Bunun etkisi hem eğlenceli hem şok edici. Ben on beş yaşımdayken, önce 1920'lerin "Bright Young Things"inin* aşırıkları hakkında olan Vile Bodies'i okumuştum. O zaman keyif vermişti ve ondan beri de hep öyle oldu.

Slaughterhouse 5, Kurt Vonnegut (Mezbaha No.5)

İkinci Dünya Savaşı sırasında ben dört ila on yaşları arasındaydım ama savaş hatıralarımda ve tutumumda bazı romanlarıma da yansıyan izler bıraktı. Kurt Vonnegut çok daha dramatik ve tehlikeli bir kişisel deneyim üzerinden eser veriyor; 1944 yılının sonundaki Bulge Savaşı'nda ele geçirilen genç bir Amerikalı asker ve müttefik güçlerin son hava saldırından biriyle mahvolan Dresden'de bir savaş esiri olma deneyiminden. Vonnegut bu ürkütücü konuya tuhaf bir bilimkurgu tavrıyla cesurca yaklaşıyor. Vonnegut'ın kendisi de gerçeklik ilüzyonunu yapıp bozarak romanında görünüyor. Bu kendi süreçleriyle olduğu kadar dünyayla da ilgili bir roman - eğlenceli, dokunaklı ve zihin açıcı."

Benim bu yazıyı hazırladığım gün (28 Ocak) aynı zamanda Lodge'un doğum günüymüş. İşte bu güzel oldu:)

*Dejenere, zengin ve bohem aristokrat gençler ve onların yaşam tarzını özetleyen kavram.

Sunum&Çeviri: BA     Kaynak: The Birmingham Magazine, sayı 23 2011-12, sayfa 28.