George Orwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
George Orwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2014 Pazar

George Orwell 1984 kitabı ile mide krampları!

1984

Bazı kitaplar vardır, ismi aklınızın bir köşesine kazınmıştır, okuma listenizin ilk başlarında yıllarca durur da nedense bir türlü okuyamazsınız ya! George Orwell'ın 1984 kitabı da öyleydi benim için. 1944 yılında yazdığı Hayvan Çiftliği kitabını soluksuz okumuştum, hem okumuş hem de iktidar denilen kavramdan nefret etmiştim.
Bu kitap da öyle, okurken iktidar denilen kavramdan, içinde bu hırsı taşıyanların hepsinden yine nefret ettim...
 Çünkü yazar, 1948 yılının penceresinden bakarak 1984 yılındaki baskıcı rejimi kurgularken, değindiği ayrıntılarla gerçekten de o baskıyı içinizde hissetmenizi sağlıyor. Düşünce Polisi var, Big Brother denilen partinin tepesindeki adamın her yerde broşürleri var, “Büyük biraderin gözü üzerinde” yazıyor nereye baksanız!

İzleniyorsunuz, telefonlarınız dinleniyor, sürekli propaganda altındasınız, düşünmeniz yasaklanmış, sorgulamanız söz konusu bile olamaz. Her evde mecburen var olan televizyonlarda hem propaganda yapılıyor, hem de ne yaptığınız, ne konuştuğunuz o televizyonlar aracılığı ile bir yerlerden izleniyor. Yazarın kurguladıklarının günümüzde gerçekleştiğini düşündüğümde, daha bir ürperdim kitabı okurken.

Parti propagandası eşitlikten bahsetse de halk ile yöneticilerin standartları arasında uçurumların olduğunu söylememe bile gerek yok, ve ne yazık ki halk bunun farkında değil , tam da tahmin ettiğiniz üzere!
Aşk, bağlılık, arkadaşlık, akrabalık duyguları köreltilmiş, aşk evliliği yapmak zaten yasak! Evlilik sadece partiye yeni çocuklar doğurmak anlamını taşıyor. Zaten çocuklar kendi anne babalarını partiye çok rahatlıkla ispiyonlayabilecek şekilde eğitiliyorlar. Kulaklarıma “en az 3 çocuk yapıınnn!”söylemi geliyor bu noktada, inanın kusacak gibi oluyorum kitabı okurken!
Parti “çiftdüşün” diye bir teknik geliştirmiş, bu sayede akla mantığa aykırı ne varsa “parti bağlılığı adına” rahatça sorgulamadan kabul edilebiliyor. Toplumsal hafıza tamamen yok edilmiş, hani “balık hafızalıyız” diyoruz ya, bu durum çok çok güzel parti menfaati için kurgulanıyor.
Partinin sloganı şöyle:
       
                                          
Ne kadar tanıdık geliyor değil mi, tanıdık geldikçe ne kadar da ürkütüyor insanı! Yeni söylem diye bir dil geliştirmişler, bu dilde kendi fikirlerine uymayan ne kadar kelime varsa hepsini atmışlar. Amaç çok masum görünüyor, “Düşünce suçunu ortadan kaldırmak!” Çünkü düşüncelerini ifade edecek sözcükleri bulamayan insanlar, bir süre sonra düşünmekten de vaz geçecekler!

Kurgunun en çarpıcı taraflarından biri de resmi tarihin parti tarafından sürekli güncellenmesi! Evet, işlerine geldiği gibi eski gazeteleri, kitapları, belgeleri değiştiriyor, hepsini yeniden basıyor ve böylece geçmişteki suçları yok ediyorlar, hatta insanlar hiç yaşamamış gibi tarihten siliniveriyor.
 Demem o ki, kitabı okurken iktidar hırsının nerelere varacağını düşünmekten mide krampları yaşadım! Belki de bu kadar negatif bir ortam anlatıldığı için 15 gün sürüklendi elimde kitap, okurken geriliyor çünkü insan ister istemez, reddedesi geliyor zaman zaman , atıyorsunuz kitabı elinizden "yok artık!" diye söylenerek hem de!

Kitaptaki kahramanımız Winston, orta halli bir memur ve bütün bu propaganda ve baskıya rağmen partinin söylediklerinin yalan olduğunu düşünüyor, yasak olduğu halde aşık oluyor hatta, bu ne cüret!
Elbette düşünce polisi yakalıyor kendisini ve yıllarca süren işkencelere tanık oluyoruz sonrasında..
Yani ne diyeyim, herkesin okuması, ders alması, üzerinde düşünmesi gereken bir kitap bu. Evet keyifli değil içinde anlatılanlar; ama çarpıcı, sarsıcı, herkesin yüzleşmesi gereken gerçeklerle dolu bir kurgu var içinde..
Okuyun, okutun diyorum...
Yorumlarınızı merakla bekliyorum kitap hakkında!









2 Mayıs 2012 Çarşamba

Stephen King'in İlk 10'u

Kaynak: stephenking.com
Stephen King bir marka. On yıllardır dünyanın en çok satan ve sevilen yazarının başında gelmekle kalmayan, korku-gerilim türünü temsil edecek kadar çok ve nitelikli eserler vermiş bir yazar. Bu türü sevmeyenlerin (mesela ben) bile çoğu en az bir King romanı okumuştur. Korkuyu sevenlerin çoğu ise King kitaplarının tümünü! İlgi bu denli büyük, yazarın kitapları sayıca bu kadar çok olunca yapılan "en iyi King romanları" listelerinin haddi hesabı yok. Hatta King'in en sevdiği King kitabı hakkında bile bilgi bulmak mümkün. 

Hal buyken King'in en sevdiği kitaplar da merak konusu. Sizce King neler okuyup neleri beğenmiştir? Korku ve gerilim dolu kitapları mı? Eğer böyle düşünüyorsanız aşağıda yazarın açıklamalı listesini görünce şaşıracaksınız. Belki de hep dram türünde duygusal kitaplar yazmak istemiş ancak yeteneğinin rehberliğinde ve biraz da yayıncıların beklentileriyle hep korku-gerilim türünde ürün vermiş* bir yazar için liste hiç de şaşırtıcı değil. 

"1. The Golden Argosy - Van H. Cartmell & Charles Grayson (editörler)
The Golden Argosy'yi** ilk olarak Maine'ın Lizbon Şelaleleri'ndeki*** The Jolly White Elephant (Neşeli Beyaz Fil) adlı bir ucuzlukçuda, indirimde 2,25 dolara buldum. O an sadece dört dolarım vardı ve yarısından fazlasını ciltli bile olsa tek bir kitaba harcamak zor bir karardı. Hiç pişman olmadım.

Aslında 1947'de basılmış ve 1955 yılında yeniden yayımlanmış - ama o tarihten beri bir daha güncellenmemiş veya yeniden basılmamış - olan The Golden Argosy kabaca elli beş hikâyelik bir antoloji. Editörlerin "kaliteli kurgu" gibi bir zanları yok, sadece 19. yüzyıl ve II. Dünya Savaşı'na kadarki dönemde 20. yüzyılda yayımlanan en sevilmiş öyküleri yayımlamaya çalışmışlar.

Korkunç derecedeki güncelleme ihtiyacına rağmen, (mesela Raymond Carver, Joyce Carol Oates yok çünkü böyle yazarlar çok daha sonra ortaya çıktılar) okuyucular ve yazarlar için müthiş bir kaynak olmayı sürdürüyor, kelime anlamıyla bir hazine, Bret Harte'nin "Outercasts of Poker Flat"i gibi duygusal bir şaheserden Willa Cather'in "Paul's Case"i gibi gerçekçi karakter incelemesine kadar her şeyi kapsıyor.

Her okuyucu aşikâr eksiklikler bulacaktır (örneğin Dorothy Parker'ın "Big Blond"u); fakat Faulkner klasiğiniz (A Rose for Emily), Hemingway'iniz (The Killers), Poe'nuz (The Gold-Bug) var. F. Scott Fitzgerald'ın meşhur "zenginler senden benden farklıdır" gözlemini yaptığı "The Rich Boy" ve Sherwood Anderseon (I'm a Fool) ve John Collier'in (Back for Christmas) göz ardı edilmiş mücevherlerini de içeriyor.

The Golden Argosy bana iyi yazma konusunda aldığım tüm derslerden daha çok şey öğretti. Harcadığım en iyi 2,25 dolardı.

2. Adventures of Huckleberry Finn (Huckleberry Finn'in Maceraları) - Mark Twain (1884)
Hemingway "Bütün modern Amerikan edebiyatı ... Huckleberry Finn'den gelir" diye buyurmuştur. Bir kişi  doğrudan iki kader arkadaşının; ebeveynlerince istismar edilmiş Huck ile kaçak köle Jim'in, salla Mississippi'den aşağı kanundan ve toplum teamüllerinden  kaçışının serüveni olarak okuyabilir. Veya kitap, Twain'in, sadece görünüşte naif olan Huck'ı, genelde antipatik  karakterlerin ev sahipliğinde gördüğü ırk bağnazlığının kötülükleri, dini ikiyüzlülük ve kapitalist hırs hakkında iğneleyici yorumlarda bulunmak için kullandığı yıkıcı bir hicivdir. Huck'ın "medeniyet"in defolu standartlarına uymaktansa "diğerlerinin önündeki topraklara doğru sıvışma"**** kararını alması özgün Amerikan bireysellik çabasını ve Daniel Boone'dan Easy Rider'a uzanan  uyum göstermeyi reddetmeyi yansıtır.

3. The Satanic Verses (Şeytan Ayetleri) - Salman Rüşdi (1988)
Teröristler uçaklarını havaya uçurduktan sonra iki Hint aktör gökyüzünden düşer. Yere indiklerinde birinin haresi diğerinin boynuzları vardır. Bu dolgun, lirik, etkileyici ve gerçek üstü roman iyi ve kötü, sevgi ve ihanet,  bilgi ve cehalet arasındaki bulanık çizgi boyunca kayan birbiriyle bağlantılı iki ana olay örgüsünü takip eder. İlk olay örgüsü bu adamların karışık hayatlarını ve Londra ile Bombay'daki garip dönüşümleri detaylandırırken, ikinci olay örgüsü Muhammed'in hayatını yeniden kurguluyor, bu öylesine kritik ki İran'dan Ayetullah Humeyni, Rüşdi'yi idam cezasına çarptırdı.

4. McTeague - Frank Norris (1899)
Cesur gerçekçilik, sosyal vicdan ve Amerikan rüyası, San Francisco'da diplomasız dişçi olan beceriksiz maden işçisinin bu öyküsüne güç veriyor. Genç bir kadınla evleniyor ve kadın piyangodan ufak bir servet kazanıncaya kadar mutlu bir hayatı paylaşıyorlar. Bu talih, çiftin hırsını ve arkadaşlarının hasetini ateşliyor. Herkes için felakete ve en akılda kalıcı edebi finallerden birine yol açıyor: Death (Ölüm) Vadisi'nde birbirlerine kelepçeli biri sağ, biri ölü iki adam.

5. Lord of Flies (Sineklerin Tanrısı) - William Golding (1955)
Genelde dokuzuncu sınıf okuma listesinin en sarsıcı - kim domuzun kafasını unutabilir ki? - kitabı, Nobel Ödüllü yazarın en ünlü romanı bir uçak kazasından sonra bir adaya çıkan bir grup genci anlatır. Bazıları, entelektüel Piggy gibi, kurallar ve toplum geliştirmeye çalışır fakat vahşet üstün gelir ve gençler şiddet, kabilecilik ve uğursuz törenlere dayalı bir düzene dönerler.

Dickens en çok Viktoryen toplumun her köşesinin izini süren muazzam olay örgüleriyle bilinir ve Kasvetli Ev de bu mükemmeliyet beklentilerini karşılar.  Kurgu, utanılacak ebeveynlik bağlarından habersiz bir öksüzün dokunaklı hikâyesi ile görünüşe göre tüm Londra'yı ilgilendiren ironik ve trajikomik bir davayı birbiriyle örer. Bunu yaparken roman, diğer Dickens romanlarının hepsinden çok yazarın olgun yeteneklerini barındırır ve insanın içten içe yanması vakasını içeren tek Viktoryen romandır.

7. 1984 - George Orwell (1948)
Orwell'ın antiotoriter ünü büyük oranda vatandaşların Düşünce Polisi ve birbirleri tarafından gözetlenirken kendilerine sürekli "Büyük Birader sizi izliyor" diye hatırlatılan otoriter bir gelecekte kurulu bu romanından kaynaklanır. Bu ortamda Winston Smith sırf hafızası işliyor diye tehlikede olan bir adamdır. Parti'nin vatandaşlar üzerindeki tüm denetiminin mesajlarını ve vatandaşların hafızalarını kontrol etme gücüne bağlı olduğunu anlar ve yavaşça önce tehlikeli bir gönül macerasına sonra Kardeşlik denen Büyük Birader ile mücadele etmek için birleşmiş kadın ve erkeklerden oluşan bir ittifakın içine çekilir. Orwell'ın 1984 için yarattığı kelimeler (çiftdüşün, Büyük Birader, yenisöylem) ise bugünün kelime dağarcığının bir parçası haline gelmiştir.

8. The Raj Quartet - Paul Scott (1966-1975)
Popüler televizyon dizisinin ün kazandırdığı bu zengin roman dörtlemesi birkaç ilginç yaşamın incelenmesi vasıtasıyla Hindistan'daki İngiliz hâkimiyetinin (the Raj) son yıllarına hayat veriyor. Hintli Hari Kumar'ın  İngiliz kadın Daphne Manners ile ırklar arası ilişkisi, polis müfettişi Ronald Merrick'in kariyer ve seks fırsatçılığı, idealist misyoner Barbie Barchelor'un gizlice yayılan deliliği ve çaresizliği, Hindistan bilmecesinin çözmeye çalışan iyi niyetli diplomat Guy Perron'un başarısızlığı; devasa, unutulmaz ve kapsamlı bir  anlatımın içinde titizlikle işleniyor.

9. Light in August (Ağustos Işığı) - William Faulkner (1932)
Bu roman Faulkner'ın en anlamlı karakterlerini; doğmamış çocuğunun babasını arayan azimli iyimser Lena Grove ve bilinmez bir ırktan ve güçlü bir öfkeden gelen kaderine terk edilmiş yetim Joe Christmas'ı içerir. Faulkner'ın klasik ilgileri olan doğum ve kalıtım, ırk, din, geçmişin kaçınılmaz yükleri bu ateşli, gözü kara ama umutlu romana güç verir.

10. Blood Meridian: Or the Everything in the West - Cormac McCarthy (1985)
D.H. Lawrence tipik Amerikan kahramanının acıya dayanıklı, yalnız ve katil olduğuna dikkat çekmiştir. Cormac McCarthy'nin 1840'ların sonunda Meksika'nın kuzeyinde bir kafatası avcısı grubunun oluşumunu ve dağılışını anlatan hikâyesi bu dehşetli vecizenin vücuda gelişidir. Glanton isimli bir askerin ve "Yargıç" denen gizemli, saçsız bir ahlak ucubesinin liderliğinde, çapulcular Kızılderilileri ve Meksikalıları temizler ve her biri kendi arasında heybetli kederin ruhlarına kene gibi yapıştığını hisseder."



Sunum& Çeviri: BA                      Kaynak: J. Peder Zane, toptenbooks.net




Not: Türkçe çevirisi bulunan kitapların adını parantez içinde Türkçe karşılığı ile veriyorum.


*Yeşil Yol, yazarın bu döngüyü kırma çabasının sonucu ilk "duygusal" romanıdır. Benim de okuduğum ilk ve tek King romanı. Roman gerilim ve kurgu unsurlarıyla dolu ama anlaşılan yine de King çizgisinin olabildiğince dışında. 
** "Altın Ticaret Gemisi" olarak çevrilebilir.
*** Maine, Lizbon Şelaleleri, King'in doğup büyüdüğü ve hatta üniversite eğitimini aldığı yerdir.
**** Orjinal deyiş "light out for the territory ahead of the rest".

25 Ocak 2012 Çarşamba

Distopyalar: Yaptığınızı (İdeal Düzeni) Beğendiniz mi?

Edebiyat güçlü...edebiyat sanatı, fikri, duyguyu bir arada taşıyan bir asa. Asa, aşıkların kalbini sızlatmak için de, eskilerin gücünü ve asaletini anlatmak için de, insanları güzel şeylere inandırmak, eğlendirmek veya bilgilendirmek için de kullanılabilir. Bazen de bu asa içinde bulunulan toplumu eleştirmek, hakim düşünce yapılarını kırmak, bambaşka bir düzen mümkün ve olmalı demek için de kullanılır. Bunun - benim en çok sevdiğim - yollarından biri de distopyalar.

Distopyaların bazı ortak özellikleri: utopik olma iddiasındaki bir düzen, baskıcı otoriter/totaliter devlet, sınıflara ayrılmış bireysellikleri bastırılmış kişisel/özel ilişkiler kurmaları önlenmiş insanlar, ileri teknoloji/teknik ve doğadan soyutlanmışlık. Baştan bir dünya kurmayı gerektiren bu eserlerin ön hikayelerinde kötü bir durumdan (savaş, doğal afet, yokluk, terör) ani ve keskin biçinde ayrılarak (savaş, devrim, isyan) yeni bir toplumsal düzen kurulması yatar.(Kaynak: okuduklarımdan anladıklarım.)

Distopyaların lafı dolandırmadan doğrudan eleştiri kılıçlarını çekmesine ve bunu yaparken insanın hayal gücünü harekete geçiren kurgular kullanmasına bayılıyorum. İşte bayıldıklarım:

Zaman Makinesi - Herbert George Wells

Wells, Jules Verne ile birlikte bilim-kurgunun babalarından biri. Bu adam nasıl bir adamki sanki bir edebiyat türüne öncülük etmesi yetmiyormuş gibi Zaman Makinesi ve şimdi hatırlayamadığım başka bir kitabıyla birlikte distopyanın da ilk örneklerini vermiş. Ben bu kitabı okuduğumda henüz ortaokuldaydım, henüz sınıf, evrim, güç gibi kavramların pek farkında değildim. Geleceğe giden başkahraman ne zaman ki kısa boylu, hantal, tembel, tombul ve uykucu üst sınıfla onlara bu refahı sağlamak için yer altında karın tokluğuna (!) sürekli çalışan atletik, güçlü ve beyaz tüylü alt sınıfı gördü (gerisini söylemiyorum; 'spoiler'a girer); ben aklımı kaçıracak gibi oldum. Ben bu kitabı bir daha okuyayım en iyisi.

Biz - Yevgeni Zamyatin

Resimde görüdüğünüz kitabı kendime yeni yıl hediyesi olarak aldım. Bu kitap Orwell, Huxley ve Le Guin'in etkilendiği, bildiğimiz anlamda distopyayı başlatmış olan kitap. Başkahramanımız ideal düzenin ideal üyesi olarak başlıyor hikayeye, bir kadına aşık oluyor (ama o bunun aşk olduğunun farkında değil, kitapta aşk lafı hiç geçmiyor), birey olmaya, bazı isteklere sahip olmaya başlıyor... Sonunda kahraman özgürlük mü mutluluk mu diye sorakalıyor. Ben kahramanın adım adım dönüşümünü çok beğendim. Bülent Somay'ın önsözünü mutlaka okuyun! Kitaptan anlacağınız verimi ikiye katlayacak bir önsöz! Mutlaka!

Kitap iki İngilizce baskıdan çevrilmiş. Biliyorum, kitap ilk olarak İngilizce basılmış, biliyorum Rusça ilk baskısı da İngilizceden çeviriymiş, tamam biliyorum. Ama artık itibarı iade edilmiş olan bu yazarın bu en önemli kitabının bir Rusçası da vardır değil mi? Neden bundan çevirmek yerine hala İngilizce? Kitap zaten günlük formunda yazıldığı için - yani içsel konuşmalar, yüzleşmeler içerdiği için -  sık sık yarım, örtük cümleler var. Zaten bilmediğimiz bir dünyadan bilmediğimiz, bir jargonla konuşuyor kahramanımız. Kısaca zaten kolay anlaşılmıyor, neden bir de çevirinin çevirisini okuyoruz?... Beni ikna edecek tek neden Rusça orjinalinin artık kayıp olması olabilir. Ayrıca 5 tane de bariz yazım hatası vardı. (3. Basım? 203 sayfa? Hadi ama dostum!?) Sevgili Ayrıntı Yayınları, sana önsöz - (çeviri + yazım) = 3 buçuktan 4 (iyi) veriyorum.

Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley

Bu kitap benim açımdan biraz araya gitti, maalesef, çünkü lisenin başında İngilizce dersi için okumamız istenmişti. Yalnız kendimi kitaba o kadar kaptırdım ki, sınav mı olduk özet mi çıkardık hatırlamıyorum. Bendeki bu distopya merakına da bu kitap neden oldu. Kitabın bazı çarpıcı sahneleri hala aklımdadır. Kitap ironik bir şekilde mutsuzluktan ve acıdan kaçarken ve tam kurtuldum derken insanın bunun göbeğine düşmesini anlatıyor gibi geldi bana. Hiç adetim olmadığı halde kitabın ilk sayfasına şöyle bir not düşmüşüm: "Life is nasty, brutish and short. - Hobbes".

Huxley'in Zamyatin'den esinlenip esinlenmediği şüpheli. Distopyaların paylaştığı yukarıda bahsettiğim bazı özelliklerin dışında, korunaklı medeniyetin dışında yaşayan bir grup 'vahşi'nin varlığı gibi benzerlikler varken Huxley'de edebiyat ve sanat ortadan kalmış, Zamyatin'de ise düzenin emrine amade olmuş. Ayrıca İngilizce kitap okumaya cesaret edemeyenler Longman hala bu kitabın sade versiyonunu basıyorsa edinip okusun; ilaç ilaç!

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört - George Orwell

Bu kitap iskelet olarak Biz'i andırıyor: kesintisiz kamu gözetimi, başkahramanı düzene karşı çıkmaya teşvik eden bir kadın ve kahramanın adım adım değişimi. Hatta ben Biz'in kahramının alkolle ve 1984'ün kahramanının gerçek çikolatayla esas kızın elinden tanışması gibi daha minor benzerlikler de gördüm. Öte yandan Orwell daha hırçın (işkence sahneleri), daha karamsar (kaçış yok), daha imalı (1948-->1984). Bu kitabı okurken de yazarın içinde bulunduğu tarihi dönemeci bilmekte fayda var. Kesinlikle okumaya değer ama Biz ile arasına biraz zaman koymak lazım yoksa doz aşımı olabilir.

Mülksüzler - Ursula K. Le Guin

İşte bu en sevdiğim, en beğendiğim, en önerdiğim, en en en... Şimdiye kadarki distopyaların askine yeni kurulmuş ideal olma iddiasındaki dünyayı değil, onun karşı tezi olduğu eski dünyayı da anlatıyor; ikisini karşılaştırıyor. Yukarıda saydığım distopyalara göre daha ümitli, daha iyimser. Yine diğerlerinin aksine kitapta sadece sisyasal düzen, toplum vs gibi temalar yok; kadın var, aile yapısı var, cinsellik var, yemekler var, sanat ve bilimin üretim süreci var... Neyse beş yıldız verdiğimi belirtmekle yetiniyorum çünkü çok sevdiğim Le Guin ile ilgili yeni bir yazı yazmaya karar verdim şu an.

Genesis - Bernard Beckett

Yayınevi 21. yüzyılın Cesur Yeni Dünyası dese de tabiki öyle bir şey yok. Buna rağmen yeni çıkmış olması ve yukarıda saydıklarım gibi ezberden adı geçen bir distopya olmaması hasebiyle (bu kelimeyi de cümle içinde ilk kullanışım) buraya ekledim. Çok sürükleyici ve bilimkurgu yönü de kuvvetli güzel bir kitap. Detaylı değerlendirme için buradan buyrun.

Bu ay 2 haftada 2 distopya okumuş biriyim. Kanımdaki distopik değerler normale dönünce hedefimde Fahrenheit 451 ve Metro 2033 var. (Kafiyeyi ben de yazınca fark ettim.)