eroin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eroin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2012 Cumartesi

Hayatın Kurgusu: 3- Günceler

Günceler hep çok merak uyandırır ve çoğu zaman da sır olarak kalır. Ama bazıları sahiplerinin başına gelenler nedeniyle milyonların gözleri önüne serilir. Bahsedeceğim güncelerse ücüzü bir ortak paydada buluşuyorlar: üç genç kız, üç mücadele, üç trajik ve erken ölüm.  

Mavi Saçlı Kız - Burçak Çerezcioğlu

Bu lösemiye yakalanmış bir kızın günlüğü; hastane odalarında çektiği acıların, ailesinin mücadelesinin, yaşıtları gibi olma hevesinin, ilk gençlik çağının heyecanlarını taşıyor. Kitabın adıysa Burçak'ın hastalığının ağırlaştığı bir dönemde bitkin bedenine, ıskaladığı gençliğine inat saçlarını maviye boyamasından geliyor. 

Günlükler belki de okuyucuyla yazar arasında en kişisel bağlardan birinin kurulmasına imkan verenler. Buna ilaveten kitabı okuduğumda ben de Burçak'ın yaşlarındaydım ve sanki onu tanıyormuşum gibi yazdıklarını duygulanarak okumuştum. Belki de bu yüzden kitabı bitirdiğimde ondan da kitaptan da soğumuştum. Onu şımarık ve sorumsuz bulmuş, kendimi ve ailesini haksızlığa uğramış gibi hissetmiştim. Çünkü Burçak iyileşmesinin ardından sağlığına dikkat etmiyor, düzensiz yaşamıyla hastalığın nüksetmesine davetiye çıkarıyordu. 

Ne yazık ki sonraki yıllarda ben büyüdüm ve bu sırada Burçak'ın öyküsüne çok benzer başka hayatları kendi gözlerimle gördüm. Şimdi anlıyorum ki asilik, tasasızlık dediğim ve tepki duyduğum tutum, çok genç yaşta böyle tehlikeli hastalıklarla karşılaşanların tükenişlerinin, artık dayanamayışlarının, hastane odalarında geçen gençliklerine isyan edişlerinin bir yansımasıymış. Garip şekilde gençlikleri, fiziki olarak onlara hayat verip güçlü kılsa da, ruhsal olarak yıpratıp ölüme yaklaştırıyor.

Edebi olarak özel bir değeri bulunmayan bu kitap tüm etki gücünü gencecik bir kızın dramından alıyor. Özellikle ölümcül hastalıklarla mücadele eden gençlerin iç dünyalarını merak edenlere ve anlamak isteyenlere öneriyorum.


Eroin Güncesi - Kanat Güner 

Aslında bu kitap tam bir günce değil. Bazı yerler kurgu, bazı yerler okuyucuya hitaben, bazı yerlerse tarih atılarak bir günlük sayfası şeklinde yazılmış. Kitapta yazılanlar o kadar sahici ve kitabın yayınlanmasından yaklaşık bir sene sonra yazarın televizyonlara haber olan ölümü o kadar genç ve trajik ki, bu kitabı yazıya almadan edemedim.


Yeraltı klasiklerinden olmuş bir kitap bu. Çapa Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi ve eroinman Kanat Güner'in bağımlılığı, hayatı, ölüme ve çevresine bakışı anlatılıyor kitapta; yazara göre bu kitap son bir iletişim  kurma denemesi.


Güner, çarpıcı şekilde ve son derece akıcı bir kalemle hayatına dair hemen her şeyi anlatıyor. Bütün bu anlattıklarının içine sinmiş bir anlaşılmama, yalnızlık, tepki ve cesaret var. Bunlardan da öte beni m ilgimi çeken yazarın üstü kapalı çelişkileri oldu. Bir noktada "...aptal olmadığım için eroinman olduğumun farkındayım..." derken yazdıklarının bir uyarı olduğunu vurgulaması; eroinin kendisine bazı insanlardan çok daha az zarar vermiş olduğundan bahsederken onu bırakmak için sayısız deneme yapması; onu bağımlılığı nedeniyle anlamak istemeyen ve aşağılayanları eleştirirken kendisinin de "koyun" olmakla itham edip aptal diyerek "normal"leri aşağılaması... 

Kaynak: kanatguner.com
Yer yer gençler için özendirici olabilecek ifadeler içerdiğinden bu kitabı 16 yaş altına öneremiyorum. Ben kitabı 20 yaşımda okumuştum; belki ortaokul yıllarımda Christiane F.'nin Eroin kitabını iki kere okuduğumdan, belki hiçbir zaman "farklı"lığa özenmediğimden veya o zamanlar artık ergenliğimin son demlerini yaşadığımdan, kitap beni birçok okuyucusunu ağlattığı kadar ağlatıp dağıtmadı. Öte yandan yine bir bağımlılığın psikolojisine herhangi bir tıbbi veya psikiyatrik kitap kadar (belki bazen daha fazla) ışık tutabilecek bu kitabı konunun meraklılarına ve sahici bir şeyler okumak isteyenlere öneriyorum.

Anne Frank'in Hatıra Defteri - Anne Frank

Hollanda'da yaşayan küçük Yahudi kızı Anne'in günlüğü herhalde dünyanın en meşhur günlüğüdür. Önce ergenliğin başındaki bir kızın sıradan küçük dünyasından yansımalarla başlar; elbiseler, erkekler, günlük olaylar, anne-baba... Hatta bazen insana garip ve manasız gelir yazılanlar. Eğer siz de o yaşlarda günlük tutmuşsanız ve onu şimdi okusanız ne derece garip ve manasız gelecekse, o derece işte. Çünkü bunlar gerçekten sıradan bir kızın sırf kendisi için yazdığı notlar. 


Onun hayatında sıradışı olan şey günlüğünün ilk bölümlerinde ikinci planda kalan II. Dünya Savaşı'dır. Aile, 1942 yazında şirket ofislerinin arkasındaki bir yapının çatı katında kendilerinden başka dört kişiyle birlikte (toplam sekiz kişi) saklanmak zorunda kalınca Anne'in de gündemi savaşa doğru kayar. Hollanda'nın sürgündeki Kültür ve Bilim Bakanı, Radyo Oranje'daki konuşmasında halkın çektiği acıları belgeleyen her tür evraka, örneğin günlüklere, savaştan sonra yayınlanması ve araştırmalarda kullanılması amacıyla sahip çıkması isteğinde bulunur. Bu noktadan sonra Anne de günlüğünü yayınlamaya karar verir; savaşa ve acılara ilişkin detayları daha yoğun şekilde kaydetmeye başlar. 


İki yıl boyunca gizli odada dostlarının yardımıyla saklanırlar. Yok olmamak için yokmuş gibi yaparak, evden dışarı çıkmayarak, geceleri ışık yakmayarak, sifonu çekmeyerek hatta bir noktadan sonra pencereleri dahi açmayarak... Fakat sanki savaş hemen yarın bitebilirmiş gibi gayretli; ders çalışarak, özel günleri hatırlayarak...ta ki isimsiz bir ihbar SS'lere Frank ailesinin saklandığı yeri ihbar edinceye kadar...


10 Ekim 1942, Anne Frank'in günlüğünden alıntı:
“Bu benim her zaman görünmek istediğim gibi bir fotoğraf.
Belki böylece hala Hollywood'a gitme şansım olur.
Ama şimdi korkarım çok farklı görünüyorum”.
Amsterdam, Hollanda. Anne Frank
kaynak: ushmm.org
Anne günlüğünün ilk sayfalarından birine şöyle yazmıştır: İleride ben de dahil hiç kimse on üç yaşında bir kızın içinden geçenlerle ilgilenmeyecekmiş gibi geliyor. Oysa ailenin savaştan tek sağ çıkabilen üyesi baba Otto Frank, günlükleri derleyerek basılmasına izin verdikten sonra kitap 65'ten fazla dile çevrilmiş, 30 milyondan fazla kişi tarafından okunmuş, sinema ve tiyatroya uyarlanmış. 15 yaşında 1945 yılında bulunduğu toplama kampı kurtarılmasından kısa süre önce tifüsten ölen Anne, günlükleriyle isteğini gerçekleştirmiş hatta hayal ettiğinden de fazlasını başarmış.


Frank ailesi ve arkadaşlarının saklandığı Amsterdam'daki ev bugün müzeye dönüştürülmüştür. Müze ve kitap hakkında www.annefrank.org adresinde detaylı bilgi bulmak mümkün.


Bkz: Hayatın Kurgusu: 1- Otobiyografiler
        Hayatın Kurgusu: 2- Biyografiler

10 Şubat 2012 Cuma

Hayatın Kurgusu: 1- Otobiyografiler

En büyük kurgu ustası hayatın kendisi. Öyle karakterler, maceralar, rastlantılar, düşünceler ve sürprizlerle dolu ki tüm yazarlar için en büyük esin kaynağı. Hatta bazen hayat onu yaşayanı yazar bile yapıyor. Hayatın cilvelerini birinci ağızdan bazen itiraflar, bazen hesaplaşmalar, bazense sadece içten düşünce ve duygularla süslenmiş şekilde dinliyoruz. İşte size bir devlet başkanının, bir Hollywood yıldızının ve bir eroinmanın hayatları...

Hayatım - Bill Clinton

Bu 1200 sayfalık kitap raflardaki yerini aldığında Bush’un başkanlığının ilk yıllarıydı, Clinton dönemi tüm güncelliğiyle tartışılmaya devam ediyordu. Tartışılan konulardan biri de başkanlığının son ödeminde ona zor zamanlar geçirten bir ilişkisiydi. Türkiye’de de maalesef bu önemli eserin sadece bu skandal ve Türkiye’ye ilişkin bölümleri (Bosna, Kardak, Türkiye ziyareti) konuşuldu. Hatta birçok programda “1000 sayfa da okunmaz ki hacı, özet geçiyoruz biz yeter işte” diyenler oldu.

Oysa kitap, doğmadan babasını kaybetmiş, çocukluğunu fakir mahallelerde, her tür insanın arasında geçirmiş William Jefferson Blythe III'ün, sosyal ilişkilerdeki başarısı, zekâsı ve Hillary’nin hırslı desteğiyle adım adım "dünya başkanlığı"na yükselmesini ve Başkan Bill Clinton'ın bu görevde başardıklarını ve başaramadıklarını anlatıyor. Clinton, bir taraftan Soğuk Savaşı’nın ardından göreve gelen ilk ABD Başkanı olarak tam bir belirsizlik ortamındaki ABD’ye ve dünyaya yeni bir uluslararası politika rotası çiziyor, ABD ekonomisine gelmiş geçmiş en parlak günlerini yaşatıyor, oylarını artırarak üst üste 2 dönem başkan seçiliyor bir taraftan da dedesinin zenci mahallesindeki dükkanında eşitliği ve hoşgörüyü öğreniyor, üvey babasının soyadını alıyor, saksafon çalıp hukuk fakültesinde hocalık yapıyor, başkan seçilince iki yarım-kardeşinin olduğunu öğreniyor, annesinin ölümünün ardından alışkanlıkla her pazar ona telefon etmek için mutfağa gidiyor ve  yeni duruma alışması aylar sürüyor...


Clinton'ın çocukluk ve gençlik dönemlerini anlattığı ilk sayfalar su gibi geçerken, siyasi hayatının yoğunluk kazanmaya başladığı noktadan itibaren metin genel okuyucu için zaman zaman durağan olabiliyor. Bir eski başkanın politikalarını açıklamak ve bazen de savunmak için Amerikan/dünya siyasetinin derinliklerine inmesinin ve daha da önemlisi ABD siyasetine ve karakterlerine uzak olmamızın bunda payı var. Ancak ben, bu kitabın, bir siyasetçinin geçmişinin politikalarına nasıl yansıdığını, çok kritik bir dönemde uzun yıllar dünyanın en güçlü ülkesini yöneten adamın hangi kararları nasıl aldığını, krizlerin perde arkasını, siyasi hesapları, ABD dış politikası ve iç siyasetini anlamak için önemli olduğunu düşünüyorum. Tarih, siyaset ve dış politika meraklılarına özellikle tavsiye ediyorum. Kitaptaki bol sayıdaki fotoğrafın saatlerce incelenebilecek kadar güzel olduğunu da söylemeliyim. Hala kararsızsanız Clinton'ın başkanlıktan ayrılırken çektiği ve işsizlikten Hillary'ye yemek hazırladığı, çamaşır yıkayıp kriz odasında amiral battı oynadığı şu acıklı videosunu izleyin ve öyle son kararınızı verin. (Bu adamın hastasıyım!)

Eroin - Christiane F.

Bu kitap iki Alman gazetecinin Berlindeki gençlerin durumunu gözler önüne sermek için başlattıkları bir çalışma sırasında, Christiane ile bir röportaj yapma niyetliyle başlayan görüşmelerinin 2 aylık bir çalışmaya dönmesinin ürünü. Kitap Christiane hakkında uyuşturucu edindiği gerekçesiyle hazırlanmış olan bir savcılık iddianamesiyle ve suçlu bulunduğu kararla başlıyor, sonra Christiane bu iki sayfada ruhsuzca özetlenen durumun iç yüzünü anlatmaya koyuluyor. Basit ergenlik bunalımlarıyla başlayan ve arkadaş çevresiyle ivmelenen arayışlar o kadar hızlı biçimde öyle tehlikeli ve korkunç boyutlara varıyor ki insan ne olduğunu şaşırıyor.

Kitaptaki fotoğraflar gayet sade olsa da etkiyi iyice artırıyor. Kitap boyunca anlatım birinci tekil kişi ama bölüm bölüm kahramanın annesinin ve ilçe yetkililerinin (emniyet müdürü, rahip, dayanışma merkezi psikologu) görüşlerine de yer verilmiş. Bu bir otobiyografi/anı kitabı için ilginç bir özellik, okuyucu için farklı bir deneyim.

Ben orta okuldayken bu kitabı okumak istediğimde annem izin vermemişti. O zaman annemden kaçak ilk ve tek hareketimi yaptım ve onun işten dönüşüyle benim okuldan dönüşüm arasındaki 45 dakikalık zamanda düzenli olarak bu kitabı okuyup bitirdim. Ben annemden gizli kitap okurken Christiane aynı yaşlarda annesinden gizli odasına içinde uyuşturucu hazırlayacağı tatlı kaşığını götürüyordu. Çok sarsıcıydı. Onun hayatından o kadar uzaktım ki dehşeti tam olarak anlayamamıştım. Öte yandan bu anlayış kıtlığı başka durumlarda kitabın bir macera veya isyan/bohem gibi anlaşılmasına ve saçma fikirlere yol açabilir. Bunu şimdi görüyor; annem haklıymış diyor ve 16 yaşından küçüklerin okumasını önermiyorum.

Son sözüm ise Türk arabeskliğine! Zaten her manada 'damardan' olan bu kitabı daha da kanırtarak kuru kafalı bir kapakla basmak ve adını "Eroin" koymak da neyin nesi? Kıt Almancamla anladığım kadarıyla kitabın orjinal adı (Wir Kinder vom Bahnhof Zoo), 'Biz Hayvanat Bahçesi İstasyonu Çocukları' anlamına geliyor. Orjinal kapakta ise karanlık, yüzleri görünmeyen gizli veya hoş olmayan bir şey yaptıkları hissini uyandıran bir adam ve bir genç kız var. Yani sadece C.F.'nin değil o istasyon ve o semt nezdinde tüm gençliğin durumunu ve sadece eroin değil, her türlü bağımlılığı, gençlerin arasındaki gaddarlığı, ailevi sorunları ve bir bağımlının psikolojisini anlatan bu kitabı "Abi kızın olayı eroin, eroin de çok korkunç bir şey; kuru kafa, iğne, falan" kafasıyla kısıtlamak bir hata, kitabın özüne aykırılık.

Terkedenler - Mia Farrow

Kupür: Allen ve eşi Soon-Yi (Farrow'un üvey kızı)
Cannes Film Festivali'nin açılışında.
Mia Farrow'u benim gibi sinemaya özel bir merak duymayanlar bilmeyebilir. Bu kitaba kadar ben de bilmiyordum. Hollywood'da şöhretli ve kalabalık bir ailenin içine doğmasıyla başlayan macerası okumaya değer çünkü Hollywood'daki kariyeri kadar Frank Sinatra ile yaptığı evlilik, Salvador Dali ile olan dostluğu ve birçok efsaneyle olan ilişkisi okuyucuyu sürekli şaşırtıyor. Bu efsanelerden biri de Woody Allen. Farrow, Allen ile 12 yıllık bir birliktelik sürdürüyor ve çiftin 1'i biyolojik 3 çocuğu oluyor. Bu ilişki Allen'a karşı çocuk istismarı suçlamaları ve Allen'ın Farrow'un üvey kızı Soon-Yi ile birlikte olması üzerine gürültülü şekilde bitiyor. Kitap bir noktada Allen'ın gücü karşısında sesini yeterince duyuramamış, güveni sarsılmış ve incinmiş bir kadının, kimi evlatlık kimi öz 14 çocuk sahibi bir annenin, en mahrem anlarını kameralarla yaşamış bir ünlünün kendini anlatma çabasına dönüşüyor.

Fotoğraf kısmı zayıf ama Woody Allen'a karşı verdiği vesayet savaşının sonucunu belgeleyen mahkeme kararı kitabın sonunda verilmiş. Hukuki bir metinden çok bir köşe yazısına benzediğinden mahkeme kararını okumak ilginç.

Mia Farrow'un kariyerinin en önemli filmlerinden,
 Polanski filmi "Rosemary's Baby"


Not 1: Bu kitaptan sonra Woody Allen denince aklınıza yönetmenden çok bir tacizci gelebilir.
Not 2: Farrow ve Allen'ın oğlu Ronan Farrow, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın gençlik konularındaki danışmanı olarak çalışıyormuş. Bu da böyle bir bağlantı olsun :)

Bkz: Hayatın Kurgusu: 2- Biyografiler
       Hayatın Kurgusu: 3- Günceler