kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2015 Salı

Yüksek sesle konuşan kadın terörü!

Metrobüse bindim, yolum uzun. Açtım kitabımı okuyacağım güya, ne mümkün! Yan tarafımda duran üç yaşlı kadın hararetli hararetli içlerinden birinin gelini hakkında dedikodu yapmaya başladı. Gelinin ne tembeliği kaldı, ne dağınıklığı, ne de iş bilmezliği. Belli ki maddi durumları iyiydi, gelin dedikodusu bitti diye tam sevinirken bu sefer alışveriş konusuna geçtiler. 

Hayır bence kulaklarında ve duymalarında bir problem yoktu, sadece görgüsüzdüler!

Hem muhtemelen yüzüne gülücükler saçtıkları gelinin arkasından atıp tuttukları için, hem de hıncahınç dolu “toplu taşıma aracında” yüksek sesle konuşarak etrafı rahatsız ettikleri için...

Aslında yaptıkları şey etrafı rahatsız etmek değil, düpedüz ortamı terörize etmekti. 

Hayır, elbette yaşlarına hürmet etmek duygusu oluşmadı bende. Ne yaşlılar var, etrafı rahatsız etmemek için olabildiğince özenli davranan. Niye metrobüste ses terörü yaşatan bu insancıklara,  sırf benden daha çok yıl bu dünyada kaldıkları için tolerans göstereyim ki?

Yüksek sesle konuşan kadınlar terör yaratır!


Telefonda yüksek sesle konuşanlar acaba Mars'a füze mi gönderiyor?

İş yerlerinde çoklar, otobüste vapurda çoklar, sokakta çoklar... Özellikle de iş yerlerinde bağırarak müşteri ile veya elemanları ile konuşurken, “ne kadar önemli bir şahsiyet olduklarını” etraflarına ilan ettiklerini sanırlar. O telefonda halletmeye çalıştıkları iş her neyse sanki dünyanın en önemli işiymiş gibi davranırlar. Oysa onlarca iş yerinde yüksek sesle telefonla konuşan yüzlerce insan gördüm, hiçbiri Mars'a füze göndermiyordu, ya da hiçbiri grip aşısını bulmamıştı! Emin olun Graham Bell bu telefonla etraflarındakileri taciz edenleri ön görebilseydi, bir kez daha düşünürdü acaba icat etmese mi diye!

İş yerinde bağıra çağıra konuşanların beyinlerinde farklı bir kimyasal mı var?

Telefona gerek duymayan, ağızlarını açtıklarında ortamda baskın bir ses kirliliği yaratanlar var bir de! Her iş yerinde onlardan var bir ya da birkaç tane! Genelde de kadın oluyorlar nedense. En yoğun hesaplarla uğraştığım açık ofiste bir tanesine “Biraz sessiz olabilir misin, dikkatim dağılıyor” deme gafletinde bulunmuştum da aldığım cevap beni ürkütmüştü dün gibi hatırlıyorum:

Benim yaradılışım böyle ne yapabilirim, sesim yüksek çıkıyor. Rahatsız oluyorsan kulaklık tak!”

Böyle söyleyen birine ne cevap verebilir ki insan!

Öyle yüksek perdeden öyle pervasızca veriyor ki cevabı, sanki ben O'nu rahatsız etmişim gibi! O nasıl gereksiz bir özgüvendir, o nasıl acayip bir bencilliktir, o nasıl tuhaf bir saygısızlık durumudur, o nasıl bir saldırıdır!!

Kendi sesleri yetmezmiş gibi yüksek sesle müzik dinlerler bir de!

Düşünün açık ofiste çalışıyorsunuz, içinizden bir tanesi hiç kimseye fikrini sormadan kafasına göre bir müzik açıyor ve bangır bangır dinliyor. Yönetici ise “işini yapsın da aman dinlesin!” modunda, ya da bıkmış elemanın çirkefinden, belki O da diğer insanların rahatsız olabileceğini  düşünemiyor. Böyle bir ortamda iş yapmaya çalışıyorsunuz. Kulağınız kulaklık takmaktan artık tahriş olmuş durumda...

Ne yaparsınız?
Patron gelse diye gözünüz yollarda kalır elbette, zira patron gelince ne yüksek sesle konuşma kalır ne de müzik!

Kulaklık taksanız da o kadınların seslerini sustıramazsınız!

Çünkü bu insanlarda başkalarına saygı duymak,  toplumsal kurallara uymak gibi bir bilinç düzeyi yok. Sadece patron korkusu ile insan gibi davranabiliyorlar! Eli sopalı patronlar da bunlar için var, fazla özgürlüğü kaldıracak bir eğitim düzeyinde değiller maalesef! Diploma falan hak getire, olsa ne olur olmasa ne olur!

Çok ve boş konuşan kadınların zaman hırsızlığı!

Çok ve genelde de boş konuşan kadınlardan gerçekten de hiç ama hiç haz etmiyorum. Hele ki sesleri son perdeden çıkıyorsa benden uzak olsunlar bir zahmet. Elimde olsa bir makine icat ederdim, kendi çıkardıkları o bet sesleri olduğu gibi yankılatarak kendilerine dinletirdim. Belki o zaman azıcık volümü kısmayı öğrenirlerdi.

Bir soru sorarsınız, cevap olarak bir destan yazarlar size. Sorduğunuza soracağınıza pişman olursunuz. Ya da sabah işe gelirler, başlarlar kankaları olan öbür kadına dün akşam neler olduğunu anlatmaya... Anlatırlar, anlatırlar, anlatırlar... Saat 11 olur, onlar hâlâanlatmaktadır. İki satır çalışırlar, tekrar anlatırlar. 3 satır çalışırlar tekrar anlatırlar... Ne bitmez tükenmez  hayat hikayeleri vardır!!

Kadınların konuşması hiiiç bitmez!


İş hayatımı düşünüyorum da sesi yüzünden rahatsız olduğum erkek gerçekten de hiç olmadı! Elbette karaktersizlik anlamında sınırları zorlayan erkek iş arkadaşlarım oldu fakat ortamı sesleriyle, çirkefleriyle, kavgalarıyla, yapmacık tavırlarıyla bozan hep kadınlardı. O kadınlardan çok ama çok sıkıldım...


Hep diyorum, ben bu devrin insanı değilim, 30'lu 40'lı yılların saygılı, naif, zarif Pera insanlarının arasında olmalıymışım...

Saygısızlığı doğallık, fütursuzluğu açıksözlülük, bencilliği özgüven sayan modern zamanlara hiç ama hiç uyum sağlayamıyorum.



Peki ya sizde durumlar nasıl?

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Kadınlar için gülme kabinleri olsun!

Gündemi takip etmeyeceğim, politikacıların ne söylediğine asla aldırmayacağım demiştim güya. Nasıl olduysa oldu, kulağıma çalındı bir şekilde o demeç:

Kadınlar iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak, yüzüne bakınca yüzü kızaracak..”

demiş bir devlet büyüğümüz. Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacaksa nerede kahkaha atacak sayın büyüğüm diye sormak istiyorum ben de.. Mesela toplum içinde bir kadının çok gülesi geldiyse ne yapacak? Kahkahasını içinde patlatırsa iç organları zarar görmez mi? Ağzını yüzünü kapatıp hemen sessiz sakin bir yere gidip orada gülüp geri mi gelecek? Her sokakta dört tarafı kapalı kadınlar için gülme kabinleriyaparsanız, en azından gülecek yer aramak zorunda kalmayız sayın büyüğüm, bu önerimi bir düşünün isterseniz. Toki açar ihaleyi, yapacak şirket çok nasılsa, ne olacak ki sanki!


İyi de iş biraz karışıyor.. Mesela kadınlar sinemalarda komedi filmlerine gitmeyecek de sadece belgesel ve dram mı izleyecek? Cem Yılmaz'ı ne yapacağız o zaman? Yüzlerce lira sayıp Cem Yılmaz gösterisine gitsek eskaza, orada biz kadınlara ayrıcalık olacak mı, Cem Yılmaz istisnası var mı yani? Yoksa orada da mı gülmek, kahkaha atmak yasak olacak? Belki de kadınlar ve erkekleri ayrı ayrı oturturlar o zaman rahatça gülebiliriz. İyi de büyüğümüz, “kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak” demiş, “kadınlar arasındayken yasak yok” dememiş ki! Şimdi benim kafam iyice karıştı; rica etsem sayın büyüğüm, bir açıklayabilir misiniz kesin kurallar nedir? Nerede gülebiliyorum, nerede kahkaha atabiliyorum? Yani bileyim de yanlış bir şey yapmayayım sonra...

Bir kahkaha bir kilo pirzolaya bedeldir” diye bir atasözümüz vardır bilirsiniz. Yani gülmenin, içten bir kahkahanın ne kadar sağlığa yararlı olduğunu, bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğini, stres hormonlarını azalttığını anlatır bu söz. Hal böyleyken sayın büyüğüm, biz kadınların sağlıklarına da müdahalede bulunmuyor musunuz şimdi.. Ama alınıyorum bakın, bizi sevmiyor musunuz yani şimdi siz, hasta mı olalım istiyorsunuz...

Ne yapalım, bütün gün gülmemiz gelince biriktirelim, sonra da eve gelince patlatalım bir kahkaha öyle mi? Aslında çözüm belli.. Kadınlar olarak eğer herkesin içine çıkmazsak bir sorunumuz da kalmaz. Yani çalışmazsak, evde oturursak, sadece konu komşu, eş dost akraba ile görüşürsek, kahkahalarımızı da başkalarının yanında atmamış oluruz. Tabi ya, ben bunu niye düşünemedim ki baştan..! Ne o öyle kadın erkek karışık iş yerlerinde çalışmalar, çay saatlerinde dedikodu yapıp kahkahalar atmalar.. Kadın dediğin oturur evinde çocuk bakar... Sayın büyüğüm sizi şimdi çok daha iyi anlıyorum, ne derin bir insansınız..


Sayın büyüğüm, “kadınlar herkesin içinde kahkaha atmayacak” demekle kalmamış, bir de “kadınlar hareketlerinde cazibedar olmayacak” demiş. “Cazibedar” nedir diye araştırdım, “Alımlı, çekici, albenili”demekmiş. 
 Ya bu kadın milleti de ne yapsa suç arkadaş, kimseye yaranamıyoruz!
Azıcık kendimizi salsak, birileri çıkıyor “Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır. Hemen ürünlerimizi kullan, güzelleş, bak sonra karışmam haa!” deyip bize bir şeyler satmaya çalışıyor. Birileri çıkıyor, “kadın dediğin cazibedar olmayacak, tek kaş dolaşsan daha makbul” anlamına gelen bir şeyler söylüyor. Biz şimdi ne yapalım, nasıl edelim, nerelere gidelim?

Sayın büyüğümü kırmak da istemiyorum, ama kafam da çok karıştı. Rica etsem azıcık detay bilgi verebilir misiniz sayın büyüğüm.. Yani “cazibedar” olmak nedir bir anlatabilir misiniz? Gülümseyebilir miyim mesela, ya gülümserken gamzelerim çıkarsa ne yapayım? İnsanın gamzesi olması da suç mudur? Ayy ben gerçekten stres oldum şimdi...




Sayın büyüğüm ellerinizden hürmetle öpüyorum; bundan sonra kahkaha atmamaya dikkat edeceğim, başka bir arzunuz da var mıydı buyurunuz efendim...