Amsterdam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amsterdam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2015 Pazartesi

Amsterdam Casa 400 Hotel




Amsterdam'da kaldığımız oteli yazmayı unutmuşum Brugge oteline geçmeden ekleyim hemen. Kanal yakınlarında ve daha merkezi yerlerde bulunan otellerde çok fare sorunu olduğunu duyduğum için pek kalmak istemedim oralarda (gerçi gözle görmesek de fare her otelde vardır). Amsterdam Casa 400 otel şehir merkezine biraz uzak olsa da Amstel istasyonuna birkaç dakikalık yürüyüş mesafesinde. Odalar ve banyo gayet temiz, otel personeli yardımsever. Kendi otoparkı olduğu için de arabayla hiç sorun yaşamadık. Merkeze Amstel istasyonundan çok rahat ulaşılabildiği için önerebilirim ama gecenin bir vakti hadi Red Light'a gidelim demeye üşenebilirsiniz...

Booking.com'dan incelemek isterseniz otel detayları burada

21 Temmuz 2015 Salı

Amsterdam Gezi Notları 2. Bölüm

Heineken Experience




Burası adından da anlaşılacağı gibi Heineken birasının eski fabrikası. Amsterdam'da şehir merkezinde sayılabilecek binada eğlenceli zaman geçiriyor ve tam bir "Heineken Experince (deneyim)" yaşıyorsunuz. 
Binada çeşitli interaktif odalar var ama ilk olarak Heineken'in tarihini anlatan bir video gösterisi var. Daha sonra kurucularının eşyalarının, ödüllerinin, üretimin ve dağıtımın ilk fotoğraflarının sergilendiği odaları geziyorsunuz. Bu turdan sonra içerideki görevliler sizi grup olarak karanlık bir odaya alıyorlar ve eğlence burada başlıyor. Hareketli, sesli, kokulu küçük bir sinema salonundasınız ve aslında bir bira şişesisiniz (yada olmak üzeresiniz). Ayakta durduğunuz bu gösteride arpanın bira olma macerasından başlayarak şişelenmeye giden bir süreç var ve bu süreçte tıngır mıngır sallana sallana, kimi yerde hafif ıslanarak, kimi yerde hafif bir rüzgar eşliğinde çok keyifli bir zaman geçiriyorsunuz.

Dünya çapında bir marka yaratan Alfred Henry Heineken 

Bu sinevizyon gösterisinden sonra başka bir görevli bira yapımında kullanılan maddeleri tanıtıyor ve isterseniz mayalanmadan önce arpanın şekerli tadına bakabiliyorsunuz. Daha sonra Heineken tadımı yapılıyor ve eski mayalama kazanları ve ahır bölümü geziliyor (fabrikanın içinde gerçekten de ahır ve atlar var. İlk kurulduğu yıllarda dağıtım at arabalarıyla yapıldığı için atlar Heineken için büyük önem taşıyor). 

Bira yapımında kullanılan ürünlerin tanıtımı

Bu bölümden sonra reklam filmlerinin gösterildiği, interaktif oyun alanlarının olduğu birçok oda da var fabrikada. En sonda da girişte bileğinize taktıkları bilekliklerle iki bira içme hakkına sahip oluyorsunuz. Tabi erken saatlerde gezerseniz burayı bizim gibi sabah sabah üç bardak biranın etkisiyle çakırkeyif olabilirsiniz benden söylemesi.

Mayalama kazanları (Hepsinin içinde video gösterimi yapılıyor)

Heineken şişelerinden yapılmış ekran

Heineken Experience kesinlikle verdiğiniz paraya acımayacağınız bir eğlence sunuyor gelenlere. Bir bira fabrikası ancak bu kadar eğlenceli olabilirdi (Belçikadaki bira müzesi çok kötü mesela). Burada ekstra ücret karşılığında bira şişesine isminizi yazdırabilir, dolumunu kendiniz yapabilirsiniz. Fabrika mağazası da çok eğlenceli. Bu arada çıkışta hediyenizi almayı unutmayın. Biz kanal turuna yetişeceğiz diye unuttuk...
Bu arada giriş 18 Euro ama Iamsterdam Card sahibiyseniz %25 indiriminiz oluyor.

Amsterdam Kanal Turu

Kanaldan evlerin görünüşü

Tekne Ev

Bir iki arkadaşım mutlaka kanal turu yapın demişti ama Kanal turu pek cazip gelmedi bana açıkçası. Bir saate yakın bir sürede yapılan bu turda kulaklıklardan istediğiniz dili seçiyorsunuz ve geçtiğiniz bölgede önemli bir yapı yada yaşanan bir olay varsa kulaklıktan dinliyorsunuz. I Amsterdam Card sahibiyseniz ücretsiz olarak bu tura katılabiliyorsunuz ama kartınız yoksa fiyatı 16 Euro. Ben karta dahil olmasa katılmazdım açıkçası bu tura. Kanalda geçen bir saati farklı bir müzeyi gezerek yada şehri yürüye yürüye keşfederek geçirirdim. Kanal turunda bence en ilginç nokta tekne evleri yakından görmek oldu...

I Amsterdam Yazısı

Mini etekli Japonlar her yere atladı valla o eteklerle (ben neredeyim)

Miffy

Amsterdam'a giden herkesin önünde fotoğraf çektirdiği meşhur yazı Rijksmuseum'un da olduğu museumplein bölgesinde. O kadar kalabalık oluyor ki kendinize bir yer bulabilirseniz yanınızda tanımadığınız bir sürü insanla fotoğrafınız olabilir. Bu konuda özellikle Japon turistler aşmış durumda sincap gibi bir harften diğerine sekiyorlar. Ünlü çizgi karakter "Miffy'nin heykelcikleri de burada bu meydanda sergileniyor...

Madame Tussauds Amsterdam

Lady Gaga (gerçekten çok kısa boyluydu)

Van Gogh ve bendeniz

Madame Tussauds'u görmeyi aslında Berlin'de çok istemiştim Star Wars sergisinden dolayı Amsterdam'a kısmet oldu. İlk müze Londra'da açılmış daha sonra dünyanın önemli şehirlerinde başta olmak üzere neredeyse tüm dünyaya yayılmış. Daha önce görenler için pek bir önemi olmasa da ilk defa gidecekler için eğlenceli zaman geçirtebilir burası. Amsterdam'dakinde Hollanda kraliyet ailesinin yanısıra Hollanda'nın ünlü isimleri de yer alıyor. Burada en sinir bozucu şey bütün ünlülerin çok uzun boylu olması. Birebir yapıldıklarını varsayarsak siniri bozuluyor insanın. Ben bu kadar kısa mıyım? kesin bu işte yanlışlık var diye. Fotoğraflara baktığımızda keşke yavaş yavaş tadını çıkara çıkara gezseydik dediğimiz yerlerden biri de burası oldu bizim için.
Madame Tussauds'un girişi 22.50 Euro Amsterdam Dungeon kısmına da girmek isterseniz fiyat artıyor. IAmsterdam Card burada geçmiyor.

Red Light District (Kırmızı Fener Mahallesi)
İşte çoğunluğun merak ettiği benim içinde zurnanın zırt dediği yere geldik sonunda. Zurna kısmına geçmeden önce biraz bu bölgeyi anlatayım sizlere.
Red Light bölgesi Dam meydanının hemen arka taraflarında bulunan Amsterdam'ın dünyaca ünlü eğlence bölgesi. Geçmişi 14.yy'a dayanan ve denizcilerin talepleri üzerine kurulan bölgede çok sayıda randevu evi, sex shop, özel gösteriler sunan mekanlar ve müzeler bulunuyor. Bunların dışında Coffe Shop denen ve marihuana satış ve içiminin yasal olduğu yerlerde mevcut.

Red Light Secrets - Seks İşçileri Müzesi

Bu bölgede binaların cephelerinde büyük camlar var ve hayat kadınları bu camlarda müşteri bekliyor. Kimisi iç çamaşırları kimisi de bikinilerle. Sokağın, binaların ve özellikle de kadınların fotoğraflarını çekmek tamamen yasak. Özellikle kadınların fotoğraflarının çekilmesinin pek hoş olmayan şeylere yol açtığı söyleniyor. Fotoğrafı çekilebilen tek bina Red Light Secrets (Seks işçileri müzesi) adında (girişi 10 EU) müze olarak hizmet veren ve buradaki yaşamın rehberler aracılığı ile anlatıldığı bina. Bu müzede ziyaretçi sanal camın arkasına oturarak sokaktan geçen insanların olumsuz bakışlarının neler hissettirdiğine şahit oluyor, küçücük odalarda yaşamlarını bu şekilde kazanmalarının zorluğunu görüyor. Müzenin kurucusu da eski bir çalışan ve buranın kurulma amacının insanların gerçekte neler olduğunu bilmesi ve çalışanlara saygılı davranılması gerektiğini göstermeyi amaç edindiğini belirtiyor.

İnternetten kullanılmıştır

Turist yoğunluğunun en fazla olduğu bölgelerden biri olan Red Light'da ilk başta enteresan gelse de bu tip şeyler bir süre sonra çok üzülmeye başlıyor insan. Vitrinlerin önündeki insanların davranışları, ortaya çıkan görüntüler çok feci. Herşey serbest olmasına rağmen (uyuşturucu, fuhuş vs..) kimsenin birbirini rahatsız etmediği, herhangi bir sokaktan farkı evler ve kadınlar olan bu bölgede yoğun bir polis koruması olduğu da söyleniyor biz fark etmesek de...
Zurnanın zırt dediği yer ise Coffee Shop oldu benim için. Ne demişler merak kediyi öldürür...
Buraya gelmişken hadi bir de burada yasal, bizde illegal şeylerden deneyelim dedik. Adını duyduğumuz bir iki yere baktık ama içerisi dumandan göz gözü görmeyince ve başka insanlarla aynı masaya, koltuğa oturmak zorunda kalınca o ortamlarda kalktık ve inat ettiğimiz için ille içeceğiz diye Red Light kanal yanında bir yere gittik. Hayatımda ilk kez deneyeceğim için cafedeki adama anlattım hafif birşey olsun diye. Adamda bana rahatlatıcı mı yoksa aktive edici birşeyler mi istersin dedi. Bende rahatlatıcı olsun dedim. (Bu arada yeni kanun çıkmış artık her önünüze gelen Coffee Shopda satılmıyor bunlar. Kendiniz yanınızda getirirseniz içebiliyorsunuz ama. Ayrıca Coffe Shoplarda içki satılmıyor ve sigara içilmesi yasak). Bir iki nefes içince ilk önce ağzımda feci acı bir tat arkadan kolları hissetmeyiş ve gerisi bum! Nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama hayatımın en korkunç saatlerini geçirdim ve bu etki ertesi güne kadar da devam etti neredeyse. Biliyorum merak edeceksiniz, denemek isteyeceksiniz benim gibi ama kesinlikle DENEMEYİN. Ben zaten panik bir tip olduğum için paniğimi daha da arttırdı ve otele gidene kadar kafamdan binlerce şey geçti. Hava da gece onbirde ancak karardığı için zaman kavramımda tamamen gitti ve çok kötü hissettim kendimi. Allahtan yanımda eşim vardı yoksa o kafayla oteli bulamazdım ben. Şu anda o hisler aklıma geldikçe hala iyi hissetmiyorum kendimi. Dediğim gibi bana şimdi milyarlar verseler bir nefes dahi içmem ama biliyorum merak edenleriniz de olacak. Bu yüzden yanınızda mutlaka çok güvendiğiniz ve size sahip çıkacak birileri olsun denerseniz de...
(Bu arada Space Cake denen meret de eşimi halletti daha sonra. Onu da yemeyin)

Anne Frank / Madame Tussauds

Bu arada görmeyi çok isteyip gidemediğimiz yerler de oldu tabii Amsterdam'da. İki güne sığdırabildiklerimiz dışında;
Stedelijk Müzesi (Museumplein bölgesinde Hollanda'nın en büyük modern sanat müzesi), Hermitage müzesi, Anne Frank Huis (2. Dünya savaşında Nazi işgali sırasında ailesiyle saklandığı günleri ve yaşadığı olayları günlük tutan küçük yahudi kızının saklandığı ev), Kalvarstraat (Dam meydanı civarında ünlü markaların da yer aldığı meşhur cadde), Rembrandt meydanı ve Rembrandt Evi bir dahaki Amsterdam yolculuğumuzda mutlaka gideceğimiz yerler listesine eklendi...

Amsterdam'da alışveriş 
Burada ilk olarak alınacak şeyler listesinde tabiiki peynir var. Benim tercihim özellikle Edam ve Gouda. Bu peynirleri Henri Willig'den alabileceğiniz gibi; girdiğiniz herhangi bir markette de birçok çeşidi bulabilirsiniz...
Tahta ayakkabılar ise yine en çok alınan hediyelik eşyalardan. Bavulda taşıması zor, giymesi de bana rahatsız geldiğim için ben yumuşak ev terliği tipinde olanlardan aldım bunların...
Lale soğanı da her yerde satılan bir hediyelik. Lalelerin Osmanlı'dan Hollanda'ya gittiğini ve ününü orada kazandığını düşününce biraz can sıkıcı olsada durum yinede bahçenizi şenlendirmek renk renk lalelerle güzel bir düşünce...
Son olarak ünlü Delft porselenlerinden de alabilirsiniz. Kırmadan getirmeye cesaret edebilirseniz. Ben cesaret edemedim...
Eğlenceli, şaka yada cinsel içerikli ürünleride Red Light bölgesinde bulabilirsiniz...
Yeme içme konusuna gelince; benim o konuda pek sıkıntım yoktur ne olsa yerim. Burada da çoğunlukla ayaküstü geçirdim yemek saatlerini. Marken'de mükellef bir yemek yediğimiz için Amsterdamda özel bir lokontaya gitmeyi pek düşünmedik. Gezmekten vakit de ayıramadık zaten ama sizlere önereceğim en güzel şeylerden biri Elmalı tartlar. Mutlaka ama mutlaka Apple Pie'ı deneyin burada. Gerçekten harika. Bunun dışında stroopwafel dedikleri karamelli bir tür küçük waffle'ı da deneyebilirsiniz (bir benzeri starbucks'da satılıyor). Üstünde küçük küçük doğranmış soğanlar olan patates kızartmalarıda çok lezzetli. Bir de siyah bir şekerleri var adını hatırlamadığım yumuşak haribo türü birşey sakın yanlışlıkla ağzınıza atmayın çok ama çok iğrenç. Hollandalılar bunun nesine bayılıyorlar anlamadım...

9 Temmuz 2015 Perşembe

Amsterdam Gezi Notları 1. Bölüm


Amsterdam'a gitmeden önce bende herkes gibi araştırmıştım internetten nereye gidilir, neler yapılır diye. O kadar çok yer varki görecek iki gün kaldığımız Amsterdam'a doyamadık diyebilirim. Gitmeden önce araştırma yapanlar zaten akıllarında bir program yapmışlardır. Gitmek istedikleri az çok bellidir kafalarında. Ben o yüzden sadece gittiğim, iki güne sığdırmaya çalıştığım yerleri ve beğenip beğenmediğimi yazacağım bu notlarda.

Genel olarak Amsterdam
Biz Almanya'dan araba kiralayıp Hollanda'ya geçtiğimiz için ulaşım vs. konusunda bir bilgi veremeyeceğim ama şehir içi ulaşım konusunda aşmış bir şehir burası. Tramvay, metro, otobüs ağı çok geniş. Çok büyük bir şehir olmadığı için de bir yerden bir yere ulaşım çok rahat. Bu hizmetlerin dışında bir de bisikletliler ordusu var burada (1 milyon bisiklet var diyorlar şehirde). Her yerden fırlıyorlar. Çoluk, çocuk, yaşlı, genç çeşit çeşit bisiklet dolu. Minicik bebeklerini bebek koltuğuna oturtup gezen anneler mi ararsınız, ikili bisikletliler mi? her cinsten var burada. Sokaklar yan yana üst üste yığma bisikletlerle dolu. Öyle ki bisikletliler yayadan da arabalardan da öncelikli burada. Ama doğrusunu söylemek gerekirse bu bisiklet işi ilk başta hoşuma gidip, aa ne güzel desem de sonradan kabus oldu benim için. Her an birisiyle çarpışacağım diye başım döndü etrafımı kolaçan etmekten.

Bisiklet kabusu

Tramvay gibi diğer ulaşım araçları da çok düzenli. Otobüsler vs. tam dakikasında durakta oluyor. Biz otelden Amsterdam Card (ilerde bu karttan bahsedeceğim) aldığımız için sınırsız toplu taşıma hakkından yararlandık ve bizim için çok iyi oldu. Taksiler ise çok pahalı aklınızda olsun...
Bu arada otobüslerde ve diğer toplu taşıma araçlarında elinizdeki kartı hem binerken araca hem de inerken okutuyorsunuz aklınızda olsun...

Otobüs ve tramvay saatleri ve güzergahları

Herkes çok iyi ingilizce biliyor ve sormak istediğiniz şeyler konusunda hiç sıkıntı çekmiyorsunuz bu yüzden. İnsanlar o kadar çok yardımcı ki gitmek istediğimiz yeri bulma için haritaya baktığımızda bir kadın yanımıza geldi ve tarif etti nasıl gideceğimizi. Buna rağmen şaşırdığımız zamanlar da oldu tabii yol bulma konusunda. Otobüs ve tramvay ağları ne kadar gelişmiş olsa da Hollandaca biraz zor ve karışık olduğu için zorlandığımız zaman da oldu. Hatta yanlışlıkla türk mahallesine bile gittik (gerçi sabahın çok erken saatleriydi bu sayede bir börek fırınında kahvaltı niyetine birşeyler atıştırdık). Ama türk mahallesi hoşumuza gitmedi. Amsterdamın diğer yerlerindeki düzen ve temizlik yoktu sanki burada. Sakız almak için bir bakkala girdik ama kokudan ve pislikten girdiğimize pişman olduk. Müzeler bölgesini sorduğumuzda ise kimseden doğru dürüst bir cevap alamadık.

Türk mahallesindeki afişlerden biri. 
Hollandaca olduğu için ne olduğunu anlamadık ama Fatma ve birisinin birşeyini anlatıyordu...

Amsterdam herkese çeşitlilikler sunan bir şehir. Kimileri müze gezmeyi sever süper müzelere gider. Kimileri için de meşhur Red Light District bölgesi ve coffe shop'lar cazip gelir. Ben her iki aktiviteyi de yaptım yorgunluğa yenik düşene kadar ama keşke şunu da yapsaydık, gitseydik dediğimiz çok şeyde oldu bu gezide. İkinci sefere artık. Neyse, başlayalım bakalım Amsterdam gezimize...

İlk önce gittiğim müzelerden ve etkinliklerden bahsetmek istiyorum

Rijkmuseum


Rijksmuseum 1800 yılında kurulmuş Hollanda'nın en büyük müzesi. (dünyanın en büyük Felemenk koleksiyonu da buradaymış) Dışarıdan ne kadar büyük olduğu anlaşılmasa da ilk bakışta içeriye girince ne kadar büyük olduğunu anlıyorsunuz gerçekten de.
Giriş dahil 4 kattan oluşan müzedeki eserler 1100 yılından 1950 yılına kadar kat kat bölünmüş olarak sergileniyor. Girişte aldığınız müze planı her katta hangi eserlerin, koleksiyonların olduğunu bölüm bölüm kroki ile gösteriyor. Rembrandt'ın "Night Watch", Vermeer'in "Milkmaid" gibi ünlü eserler de ayrıca ismen belirtilmiş bu krokide. (Sadece bunlar değil tabiiki ünlü eserler Van Gogh'tan, Bruegel'e, çin ve hint sanatından her türlü eser de var bu müzede)

Night Watch / Rembrandt

Ben bu müzeyi o kadar çok beğendim ki yaklaşık 3 saate yakın gezdiğimiz halde keşke biraz daha kalıp daha detaylı gezseydik diyorum şimdi. Ayrıca güzel sanatlar mezunu olarak ünlü ressamların tablolarını görmek, yakından incelemek o kadar hoşuma gitti ki anlatamam. Müzede o kadar güzel eserler varki gezmek oldukça vakit alıyor. Bu yüzden en az iki saatinizi buraya ayırmanız gerekiyor herşeyi görmek isterseniz.

Müze mağazasında Night Watch tablosunun oyuncakları

Müzenin girişi 17.50 Eu  ama I Amsterdam card alırsanız müze girişinde 2.50 Euroluk bir indirime de sahip oluyorsunuz.
Müzede bulunan vestiyere çantalarınızı ve üstünüzü ücretsiz olarak da bırakabiliyorsunuz bu arada. Müze mağazası ise çok büyük, çok çeşitli ama pahalı...
Bu arada bu müzenin mimarı Kasteel de Haar yazısında bahsettiğim Pierre Cuypers...

https://www.rijksmuseum.nl/en

Van Gogh Müzesi

Müze girişi

İşte harika bir müze daha ! Dünyanın en geniş Van Gogh koleksiyonuna sahip olan müze gerçekten de inanılmaz. Yanlış hatırlamıyorsam lise yıllarında okuduğum "Theo'ya Mektuplar" isimli kitaptan çok etkilenip, kendimce bir araştırmaya girmiştim ünlü ressam hakkında. Yaşadığı bütün zorluklara, depresyona rağmen kullandığı renkler, kompozisyonlar cezbetmişti beni. O günden sonra da sıkı bir hayranı oldum zaten. Bu yüzden Van Gogh müzesi en çok görmek istediğim yerlerden biriydi. 
Müze'de sanatçının resim yapmaya başladığı ilk yıllardan tarzını oturttuğu son dönem eserlerine kadar birçok eseri, Theo'ya yazdığı mektupları ve çizimleri sergileniyor (En ünlü tablolarından biri olan ve yatak odasını resmettiği "The Bedroom" da burada). 

İçeride fotoğraflanabilen tek şey bu neredeyse...

Bunların dışında Van Gogh'un etkilendiği başka ressamların eserleri de var müzede. Müze Rijksmuseum'un çok yakınında Museumplein denilen müzeler bölgesinde bulunuyor. Girişi 15 Euro fakat I Amsterdam Card sahibiyseniz bir ücret ödemenize ve bilet kuyruğuna girmenize gerek kalmıyor.  Müzenin içinde fotoğraf çekilmesi yasak olduğu için (görevliler çok hassas bu konuda) paylaşabileceğim pek fotoğraf yok bu yazımda ama incelemek isteyenler için sitenin internet adresi: http://www.vangoghmuseum.nl/en
Müze mağazası da gördüğüm en iyilerinden biri bu arada...
Not: "Theo'ya Mektuplar" ressamın 17 yıl boyunca abisine yazdığı ve hayatını, sıkıntılarını, aklını kaybetme korkusunu anlattığı mektupların derlenmesinden oluşturulmuş bir kitaptır...

I amsterdam yazısı


Sweatshirt yüzünden koca göbekli olmuşum :(

Meşhur I amsterdam yazısı Rijksmuseum ve Van Gogh müzesininde olduğu museumplein bölgesinde. Bende herkesin yaptığı gibi fotoğraf çektirdim burada ama o kadar kalabalık ki doğru dürüst bir poz yakalamanız neredeyse imkansız. Özellikle japon turistler aşmış bu konuda. Harflerin tepesinde oradan oraya seke seke özellikle de kızlar çığlık çığlığa poz veriyor arkadaşlarına.


12 Ocak 2015 Pazartesi

Avrupa’da Bedava Yürüyüş Turları


Tüm uğraştırıcı vize prosedürlerine rağmen, AVRUPA hemen herkesin gidip gezmekten vazgeçemediği, gezi rotalarının en bilindik durağıdır. Derin tarihi ve mimarisiyle hep çekici bir tarafı vardır ve yollarımız da sıkça düşer Avrupa ülkelerine. Ama çoğu zaman önünde durduğumuz bir binanın, bir köprünün ve yahutta bir sarayın önemini bilmeden, tarihteki ilginç hikayesini dinleyemeden fotoğraflarımızı çeker döneriz evlerimize. Halbuki geçmişte neler yaşanmıştır tam da durduğumuz o noktada, bilmek, gezilerimizi bilgiyle doldurmak, görmek kadar öğrenmek de güzel olmaz mı?

Elbette bilgiye ulaşmak artık çok daha kolay… Gezi kitapları, dergiler ve internet sayesinde aradığımız bilgilere kolayca ulaşabiliyoruz… Ama tarih konusunda ilgili ve bilgili biri gelse, canlı canlı kaynağında anlatsa şu hikayeleri fena da olmazdı. Hem şehrin en önemli noktalarını gezdirsin, bu noktaların tarihteki önemini, orada neler yaşandığını anlatsın bize, hem de bedava olsun… Kulağa hoş gelmiyor mu sizce de? Gerçekten hoş ve keyifli olurdu ve bir çok şehirde böyle bedava yürüyüş turları da mevcut. Ben size bizim üç ayrı destinasyonda deneyimleyip cok memnun kaldığımız bir kuruluştan SANDEMANs New Europe Tour'dan bahsetmek istiyorum.

YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»

25 Nisan 2013 Perşembe

Hollandalılar AMSTERDAM’ı Yarattı


Hollandalılar, ülkenin coğrafyasından ötürü yüzyıllar boyunca doğayla mücadele etmek zorunda kalmış, su baskınlarından korunmak ve güvenli yaşamak için çareler arayıp durmuşlar… Suyun toplanmasını engellemek için kanallar, suyu boşaltmak için yel değirmenleri inşa etmiş ve neredeyse tüm ülkeyi duvarlarla koruma altına almışlar. Hollandalıların yüzyıllar süren bu çabasını ve sonucunda elde ettikleri başarıyı en iyi ortaya koyan söz yine Hollandalıların kendi söyledikleri Tanrı Dünyayı, Hollandalılar ise Hollanda’yı yarattı atasözüdür.

Deniz seviyesinin altında olan ülkede, 12. yüzyıl sonlarına doğru Güney Denizi’nin (hol: ZuiderZee) ilerlemesine engel olmak için Amstel nehri kenarına bir baraj kurulur. Amstelredam yani Amstel Barajı… İşte Amsterdam’ın bilinen tarihi, bu baraj ve barajın üzerindeki küçük balıkçı kasabasıyla 13. yüzyıldan itibaren başlar. Zamanla isim değişikliğe uğrayıp Amsterdam olur ve şehrin yerleşimi yoğunlaştıkça yeni kanallar açılır, kanallar inşa edildikçe şehir büyümeye devam eder..

YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»