gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2015 Pazartesi

Bir Bilet Al


Gezi kitaplarını severim, gezmeyi daha çok severim. Bu yüzden elime bir paket kitap geçince içinden önce Gizem Altın Nance'ın Bir Bilet Al adlı kitabını okumaya başladım. Bu kitap Nance'ın yirmilerinin başında yaptığı 1 aylık Avrupa gezisini anlatıyor. Seyahatini interail ile yapmış. Öyle bir tren bileti düşünün ki bir süreliğine belirli bir bölgede istediğiniz kadar trene binebiliyorsunuz. Böyle olunca da ucuza çok yer görülebiliyor, geziniz bir yol macerasına dönüşüyor. Nance bu yolculuğundan o kadar zevk almış, bunun kendisini o kadar büyütüp geliştirdiğini düşünmüş ki bunu yazayım herkes benim gibi sırt çantasını alıp kendini yollara vursun demiş.

Kitap amacını göz önünde tuttuğunuzda çok, çok başarılı. İnsanı gezmeye teşvik eden, nereden başlayacağını bilemeyenlere ip ucu veren bir tarafı var kitabın. Çok kolay okunuyor. Nance konuşur gibi yazmış, yazdıkları da yayından önce de çok cilalanmamış. Bana tarzı bazen fazla ergan işi gelse de sevdim. Ayakları şiş, yarı aç ama keyfi yerinde genç bir kadının sesini duyuyorsunuz satırlarda. Aralara serpiştirilen fotoğraflar belki Nat Geo etkileyiciliğinde değil ama kanlı canlı, hakiki fotoğraflar. Kitabı zenginleştiriyor. Keşke bir de yazarın yaptığı rotayı harita üzerinde gösteren bir görsel olaymış.

Bu kitabın ilk kısmıydı. İkinci kısım "Rehber" adını taşıyor. İnterail'den konaklamaya, vizeden yanınıza almanız gereken şeylere kadar pek çok konuda bildiklerini ve tecrübelerini aktarıyor. Bence bu bölüme rehber demek iddialı olur. Bu kısım daha çok "Sık Sorulan Sorular" bölümü gibi. İlk anda merakınızı giderecek ve işe nereden başlamanız gerektiğini gösterecek bir başlangıç burası.

Başta bu kitaba bir gezi kitabı dedim ama anı kitabı desem daha iyi. Çünkü yazar gidip gördüğü yerlerden çok başından geçenleri, duygularını, düşüncelerini aktarıyor. Gezdiği şehirlerle ilgili bilgi çok sınırlı. Anlatım son derece öznel, sistemli de değil. Aynen yazıldığı gibi bir günlük kadar sistemli ancak.

Yeni fotoğraf makinamla hiç anlaşamıyoruz.
Ben kitapta bahsedilen şehirlerin (Paris, Nice, Sevilla, Barselona, Madrid, San Sebastian, Roma, Floransa, Milano, Venedik...) hemen hepsine gittim. Kimine yazarın yaptığı gibi bir sırt çantasıyla, az parayla, elimde sandviç, hostellerde kalarak, her yere yürüyerek... Kimine cebimde bol parayla, lüks restoranlarda yemek yiyerek, hatta kilo alarak, müzeleri boş verip mağazaları dolaşarak... Yazarın bazı yorumlarına katılıyorum bazılarına katılmıyorum. Mesela bence Venedik'in huzurla ilgisi yok. Çok ilginç, manzara olarak çok güzel ama sırf turistler için yaşayan, turistlerle dolu, hatta tıklım tıkış bir yer. 

Diğer bir konu da bence az parayla gezmek romantize edilecek bir şey değil. Azim takdir edilebilir, zorluklarına değer denebilir, bu açıdan övülebilir ama param varsa da otelde kalırım arkadaşım. Sırf başka turistlerle kaynaşacağım diye 10 kişinin yattığı  yere 11. olmam. Belki o yatakhanelerden hevesimi aldığım içindir, belki de yabancılara doyduğum içindir. Yemekleri ekmek arası geçiştirerek bir gün fazla kalabilirsiniz ama bir gün az kalıp ödüllü bir bistroda dört başı mağmur yöresel yemeğe parayı bayılırsanız o ülkeyle ve kültürüyle ilgili de çok şey öğrenebilirsiniz. Evet her güzel şey parayla değil ama üzücü olsa da bazı güzel şeyler ancak parayla.

Neyse artık ne istediğiniz size kalmış, kesin olan şey gezmek güzel şey. Yola çıkmadan şunlara da göz atabilirsiniz:

Shakespeare and Company


Not: Bu kitap Esen Kitap tarafından gönderildi. Yorumlarımın objektif olmasına özen gösterdim. Hem gönderi hem de anlayışları için teşekkür ederim.

30 Aralık 2014 Salı

Merhaba 2015



Bir senenin daha sonuna geliyoruz ya ister istemez geriye dönüp değerlendirme yapmak istiyor insan. Gerçi blogda en son hoşgeldin 2014 demişim ve şimdi 2014’e güle güle, 2015’e ise merhaba diyoruz. Zaman çok hızlı geçiyor… Tam zamanlı çalışıp, yarı zamanlı gezerken bir de blog ve sosyal medya hesaplarına zaman ayırmak oldukça zor. Zevkli elbette ama bir o kadar da meşakatli… Bu vesileyle yeni yılın ilk dileğini dile getirip; 2015’te daha çalışkan bir blogger olup, blogu daha güncel tutmayı diliyorum :)
  
Bangkok'ta girdiğimiz 2014, bizim için dop dolu bir sene oldu. Görmek istediğimiz yerler listemize bir çok tik attık. Hatta gelecek için listemizi genişlettik bile. Dünyanın henüz %17‘sini görebilmişken ve önümüzde daha %83 gibi büyük bir hedef varken yine de sevdiğimiz yerlere tekrar tekrar gitmekten kendimizi alıkoyamadik. Gönlümüzde derin yer eden Tayland’a geçen sene ben ikinci Tamer ise üçüncü kez gitmiş olduk ve bunun Tayland’a son gezimiz olmadığını çok iyi biliyoruz. Sevgili 2015 senden bir Tayland gezisi daha bekliyoruz :)

YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»

10 Ağustos 2014 Pazar

Renkli Masallar


Şu sıcak, veya manasızca soğuk, yaz günlerinde tatile gidemediyseniz, en azından rutininizi kırıp kendinizi tazeleyemediyseniz gezi kitaplarını deneyin. Ben öyle yapıyorum ve iyi bir gezi kitabının bir roman veya hikaye kadar sürükleyici olduğunu düşünüyorum. Ayhan Sicimoğlu'nun Renkli Masallar adlı gezi/anı kitabını da bu günler için saklamıştım ve sonunda okuyup bitirdim.

Sicimoğlu bir müzisyen, latin müzikleri ve vurmalı çalgılar onun uzmanlık alanı. Birçok insan onu Renkler adlı gezi programından tanıyor. Renkli Masallar ise Sicimoğlu'nun sadece gezi ve anı yazılarından oluşmuyor, içinde denemeler ve kısa öyküler de var. Yani aslında Sicimoğlu'nun kaleminden çıkanların bir derlemesi.

Kitapla ilgili ilk söyleyebileceğim şey müthiş bir malzeme barındırdığı. Hindistan'dan Küba'ya İtalya'dan Fas'a birçok kültür ve ülkeden bahsediliyor. Üstelik Sicimoğlu kitabi bilgilerle gözlemlerini, anılarını harmanlayarak anlatılıyor. Gezip gördüğü yerlere bir turist gözüyle baksa da yerlilerin arasına karışmak, Roma'da Romalılar gibi yapmak Sicimoğlu'nun zevklerinden biri.

Bir gezi kitabında olmazsa olmazlar renkli fotoğraflar. Bu kitapta da bol bol fotoğraf var. Fotoğrafların renkli olması, kitabın arkasında veya ortasında bir bölümde sıkışıp kalmak herine ilgili bölümlere dağıtılmış olması harika. Kitabın boyutu standarttan farklı, kareye yakın bu yüzden fotoğrafları keyifle inceleyebiliyorsunuz. Kısaca baskıya ve düzene tam puan veriyorum.



Maalesef kitapla ilgili söyleyeceğim olumlu şeyler bitiyor. Kitaba konu malzemeye ve baskıyı beğensem de kitaptaki yazarlığın aynı ölçüde güçlü olduğunu düşünmüyorum. Bir kere Sicimoğlu programındakine benzer şekilde konudan konuya atlıyor. Yazmak insanın dikkatini toplayan bir şey olduğu için en azından cümleler yarım kalmıyor. Yine de yazar bir tema etrafında söylemek yerine bir konudan diğerine geçiyor. Daireler çizmek yerine kestiremediğiniz bir yöne doğru lineer şekilde ilerliyor. Anlatabildim mi?

Beni bir okuyucu olarak daha çok sıkıntıya sokan ise kullanılan yabancı kelimeler oldu. Bazen yabancı bir kültürü anlatırken kelimeleri zorlama şekilde çevirmek yerine olduğu gibi kullanabilirsiniz, bunu anlıyor hatta destekliyorum ama zaten Türkçeye geçmiş jenerik bir kelimeyi nedensizce İngilizce yazarsanız karşı çıkarım. 'Tasarlamak' yerine 'design etmek' gerçekten çok iddialı. Sanki yazım hatası gibi. Bunun gibi de bir sürü örnek var. Bir de Türkçe kelimelerin yanına gereksiz yere İngilizcesini yazma hastalığı var. Yani 'araştırma (survey)' yazmanın okuyucuya vocabulary (!?) dışında ne faydası var? Okuma zevkini bozan bu kirliliği kimse fark etmedi mi gerçekten?

MFÖ'ye 'Sen neymişsin be abi' dedirtenin Sicimoğlu olduğunu biliyor muydunuz? Renkli Masallar'ı okuyunca neden böyle dendiğini anlıyorsunuz. Sicimoğlu'nun elini atıp da yapamadığı şey, girip de adapte olamadığı ortam yok. Karayip adalarında da, Fas'ta da yerlilerden daha yerli. Dalgıçlıktan davulculuğa radyoculuktan kültür elçiliğine kaptanlıktan televizyonculuğa el atmadığı ve başarmadığı iş yok. Aslında bu tip iddialı kişileri itici bulsam da Sicimoğlu'ndaki bir şeyin bunu engellediğini söylemeliyim. Belki hayat enerjisi belki de yaptıklarından zevk alması. Yalnız öykü denemeleri bence başarısız olmuş ve yazı işinde ortalamanın üstünde değil, bu konuda torpil geçemeyeceğim.

17 Temmuz 2014 Perşembe

Deliduman


Emrah Serbes'in son romanı Deliduman çıktığından beri Gezi romanı deniyor. Evet içinde Gezi var ama sadece Gezi yok. Gezi bu romanın bir parçası ama konusu değil. Bu başkahramanımız Çağlar İyice elçiliğinde anlatılan bir kasaba romanı, dağılmış aile romanı, sevgisizlik romanı, kalbi kırık bir roman.

Hikaye çok basit; Çağlar'ın kız kardeşi Çiğdem Michael Jackson gibi dans ediyor, onun bu yeteneğini tüm kainata göstermek ve ünün zirvesine taşımak için abisi de elinden geleni yapıyor. Bu sırada sağ bir partiden eski belediye başkanı olan dedenin adını da kullanarak Kıyıdere'nin belediye başkanlığını kapan bir dayı, sonradan ruhu hastalanmış bir kadın olduğunu anladığımız bir anne, ateist-komünist-mimar-sorumsuz bir baba… Bu ailede Çağlar herkesten nefret ediyor, dayısından it ve şerefsiz demeden  bahsedemiyor, annesini sevgisizliğiyle hasta ediyor, babasıyla dünya başına yıkılsa konuşmuyor. Bir tek Çiğdem var. Çiğdem'le ilişkisi kardeş ilişkisinden farklı. Kardeş dediğin arada kavga da eder, kıskançlık da yapar, rekabete girer. Burada yaş farkı fazla olsa da garip bir durum var. Sevdiği hatun tarafından da terk edilmiş olan Çağlar sanki tüm sevgisini, tüm ilgisini, bütün benliğini Çiğdem'e adamış. Ancak 9 yaşında sıradan (Çağlar duymasın arıza çıkarır) bir çocuk sevgiye karşılık verebiliyor demek ki.

Aslında evi kendi hayatını gönlünce yaşamak için terk edip gitmiş olan babadan, boş vaatler ve ümitlerle oyalayıp kandıran bir dayıdan, sebepsiz yere terk edip mesajlara bile cevap vermeyen kız arkadaştan başka çok kalp kıran var. Kalbi kırılanlar da bir İyice kardeşler değil. Ya Mikrop? Ya anne? Ya T.C. Sinem Uzun? Sanki bir girdap var, bir kalp kırıklığı diğerlerini doğuruyor, herkes birbirini kırıyor, kırıklar geometrik oranla artıyor.

Çağlar bir direnişçi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. O milyonların katıldığı bir direnişe aidiyet duyamayacak kadar dirençli. Onun kendi gündemi, kendi alemi var. Bazı anlarda direniş onun gündemiyle kesişiyor ama hiçbir zaman gündeminin parçası olmuyor. Sağ belediyeciliğin içinden gelen, yazlık ilçe insanı Çağlar dışardan bakıyor olaylara. Gezi'yi güzellemiyor, direnişi yermiyor. Direnişin özel nedenlerle bitmesini istiyor ama isyanın nedenini sorgulamıyor. Bireylere bakıyor o. T.C. Sinem Uzun'u eleştiriyor, farklılıkları kucaklamak için parka gelip ona apaçi diyenlere içerliyor, onu dinlemeden suçlu ilan edenlere isyan ediyor, müdahale etmeyeceğiz diye diye vatandaşın ağzını burnunu kıran polisle dalgasını geçiyor. Olayların tüm taraflarının saçmalıklarını ve haklılıklarını görüyor.

Serbes'in tüm bunları anlatırken zaman zaman absurde kaçan mizahi bir dil kullanması diğer romanlarındaki dilden biraz farklı olabilir. Kitapta bol küfür var. Nasıl olmasın 17 yaşında bir lise öğrencisi hiç de hayatından memnun olmadığı günleri anlatıyor. Mamafih mi deseydi? Çağlar karakteri romanın anlatıcısı olarak sadece içerikle değil üslupla da şekilleniyor. Geveze başkahramanımız arada hiç çaktırmadan büyük laflar ediyor, okuyucuyu hiç kasmadan, yormadan hayat dersini veriyor. Benim bu romanda en sevdiğim şey anlatım ile karakterin bütünleşmesi, birbirini şekillendirmesi oldu. Bir yazar kendisini anlatsa dahi bunu başarmasının kolay olmadığını düşünüyorum.

Öykü ise kendini okutan bir tempoda büyük sürprizler sunmadan akıp gidiyor. Çiğdem'in dans etme çabası dışında ortak öğesi bulunmayan olaylar silsilesinin bence başı sonu yok. Bu sevgisizlik, yalnızlık ve kalp kırıklığı dolu neşeli geçit töreninden bir kesit.

Bu romandan geriye bende bir hikaye kalmayacak. Çağlar İyice, trajikomik durumlar, üslup ve hüzün hatrımda yer edecek. Deneyin, bu roman belki sizi sarsmayacak, başucu kitabınız olmayacak ama bence seveceksiniz.

17 Ocak 2014 Cuma

HOŞÇAKAL 2013, MERHABA 2014


En son blogda (link) yine Asya’ya gideceğimizden bahsetmiştik ya, e biz gittik de döndük bile… Üç haftayı doya doya Sri Lanka, Tayland ve Malezya’da geçirdikten sonra yine kürkçü dükkanındayız.

Döneli bir hafta bile olmadı henüz, o yüzden yeni bir gezi yazısı performansı beklememek lazım, zira halen daha zaman kavramımızı eskiye döndüremedik. Avrupa saatiyle yatıp Asya saatiyle kalkar, gün içinde zombi gibi gezer olduk. Yoğun iş temposuna ışık hızıyla girişimiz de pek kolaylık sağlamadı bize elbette. Ama hani diyoruz ya bizim bir Facebook sayfamız var diye, işte orada durmadan fotoğraf yayınlıyoruz. Eğer merak ederseniz sizi de bekleriz. Hem Facebook sayfamızı beğenirseniz tüm güncellemelerden haberdar da olursunuz, bizden söylemesi:)

YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»

12 Aralık 2013 Perşembe

Yeni Rota: Yine Asya


Yollara düşmeye iki haftadan az zaman kaldı ve biz rotamızı ancak yeni planlayabiliyoruz. İzinleri ayarlayalı epey zaman geçti geçmesine ama, dünya güzel, görülecek çok yer var diyip, her yere bakınıverdik. Karar vermek de iyice zorlaştı böylece. Önce yakınlar olsun diye düşündük, sonra uzaklar çağırdı sanki. Ayran gönüllüyüz ya, Küba’dan Afrika’ya, Patagonya’dan Filipinler’e kadar görmek istediğimiz her yer ya olursa diye incelendi, ama nafile… Seyahatten aylar öncesinden biletleri ayarlamak, ekonomik seyahatin en önemli adım taşıdır ama, olmadı işte, son dakikada her yer ateş pahası... Doğal afet faktörünü de unutmamak lazım. Sonra gidiş dönüş biletlerinden hayır gelmeyip tek yön biletleri incelemeye başlayınca olan oldu… Sonuç, ağzımızın tadına göre bir rota çıkardık kendimize.
YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Gezi Kitapları

İlk gününden Gezi Direnişi'nin hakkında türküler söylenecek, öyküler anlatılacak, kitaplar yazılacak bir şeyler olduğu belliydi. Önce twitler geldi, sonra şarkılar, dergiler. Şimdi de kitaplar bir bir piyasaya çıkıyor. Hatta o kadar hızlı ve çok çıkıyor ki ben bu kadarını beklemiyordum. Belki de kitap okumanın bir protesto çeşidi olduğu, ihtiyaçları karşılamaya kütüphane kurarak başlanan günler için bu kadar kitap yazılmasına şaşırmamalı. Bir listesini yapayım da belki arayanlar vardır, ileride lazım olur dedim.


Magazin


Henüz haziran ayındayken kitapçılarda yerini alanlar oldu. Ben bunların çoğunu heyecanla elime alıp hayal kırıklığıyla yerine bıraktım. İçi kimin nerede çektiği belli olmayan (böylece en azından görsel bir arşiv değeri de taşımayan) fotoğraflar, Twitter’dan derlenmiş sözler ve sloganlarla dolu bu kitapların baskı maliyeti dışında pek bir maliyeti olmasa da 10-15 TL’ye satılması beni elbette rahatsız etti. İşin magazinine kaçan bu kitapların hepsini okumadığımdan bir istisna olabileceğini söyleyeyim.

1. Çapulcu
Bekir Öztürk
Togan Yayınevi
2. Gezi Direnişi – En Özel Fotoğraflarla
Ferhan Bayır
Kaynak Yayınları
Fotoğraflar, duvar yazıları ve Noam Chomsky’den Roger Waters’a ünlülerin Gezi açıklamaları.
3. Bir Çapulcunun Hatıra Defteri
Erol Hazırcı
Destek Yayınları
4. Çapulcuların Sosyal Medya Paylaşımları
Hasan kargı
Etki Yayınları
5. Geziden Orantısız Zeka
Serkan Akkuş
Sınırsız Kitap
6. ''Gezi'' Günlükleri
Gamze Erbil (editör)
Yazılama Yayınevi
6 Haziran'da piyasaya çıkan bu 60 sayfalık kitapçık 4. baskısını yapmış.
7. Çapulcunun Gezi Rehberi
Eylem Aydın
Hemen Kitap
5. baskısını yapmış.
8. Anneme Gezi Parkı’nda Olduğumu Söyleme O Beni Okulda Sanıyor…
Gezi Parkı Direnişçileri
Parşömen Yayınları
Duvar yazılarından oluşuyor.
9. Bağzı Şeylere Öyküler – 28 Yazardan Gezi Parkı Öyküleri
Kadir Yüksel (Editör), Ferit Edgü, Necati Tosuner, İlhan Durusel, Zafer Doruk, Celal İlhan, Remzi Karabulut, Kerem Işık, Özcan Öztürk, Türker Ayyıldız, Sinan Sülün, Mahir Ünsal Eriş, Fuat Sevimay, Zeynep Ünal, Vuslat Çamkerten, Adnan Özyalçıner, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Tansu M. Gülaydın, Aziz Gökdemir, Hakan Bıçakcı, Gamze Güller, Zeynep Sönmez, Berna Durmaz, Mehmet Fırat Pürselim, Şenay Eroğlu Aksoy, Onur Çalı, Hakkı İnanç, Murat Taş, Semih Öztürk
Aylak Adam Kültür Sanat Yayıncılık
10. #direngezi  - Fotoğraflarla Taksim Gezi Parkı Olayları
Sercan Can
Zepros Kitap

Daha Ciddi Şeyler

Zaman geçtikçe daha anlamlı, daha içerikli kitaplar raflardaki yerini aldı. Bazı kitaplarsa halen yazılmaya çalışılıyor. Şahitliklerin ve anıların toplanacağı ve tarihe bir not düşülmesine vesile olacak kitapların çıkmasını dört gözle bekliyorum. Yine aşağıdaki kitapların hiçbirini okumadığımı, incelemelerimden "ciddi" bir intiba alarak kitapları buraya eklediğimi belirteyim.

11. Gezi Direnişi: Türkiye’yi sarsan 30 Gün – Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak
Aykut Küçükkaya, Emre Kongar
Cumhuriyet Kitapları
12. Diren Gezi
Zeki Özkorkmaz
Cumartezleri Yayınevi
13. Direnişi Düşünmek 2013 Taksim Gezi Olayları
Alain Badiou, Volkan Çelebi, Gizem Çıtak, Işık Ergüden, Jean Luc Nancy, berbard Stiegler, Ahmet Sosyal, Gökbörü Sarp Yanyıldız, Gökhan Kodalak, Jacob Rogozinski, Slavoj Zizek
MonoKL
14. Gezi Parkı Direniş Yazıları – Yeryüzü’nün Asi Çocukları
Akın Ok
Enki yayınları
15. Kent, Kapital ve Gezi Direnişi
Mustafa Sönmez
Nota Bene Yayınları
16. Direniş Günleri  - Gezi’den Tahrir’e
Nihat Genç
Kırmızı Kedi Yayınevi
17. Gezi Direnişi: Türkiye’nin Enteresan Başlangıcı
(Gezi direnişi Brosürleri : 5)
Foti Benlisoy
Agora Kitaplığı
18. Gezi’nin Yükselişi, Liberalizmin Düşüşü
(Gezi direnişi Brosürleri : 4)
Cihan Tuğral
Agora Kitaplığı
19. Hakikat Kazanacak – Antenler, Rotatifler, Kitaplar Yalan Söylüyor
(Gezi direnişi Brosürleri : 3)
Tarık Ali
Agora Kitaplığı
20. Gezi  Fenomeni  -  Bireyselleşme ve Demokrasi
Erol Özkoray, Nurten Özkoray
İdea Politik
21. Taksim’de Kutsal İsyan  -  Ulusalcı Gözüyle Gezi Direnişi
Kolektif
İleri Yayıncılık
22. Güneşin Evlatları – Bir Direniş Efsanesi
Ali Ekber Ertürk
Tanyeri Kitap
“Sırrı Süreya Önder, Ahmet İnam, Nasuh Mahruki, İhsan Eliaçık, transseksüel Asya, başörtülü eylemci Fatma Budak gibi isimlerin görüşlerinin ve olayları birebir izleyen ve yaşayan foto muhabirlerinin görüntülerinin yer aldığı kitap, ölen gençlerimizin annelerinin önsözüyle hazırlandı.”
23. Gezi Parkı Sürecine Dijital Vatandaş’ın Etkisi
Ali Rıza Babaoğlu, av. Meltem Banko
E-kitap, ücretsiz ulaşmak için http://geziparkikitabi.com/
24. 31 Mayıs 2013 – Devrim Taksim’de Göz Kırptı
Kolektif
Kaldıraç Yayınevi
Günce, röportajlar, makaleler, belgeler…
25. Bu Daha Başlangıç
Yalçın Çakır
Kırmızı Kedi Yayınevi
Yalçın Abi olayların en başından beri sokaktaymış, kendi çektiği resimleri de kullanarak bir gazeteci olarak şahit olduklarını yazmış. 
26. Yaşarken Yazılan Tarih
Gürsel Göncü (Haz.)
Metis Yayıncılık
Doğuş Grubu'na ait NTV Tarih'in yasaklanan ve dergiyi kapattıran sayısı karşınızda.
27. Abdocan: Ölümden Başka Her Şey Olacak
Zafer Cömert, Cezmi Ersöz (Haz.)
Kaynak Yayınları
28. Çapulcu musun Vay Vay
Muzaffer İzgü
Bilgi Yayınevi
İzgü'den direniş ve genel olarak son yıllardaki ''muhafazakar yapı''mıza ilişkin öyküler.
29. Gezi'nin Güzel İnsanları
Ayşe Arman
Doğan Kitap
Direnşçilerden polislere, direnişle ilgili herkesle röportajlar.
30. Biz Orada Mutluyduk
Müge İplikçi
Doğan Kitap
Söyleşiye devam.
31. Direniş Öyküleri
Kolektif
Nota Bene Yayınları
7 şehirden 18 yazarın kendi şehirlerindeki direnişi anlattığı öyküler.
32. Gazeteci Gözüyle Direniş
Coşkun Aral (ed.)
Kırmızı Kedi Yayınevi
21 gazetecinin çektiği fotoğrafların seçkisini Coşkun Aral yapmış. Özellikle de magazin bölümnde bahsettiğimiz kitapların aksine bu kitapta kullanılan fotoğraflar için izin alınmış.
33. Gezi Direnişi Üzerine Düşünceler
Özay Göztepe (ed.)
Nota Bene Yayınları
34. Kent, Kapital ve Gezi Direnişi
Mustafa Sönmez
Nota Bene Yayınları
35. Gezi Ruhu ve Politik Teori
Murat Özbank
Kolektif Kitap
36. Gezi, İsyan, Özgürlük: Sokağın Şenlikli Muhalefeti
Kemal İnal
Ayrıntı Yayınları
37. Gözün İsyanı: Gezi
Sinan Çakmak (fotoğraf), Ahmet Güntan, Şebnem İşigüzel, Ümit Alan, Gökhan Tan
Boyut Yayın Grubu
Sinan Çakmak'ın kamerasından gün gün dieniş fotoğrafları; yazarların kaleme aldıkları metinlerle birlikte.
38. Türkiye'nin Gezi'si
Özlem Kılıç
Postiga
Her kesimin görüşlerini bir araya toplama iddiasındaki söyleşi kitabı.
39. Türkiye Ağaca Neden Sarıldı?
Nesrin Turhan, Özge Şener
Barolar Birliği Yayınları
TBB tarafından hazırlanmış, olayların gelişiminden fotoğraflara, baroların açıklamalarından Cumhurbaşkanına sunulan bilgi notuna kadar birçok belge ve bilginin bir araya toplandığı ciltli bir kitap.
40. Sıcak Haziran
Nuray Sancar
Evrensel Basım Yayın
41. Bireyselleşme ve Demokrasi: Gezi Fenomeni
Nurten Özkoray, Erol Özkoray
Politika Yayınları
Bizzat başbakanın, kendine kamu görevinden dolayı alenen hakaret edildiği iddiasıyla dava açtığı kitap,  olayları sosyoloji ve siyaset bilimi pencerelerinden ele alıyor.


Siz de bildiğiniz kitapları listeye ekler, okuduklarınız hakkında yorumlarınızı paylaşırsanız mesud olurum. Bir de Gezi olayları hakkında yazılmamış ama direnişi anlamaya yardımcı kitapların listesi Egoist Okur'un Gezi İçin Hem Okuyalım Hem Direnelim başlıklı yazısında...

15 Ağustos 2013 Perşembe

Dünyanın Alt Ucuna Yolculuk, TAZMANYA

Tazmanya’yı nasıl bilirsiniz? Benim aklıma Tazmanya denildiğinde ilk olarak çocukken Bugs Bunny ile maceralarını izlemeye doyamadığım çizgi film karakteri geliyor. Hani şu homur homur ortalarda kendi etrafında dönerek dolanan ve hemen hemen herşeyi yiyebilen canavar. Neredeyse hepimiz Tazmanya adını ondan öğrenmişizdir, böyle bir yer vardır dünya üzerinde ve bu canavar orada yaşamaktadır. Ama acaba nerededir, nasıl gidilir, neler yapılır hiç merak etmiş miydiniz?


Şimdi koltuklarınızın dik, masalarınızın kapalı olduğundan emin olun çünkü birazdan hep birlikte adını çizgi film karakteri olarak tanıdığımız Tazmanya Canvarının ana vatanına, dünyanın alt ucuna doğru yolculuğa çıkacağız.
YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»

25 Nisan 2013 Perşembe

Hollandalılar AMSTERDAM’ı Yarattı


Hollandalılar, ülkenin coğrafyasından ötürü yüzyıllar boyunca doğayla mücadele etmek zorunda kalmış, su baskınlarından korunmak ve güvenli yaşamak için çareler arayıp durmuşlar… Suyun toplanmasını engellemek için kanallar, suyu boşaltmak için yel değirmenleri inşa etmiş ve neredeyse tüm ülkeyi duvarlarla koruma altına almışlar. Hollandalıların yüzyıllar süren bu çabasını ve sonucunda elde ettikleri başarıyı en iyi ortaya koyan söz yine Hollandalıların kendi söyledikleri Tanrı Dünyayı, Hollandalılar ise Hollanda’yı yarattı atasözüdür.

Deniz seviyesinin altında olan ülkede, 12. yüzyıl sonlarına doğru Güney Denizi’nin (hol: ZuiderZee) ilerlemesine engel olmak için Amstel nehri kenarına bir baraj kurulur. Amstelredam yani Amstel Barajı… İşte Amsterdam’ın bilinen tarihi, bu baraj ve barajın üzerindeki küçük balıkçı kasabasıyla 13. yüzyıldan itibaren başlar. Zamanla isim değişikliğe uğrayıp Amsterdam olur ve şehrin yerleşimi yoğunlaştıkça yeni kanallar açılır, kanallar inşa edildikçe şehir büyümeye devam eder..

YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»

31 Ocak 2013 Perşembe

Güneydoğu Asya'da 4 Hafta, 4 Ülke...


“Bundan 20 yıl sonra, yaptıklarınızdan daha çok, yapmadığınız şeylerden ötürü hayal kırıklığı yaşayacaksınız. O yüzden düğümlerinizden kurtulup, uzaklaşın güvenli limanlarınızdan. Alize rüzgarlarını yakalayın yelkenlerinizde. 

Araştırın, hayal edin, kesfedin!

Mark Twain ***  

***Mark Twain’in yollara düşüren, ilham verici "Twenty years from now you will be more disappointed by the things you didn’t do than by the ones you did do. So throw off the bowlines, sail away from the safe harbour. Catch the trade winds in your sails. Explore. Dream. Discover.” sözünün Türkçe çevirisini bulamadığım için kendimce birşeyler karaladım. Hatalıysam affola:) 

Mark Twain’in dediği gibi; hayallerinin, tutkularının peşinden koşmalı insan, öyle ya bir kere geliyoruz dünyaya. Yoğun iş hayatı ve koşturmacaları arasında, biz bunu yapmaya çalışıyoruz da zaman zaman. Durduğu yerde durmak gibi bir kavramla henüz tanışamadığımız ise doğrudur. Hal böyle olunca gitmek-görmek-keşfetmek duygumuzu tatmin etmek için gidiyoruz biz öyle arada bir, yüreğimizin götürdüğü yerlere... Neden böyle bir başlangıç oldu derseniz, bir önceki yazımda paylaşmıştım; biz Güneydoğu Asya'ya gidiyoruz, hayallerimizi gerçekleştirmeye, hiç görmediğimiz renkleri görmeye diye... Gittik, gezdik, gördük ve döndük evimize... Herkesin de en kısa zamanda hayallerini gerçekleştirmesi dileğiyle, gelelim biz bu dört haftada nerelerdeydik...

YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»

12 Aralık 2012 Çarşamba

Güneydoğu Asya'ya doğru...

Ko Phi Phi Don, Phuket, Tayland © J.RAGA – HOA- QUI
Yıllar yıllar önce, ilk sevgililer günümüzdü, Tamer muhteşem bir kart yollamıştı bana... Kartta gördüğüm yerin gerçek olma ihtimali yoktu, o kadar güzel bir yerdi ki, gerçek olamazdı. Ama kartın arkasındaki bilgi öyle demiyordu, Tayland'da böyle bir yer vardı. Madem öyle, er ya da geç oraya gidilmeliydi...

Şimdi karttaki dileği gerçekleştirmeye gidiyoruz, her gün kapıdan çıkarken baktığımız o kareye... Aslında sadece ona değil, onunla birlikte Güneydoğu Asya'nın (zamanımız yettiğince) tüm güzelliklerini görmeye gidiyoruz.
YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»