2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2013 Perşembe

Hollandalılar AMSTERDAM’ı Yarattı


Hollandalılar, ülkenin coğrafyasından ötürü yüzyıllar boyunca doğayla mücadele etmek zorunda kalmış, su baskınlarından korunmak ve güvenli yaşamak için çareler arayıp durmuşlar… Suyun toplanmasını engellemek için kanallar, suyu boşaltmak için yel değirmenleri inşa etmiş ve neredeyse tüm ülkeyi duvarlarla koruma altına almışlar. Hollandalıların yüzyıllar süren bu çabasını ve sonucunda elde ettikleri başarıyı en iyi ortaya koyan söz yine Hollandalıların kendi söyledikleri Tanrı Dünyayı, Hollandalılar ise Hollanda’yı yarattı atasözüdür.

Deniz seviyesinin altında olan ülkede, 12. yüzyıl sonlarına doğru Güney Denizi’nin (hol: ZuiderZee) ilerlemesine engel olmak için Amstel nehri kenarına bir baraj kurulur. Amstelredam yani Amstel Barajı… İşte Amsterdam’ın bilinen tarihi, bu baraj ve barajın üzerindeki küçük balıkçı kasabasıyla 13. yüzyıldan itibaren başlar. Zamanla isim değişikliğe uğrayıp Amsterdam olur ve şehrin yerleşimi yoğunlaştıkça yeni kanallar açılır, kanallar inşa edildikçe şehir büyümeye devam eder..

YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»

31 Aralık 2012 Pazartesi

2012'de Neler Oldu Neler!

OCAK
29  Paul Auster'ın son kitabı Kış Günlüğü dünyada ilk kez Türkiye'de yayımlandı. Yazar bir gazeteye verdiği röportajda neden Türkiye'yi ziyaret etmediği sorusuna hapisteki gazeteciler ve antidemokratik yasalar nedeniyle Türkiye'yi protesto ettiğini, benzer nedenlerle Çin'e de gitmediğini söyleyince gündem hareketlendi. Başbakan gelmezsen gelme diye hırçınlaşırken, muhalefet lideri yazara davet mektubu gönderdi.



ŞUBAT
18  Doğan Hızlan'ın bağışladığı 20 bin kitapla 900 metrekarelik kapalı alana kurulan kütüphane Antalya'da açıldı.

MART
  Jose Saramago'nun 1953 yılında yazdığı ve yayıncılar tarafından reddedilen (hatta red cevabı bile çok görülen) ilk ve kayıp romanı Claraboya  59 yıl sonra yayımlandı. Eşi Pilar del Rio'ya göre bu romandan sonra Saramago 20 yıl roman kaleme almamış, hayattayken romanın yayımlanmasını istememiş ve ölümünden sonra Claraboya ile ne yapılması gerektiğine en iyi yakınlarının karar vereceğini düşünmüş. 

NİSAN
16  Pulitzer bu yıl kurgu dalında ödül verecek kimseyi bulamadı. Kimileri bu durumu jurinin beceriksizliği olarak yorumlarken kimileri de Amerikan edebiyatının gerilemesine bir kanıt oluşturduğu görüşünü savundu. Üstelik bu durum ilk kez de yaşanmadı, 1917'den beri verilen ödülün jürisi daha önce de on kez aynı kararı almıştı.
28  Orhan Pamuk'un uğruna Masumiyet Müzesi adlı romanı yazdığı Masumiyet Müzesi kitabın yayımlanmasından dört yıl sonra İstanbul Çukurcuma'da açıldı. Pamuk müze için bir de Masumiyetin Şeyleri adlı katalogu hazırladı.


MAYIS
   Forbes'un açıkladığı listeye göre Ayşe Kulin'in 8 milyon 173 bin 300 lira ciro ve 1 milyon 634 bin 660 liralık telif geliriyle 2011 yılında en çok kazanan yazar olduğu haberi gündemi hareketlendirdi.
16  Carlos Fuentes kısa süren bir rahatsızlık sonucunda hastanede yaşama gözlerini yumdu. Fuentes Meksika halkının ve devriminin sesi, latin edebiyatını bugünlerine getiren güçlü yazarlardan biriydi.
31  Son Orange Ödülü'nün sahibi The Song of Achilles adlı romanıyla Madeline Miller oldu. Bu gerçekten de son ödüldü çünkü İngilizce yazan kadın kurgu yazarlarının eserlerine verilen Orange Ödülü 17 yıldan sonra sona erdi. Ödülün sponsoru olan telekominikasyon şirketi Orange sinema sektörüne yoğunlaşabilmek için sponsorluktan çekildiğini 22 Mayıs'ta açıkladı. Ödül yönetimiyse sponsor arayışına başladı.


HAZİRAN
5    Fahrenheit 541 ve Mars Yıllıkları'nın ünlü bilim kurgu yazarı Ray Bradbury 91 yaşında hayattan ayrıldı. NASA Cruosity  uzay aracının Mars'a indiği noktaya yazarın anısına ¨Bradbury Landing¨ adını verdi.


13  Dünyanın en saygın sosyal bilimcilerinden Profesör David Harvey Metis ve Sel Yayınlarının işbirliğiyle Türkiye'ye geldi; İstanbul ve Ankara'da konferanslar verdi.

TEMMUZ
1    Elif Şafak Şemspare isimli son kitabını çıkardı. Kapak fotoğrafındaki fikrin aşırma olduğundan kitabın önceden yayımlanmış yazılardan oluşmasına kadar birçok konuda eleştirildi. Yazarın bir kredikartı reklamında oynamasıyla Şafak'ın ticari motivasyonu üzerine tartışmalar iyice alevlendi.
5    Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun verdiği rapora dayandırılarak William Burroughs'un yazdığı, Süha Sertabiboğlu tarafından çevirdiği, Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan Yumuşak Makine adlı kitabın yedinci duruşması ve Chuck Palahniuk'un yazdığı ve Funda Uncu'nun çevirdiği, Ayrıntı Yayınları tarafından basılan Ölüm Pornosu isimli kitabın beşinci duruşması arka arkaya görüldü. Uzun beklemenin ardından bilikişi raporuyla kitapların edebi eser olduğu kanıtlandı fakat mahkeme sonuçsuz kaldı; beraat yerine erteleme kararı verildi. 
30   Romantik çok-satan kitapların kraliçesi Maeve Binchy 72 yaşında öldü. Ardında toplam 40 milyondan fazla kopya satmış 33 kitap bıraktı.



AĞUSTOS


EYLÜL
20  Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin sıfırcı hocası, en has Ankaralı, Kurthan Fişek hayatını kaybetti.
21  Sabahattin Ali'nin hayatını anlatan Sabah Yıldızı adlı belgesel vizyona girdi.

EKİM
1    Saygın Marksist tarihçi Eric Hobsbawm hayata gözlerini yumdu. Hobsbawm'ın yeni kitabının ise 2013 yılının Mart ayında yayınlanacağı açıklandı. 
3     Yaşar Kemal'in 'Bir Ada Hikayesi'nin serisinin son cildi 'Çıplak Deniz Çıplak Ada' piyasaya çıktı. Yazımı sekiz yıl süren roman çıktığı gibi 50 binden fazla sattı.
11  Edebiyat dalında Nobel Ödülü'nü Çinli yazar Mo Yan aldı. Murakami destekçilerinin dileği sonraki bahara kaldı.



17  Man Booker Ödülü'nün Sahibi Bring Up The Bodies adlı romanıyla İngiliz yazar Hillary Mantel'in oldu. 2009 yılında da Wolf Hall adlı romanıyla aynı ödülü kazanan yazar böylece bu ödülü iki kere kazanan ilk İngiliz ve ilk kadın yazar oldu. Romanlarınsa biribirini takip eden dönemleri anlatan tarihi romanlar olması ilginç bir detay.

KASIM
17  31. Uluslararası İstabul Kitap Fuarı açıldı. 25 Kasım gününe kadar süren fuarın onur konuğu diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 400. yılı münasebetiyle Hollanda, onur yazarı ise Gülten Dayıoğlu idi.
28  Selim İleri Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüne layık görüldü. Açıklamada  ödülün ''edebiyat aşkını İstanbul tutkusuyla harmanlayıp kişisel anılarını şehrin geçmişiyle bir araya getirdiği eserlerinde gelenekle yeni arasında köprü rolü üstlendiği için'' ödülün İleri'ye verildiği belirtildi. 

ARALIK
24  Kitap Notları bir yaşına girdi :)

24 Aralık 2012 Pazartesi

Yıllık Rapor 2012



Kitap Notları 24 Aralık 2011 tarihinde başladı. Not tuttmak daha çok okuttu, okumak daha çok yazdırdı. Bu güzel döngü işte bir yılda şöyle sayılara yansıdı:

OKUNANLAR

53 kitap okudum. Türlere ayırırsam: 28 roman, 6 öykü, 8 araştırma-inceleme/akademik, 6 anlatı (deneme, gezi, anı...) kitabı, 5 de hiçbir kategoriye sokamadığım kitap. Okuduğum kitapların 7'si İngilizce 46'sı Türkçeydi. Bu sene de İspanyolca okuyamadım.

Kitapların çoğu ilk kez okuduğum yazarlarındı. İlk kez olduğum yazarlardan Selim İleri, Şükran Yiğit ve Barış Bıçakçı'ın ikişer kitabını okudum.

Bu kadar çok okumak ve giderek ''Zaman daralıyor, daha çok okunacak şey var'' hissine kapılmak hiç yapamadığım, yapmayı sevmediğim bir şeye itti: 2 romanı bir daha elime almamak üzere yarım bıraktım. Araştırmalarım için bir kısmını okuduğum kitapları yarım bırakmadan saymıyorum.

Hatta bir de şımararak bu yıl okuduklarım içinden beni en çok heyecanlandıran ilk üç kitabı seçeyim:

1. Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf
2. Başka Kent Ankara - Feridun Büyükyıldız
3. Son Perde - Roald Dahl

KİTAP TRAFİĞİ

37 kitap satın aldım. Bunların 5'i  ikinci el geri kalan 32'si yeniydi. Buradan da anlaşılıyor ki 15'ten fazla kitabı arkadaşlarımdan ya da kütüphaneden ödünç alıp okumuşum. Aradığım kitapları bulabilsem, yaşadığım yerde daha güzel sahaflar olsa daha çok ikinci el kitap almak isterdim.

Satın alma dışındaki yollarla kütüphaneme 17 kitap girdi. 2 kitap hediye geldi; 3 kitabı internet sitelerinin promosyonlarından, 12 kitabı da internetteki çekiliş/yarışmalardan kazandım.

5 kitabımı da bir okul kütüphanesine bağışladım. 7 kitabı da hediye ettim.

KİTAP NOTLARI

Kitap Notları'nda bu yazı dahil 69 yazı yayınladı. Bu yazılarda 113 kitap hakkında notlar yer aldı. Bence bu çok iyi bir rakam. Yazarların en sevdiği kitaplar hakkında da bir dizi yazı yazdım. Bu kitapları da sayarsak sayı çok yükselir tabi.

Bu işlere girince en popüler istatistiklerden birinin de 'tık'lar olduğunu hemen anladım. O zaman ona değinmeden bu bahsi kapatmayalım. Kitap Notları bugün itibariyle 43 bin tık, 207 yorum aldı. En çok okunan yazı 5183 tıkla Taht Oyunları hakkındaki notlar oldu, en çok tepki çekeni de...

Kitaplar ve Kitap Notları açısından güzel bir sene olmuş anlaşılan. Darısı 2013'e :)

3 Aralık 2012 Pazartesi

Ankara Kitap Fuarı Notları II

Önce Ankara Kitap Fuarı Notları başlıklı yazı yeniden çok okunanlar listesine girdi. 31. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı tüm hızıyla devam ederken insanların aklına Ankara düştü diye düşündüm ama aramalarda "aralık" ibaresinin de kullanılmamsından şüphelenmedim değil. Sonra birden bire "Haftaya Ankara'da kitap fuarı var" haberleri yayıldı. Ankara'nın bu seneki ikinci kitap fuarı 1 Aralık günü açıldı; 9 Aralık'a kadar da ATO Congresium'da. Şimdi notlar:
  • Aslında gitmemem için her neden vardı. İşlerim vardı, fuar aniden sanki TÜYAP fuarı ne kadar karlı geçti biz de Ankara'da yapalım demişler gibi ortaya çıktı. Fuar hakkında bilgi alabileceğiniz düzgün bir internet sitesi yoktu. 3V Fuarcılık'ın sayfasından edindinilen bilgiler çeşitliliği az, sıradan bir intiba bırakıyordu. Yine de gittim...
  • Kapıda beni 5tl'lik haraç karşıladı. (Öğrencilere ve öğretmenlere bedava.) Bir de İstanbul'daki fuardan daha iyi oldukları tek konunun bilet işindeki sıkılıkları olması ironikti. Burada bir biletle birkaç kere fuara girmenize izin verilmeyecek şekilde kullanılan biletler derhal imha ediliyordu. Yalnız insanların sembolik sayılmayacak miktarda parasını alıyoruz karşılığında hayatlarını kolaylaştıralım bir yerleşim planı, bir fuar programı basıp verelim dememişlerdi. Keşke tuvaleti kullansaydım, sırf kırmızı halıflekste yürümek beni tatmin etmedi.
  • Bu arada biri stant görevlilerinden giriş ücreti alınmasın diye imza topluyordu onlar da veriyordu. Bu çabayı alkışlıyorum bir yandan da katılımcılara evvelen bunu neden düşünmediniz diye soruyorum.
  • Biri silah ruhsatını kaybetmiş, anons yapıldı. Ruhsat fuarda ne arıyordu bilmiyorum ama umuyorum silahını da getirmemiştir alana. 
  • Fuar alanı geniş ve aydınlıktı. Özellikle geniş camlarından gün ışığı girmesi çok ferah bir ortam yaratıyordu. Zaten uzun zamandır önünden geçtikçe neden Congresium'da yapmıyorlar kitap fuarını diye düşünüyordum. Mevki olarak da fena sayılmaz etrafındaki yollar yaya trafiğine nefes aldırmıyor, yaya geçidinin ve ışıkların olmaması sıkıntı. Yine de mekan, sahaflarla birlikte fuarın az sayıdaki olumlu yanından biriydi.
  • Fuar alanına girip sağdan biraz ilerleyince Kırımızı Kedi Yayınlarının standını gördüm ve hemen yanaştım. İzmirli olduğunu söylediklerinden çıkardığım bir genç hanımla görevli hararetle (genç kızda hararet seviyesi çok daha yüksekti) fuara ilgisizliği eleştiriyorlardı. Vay efendim İstanbul'da İzmir'de adım atılmıyormuş, göğüs göğüse fuar geziliyormuş (ne güzel!), Ankara insanı kitaba çok ilgisizmiş, fuarın boş hali çok üzücüymüş... Görevli bir ara kısmen Dost Kitabevi yüzünden dedi. Hiiiç anlam veremediğim bu yorumu düşündüm. Bilmeyenler için: Dost Kitabevi birkaç şubesi bulunan en büyüğü Kızılay Karanfil Sokaktaki iki katlı, büyük, çalışanları ilgili ve bilgili, kitap portföyü son derece geniş ve kaliteli olan ve hiç indirim/kampanya yaptığını görmediğim kitapçıdır. İyi bir kitapçı ancak kitaba ilgiyi artırır bence, eğer insanlar "Nasılsa Dost var" diyerek fuara gitmiyorlarsa fuar dönüp bir kendine bakmalı, bir kitapçıyla baş edemiyorum diye tuvalete kaçıp ağlamalı. Görevlinin ikinci yorumu da "tabi burası memur şehri öğrenci şehri..." gibi bir şeydi. Memur ve öğrenci kitap okumaz diye bir ampirik bilgi varsa da benim haberim yok. Görevliyi de anlıyorum, karşısında coşkuyla Ankara eleştiren, ona konuşma şansı bile tanımayan müşteriyi memnun etmek için akıntıya kendini bırakmış olabilir.
Efil standı
  • İlerleyen günlerde fuarın kalabalıklaşacağını düşünüyorum. Her fuarda ilk hafta sonu daha tenha olur (ve ben o yüzden ilk hafta sonu giderim) son hafta sonu ise en kalabalık gün olur. Yine de katılım oranını beğenmeyenlere seslenmeden edemeyeceğim: Bu çok müthiş bir fuar mı ki insanlar sel olup buraya aksın? Doğru düzgün bir internet sitesi olmayan, duyurulmayan, son günlerdeki bir iki flaş imza günü dışında bir etkinliği olmayan, ne bir kitapçık ne ulaşım hizmeti sunmamasına rağmen 5 tl haraç kesen bir fuara insanlar neden gelsin? Hele de senede bir değil iki defa fuar gören ve hepsinde de hüsrana uğrayan bir kitle...
  • Neyse stantları gezmeye devam ettim ama beklediğimi bulamadım. Mart ayındaki fuara göre bir parça daha fazla yayıncı katılımı olsa da yine olmayanlar olanlardan daha dikkat çekiciydi. Fuarda olanlar: Doğan Kitap, Kırmızı Kedi, April, Bilgi, Boğaziçi Üniversitesi, Cumhuriyet Kitap, Leman, Uykusuz, NTV, İnklap, Liberte, YKY, Altın (henüz standını açmamıştı o yüzden yazsam mı emin değilim)... Peki ya olmayanlar (koltuğunuza sıkı tutunun): Turkuvaz, Derin, Siren, e Yayınları, Ayrıntı, Metis, İmge, Remzi, Can, Epsilon, Everest, İthaki, Pegasus, Sel.... Elbette bazı yayıncıların (Sel, Metis, Pegasus gibi) kitaplarını dağıtımcı stantlarında bulmak mümkündü ama bazı yayıncılardan hiç eser yoktu (Siren, Can, Turkuvaz gibi).

  • Ankaralı yayıncılar bile eksikti. Elma ve Efil'i gördüm ama Siyasal, Phoenix, ODTÜ yoktu. Hele ODTÜ'nin birkaç km uzakta olması ama fuarda bulunmaması... Zaten Fuar alanın yarısı eğitim yayınlarıyla yani, saklamaya gerek, yok test kitaplarıyla doluydu. Bol bol dernek, vakıf, birlik standı da ziyaret edilebilirdi ki ben bu kısmı transit geçtim. 20'ye yakın sahafın olduğu küçük kısım tüm fuarın en güzel yeriydi. En çok zamanı orada geçirdim, aradığım kitapları (Ben Gidiyorum, Scorta Güneşi) bulamadım ama güzel kitaplar gördüm. Kırkambar Sahaf'ın adı aklımda kalmış demek ki özellikle beğenmişim.
  • Dikkat ettiyseniz şu ana kadar fiyatlardan bahsetmedim çünkü yine yeniden %20 indirim ağırlıklı olmak üzere %20-30 bandına sıkışmıştık. Bu bahsi geçelim.
  • Hiç kitap almadım.
  • Sonuç olarak katılımcı portföyü beni hiiiiç tatmin etmedi. "Ben niye geldim acaba, hakikaten Dost'u gezmek daha eğlenceli" diye geçirdim içimden. Benim için sonraki hedef 2013 Londra Kitap Fuarı, artık Ankara'nın çakma fuarlarına paydos.


20 Kasım 2012 Salı

İstanbul Kitap Fuarı Notları




Aylardır beklediğim 31. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı'nı ilk gününde (17 Kasım 2012) ziyaret ettim. 25 Kasım tarihine kadar ziyaret edebileceğiniz fuar hakkında detaylı bilgilere şurada ulaşabilirsiniz: http://www.istanbulkitapfuari.com/ Şimdi gelelim fuar notlarına:


  • Herkesin her sene defalarca söylediği şeyle başlamak istiyorum: Çok uzak! Avrupa yakasından bile oraya gitmek saatler sürüyor. Ben Bakırköy'den servise bindim ama yine de çok uzaktı. Servisin ücretsiz olması güzel ama servislerin gittiği noktalar ve kapasiteleri (Iveco minibüsler) yetersiz. Ben ayakta gittim mesela. Neyse şimdi bunları hatırlamak istemiyorum... Sonuç olarak yıllardır İstanbul'da yaşayıp kitap sevdiği halde neden hiç TÜYAP fuarına gitmemiş insanlar olduğunu çok iyi anladım.
Güzel ama çok uzak


  • Giriş bilete tabi. Öğrencilere ücretsiz, benim gibi sıradan vatandaşlara 5tl. Açıkçası ben o paraya çok acıdım. Onunla bir kitap daha alabilirdim. Kitap yerine önceden kesilmiş bir fatura aldım. Eminim giriş ücreti fuar için önemli bir gelir kalemidir ama karşılığı olmayan paralar vermekten hiç hoşlanmıyorum. Giriş ücretli olacağına servisler ücretli olabilirdi, hediyelik eşya satılarak fazladan hasılat elde edilebilirdi. Girenin eli kolu dolu çıktığı bir fuar alanına girişi ücretlendirmek nedir yani!? (Fuara gidenler biletlerini atmasın sonra gideceklere transfer etsin, aynı biletle ben iki kez girenbildiğime göre siz de onlarca kez girebilirsiniz.)

  • Fuar alanına girince bir an sevinçten başım döndü, ne yapacağımı şaşırdım. Fuar alanında birkaç salon var ama yayınevlerinin stant açtığı esas iki büyük salon (3,2) var. Ben o coşkuyla 2. salondan başladım gezmeye ama nereye bakacağımı şaşırdım, bir o tarafa bir bu tarafa derken bir sürü standı atladım. 3. salonda biraz daha şuurluydum. Yalnız ikinci kez gezdiğimde iki salonda da atladığım çok stant olduğunu fark ettim. İki-üç tur atmama rağmen bazı yayıncılara rastlamadım (mesela Derin Yayınevi, Siren - 2. salondaki şuursuzluğuma kurban gittiler). Aradaki ince uzun salonda hep STK'ler var sanarak orayı hızlı geçmiştim meğer sahafları da böylece es geçmişim. Kısacası imkan olsa iki gün gidilse yeri var.

    Klasik

  • Zamanım az olduğundan sergileri gezemedim. Alın size fuarı iki gün ziyaret etmek için bir neden daha. Evet bir de imza günleri var. Benim özellikle imzasını almak istediğim kimse yoktu. Bir ara Enver Aysever'i gördüm; romanlarından çok Aykırı Sorular'ı takip ettiğimden önce kararsız kaldım, beş dakika sonra da artık o gitmişti zaten.


  • Yabancı dilde kitap konusunda hüsrana uğradım. Galiba sahaflarda İngilizce kitap varmış ama tahmin ettiğim gibi birinci el, yeni çıkmış yabancı kitap satan stant yoktu - ya da ben göremedim. Hele de İspanyolca kitap satan bir stant bulsaydım özel ilgi gösterecektim ama kısmet...

    Fuarın onur konuğu Hollanda'nın standı

  • Bu seneki fuarı onur konuğu Hollanda; zira bu yıl Türk ve Hollandalılarının diplomatik ilişkilerinin başlamasının 400. yıl dönümü kutşanıyor. Yukarıda da Hollanda standını görüyorsunuz. Uluslararası salonda Romanya, Çin, Rusya, Azerbaycan, İtalya, Yunanistan, İspanya ve başka ülkeler de vardı fakat salon hımmm ölü demeyeyim de biraz fazla sakindi. 
  • İndirimler %20-25 bandındaydı. Sel Yayıncılık (%30), Everest (%30), e Yayınları (%40) gibi bazı yayıncılar daha yüksek indirimler yapmışlardı. (Alkışlar!) Bunun yanında yayıncılar bazı kitapları tanesi 10, 5 ve hatta 3 tl'ye satmak, üç kitap alana fazladan indirim yapmak gibi promosyonlara da girişmişlerdi. Elbette bol bol ayraç vardı. Domingo bazı kitaplarının mıknatısını da yaptırmış. O Kitaplar ise 30tl'den fazla alışveriş yapana bez torba veriyor. NTV Yayınları ve Domingo Yayınları Hepsi Burada'da geçerli %15'lik indirim kuponu ve 'Kargo Bedava' kuponları veriyor, ben de sonra kitap torbalarımı karıştırırken fark ettim.

Öğle saatlerinde baya kalabalıktı.
  • Ama hepsinden ziyade Turkuvaz (ki %20 indirimde kalmasına üzüldüm) ve NTV Yayınları karton torba yerine bez torba vererek beni sevindirdi çünkü kitap taşımaktan insanın kolları kırılıyor, o bez çantaları taşımak çok daha kolay.

  • Bazı yayınevleri (Metis, YKY, Remzi) stantlarının dört tarafını büyük paneller ve raflarla kapatarak dükkân gibi bir atmosfer yaratmışlar ama bu yerleşim düzeni izdihama yol açmış. Bu stantları gezerken çok zorlandım ve hemen buralardan çıktım. Hem kendimizi ortamdan yalıtacaksak neden fuara gelelim ki? (Metis standından hızla uzaklaşmama yerleşiminin yarattığı sıkışıklık kadar elime "Kıymetini Bil Herşeyin" başlıklı bir kitabın geçmesi de etkili oldu. İmlanın da kıymetini bilelim!)

  • Şimdi en güzel kısma geldik. Aldıklarıma...

    Az almışım, daha çok almadığıma pişmanım.

  1. Savaş ve Barış - Lev Tolstloy (Can Yayınları): Ondan fazla yayınevi bu kitabı basmış. Araştırdım ettim üç çevirmen ön plana çıktı: Mete Ergin, Layla Soykut, Zeki Baştımar. Ben de baskısına, kutusuna vs. bakarak bunu aldım. %20 indirimi az bulsam da, kitap müthiş ağırlık yapsa da kısaca bu kitabı fuardan almamak her açıdan daha mantıklıyken fuarın ve kitabın büyüsüne kapılıp aldım işte.
  2. Tavan Arasındaki Buda - Julie Otsuka (Domingo): İlk çıktığından beri okumak istiyorum bu kitabı. Kitap siparişlerinde  hep bir şekilde liste dışı kaldı o yüzden fuarda Domingo standını sırf bu kitap için arayıp buldum. Çok mutluyum.
  3. Eleştirel Teori - Stuart Sim & Borin Van Loon (NTV Yayınları): NTV'nin kitaplarını çok beğeniyorum fakat biraz da pahalı buluyorum. %25 indirimi görünce aldım. Zaten ÇizgiBilim'de de bahsettiğim gibi hakkında övgü duyduğum aklımda olan bir kitaptı.
  4. Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı - Robert M. Pirsig (Ayrıntı Yayınları): En son Pamuk, Obama'ya bu kitabı tavsiye ettiğini bir röportajında söyleyince Türkiye'de yeniden gündeme geldi. Oysa uzun süredir bana tavsiye ediliyordu, okumaya karar vermiştim. Standın başında acaba ikinci elden İngilizcesini mi alsam diye düşündüm bir süre ama en sonunda aldım gitti.
  5. Uyku Evi - Jonathan Coe (e Yayınları): İşte bu kitap hiç alımda yoktu. Birçok şey birleşti; kader ağlarını ördü: Kapağı ilgimi çekti, aldığı ödüller olumlu bir intiba bıraktı,  stanttaki görevli çok ilginç olduğunu söyledi, gerçekten de konusu bir acayip geldi, %50'de indirim vardı. Başka seçeneğim yoktu.
  6. Hoşgör Köftecisi - Orhan Veli (YKY): İşte hiç düşünmezken aldığım bir kitap daha...aslında kitapçık. Bu minik öykü kitabından beklentim fazla. Şiirle aram olmadığı için Orhan Veli'yi böyle okumak benim için büyük zevk olacak.
  7. Agnes Grey - Anne Bronte (Merkez Kitaplar): Bu kitabı ve aşağıdaki kitabın kapağını Penguin'in bu sene çıkardığı klasiklerin kapak dizaynına benzettiğim için elime aldım. Sonra bunların da önemli yazarlara ait olduğunu görünce... derken Brontelerin en ufağının ilk romanını olan bu kitabı da aldım işte, lafı uzatmaya gerek yok.
  8. Effi Briest - Theodor Fontane (Merkez Kitaplar): Yukarıdaki kitabı almak isterken stanttaki görevlinin övgülerine kapılarak bu kitabı da aldım. Sevecekmişim gibi geliyor. Bakalım...
Almak istediğim başka kitaplar da vardı ama İş Kültür Sanat standında Zweig'in Satranç'ının baskısının olmadığını öğrendim. Everest'in cep romanlarından düşündüklerim vardı ama stantta hiç cep kitap bulamadım. Doğan Kitap'ın kitaplarının da D&R'ın sitesinde %25 fuarda %20 indirimle satılmasına anlam veremedim ve "e iyi o zaman ben de internetten alırım" dedim.

Özetle güzel, yorucu ve ilginç bir gün geçirdim. Kitapları okumak için sabırsızlanıyorum. Henüz fuara gitmemiş olan kitap sevenlere "elinizi çabuk tutun", Ankara'da kitap fuarı düzenleyenlere de "bir örnek alın" diyorum.

18 Ekim 2012 Perşembe

Bal, Badem, Bük Diyarı DATÇA


Mekanım Datça olsun!
Can Yücel

Kapak fotoğrafından da anlayacağınız gibi birazdan okuyacağınız satırlar turkuaz renkli suyun hikayesidir, yani Ege’nin en güzel kıyılarına ev sahipliği yapan Datça Yarımadası’nın… Yani beş yıldızlı otellerin ve herşey dahil sistemlerin yerine butik otel ve aile işletmeciliklerinin bulunduğu, yollarının pek de komforlu olmadığı ama oksijeni, yeşili, turkuazı bol DATÇA... SIZ evet SIZ, sakinliği, dinginliği,  huzuru arayan sevgili gezi dostları... Devam edin... Oksijeni, huzuru ve tarihi hep ensenizde hissedeceğiniz güzel Datça'yı tanımak üzeresiniz... Tabi eğer henüz tanımıyorsanız...

Gelelim bizim hikayemize, bizim favori tatil mekanımız Kaş’tır, öyle ki eşimle de Kaş’ta tanıştık. O yüzden bizim için yeri hep ayrıdır. Ama geçtigimiz sene dillere destan olan Datça’yı da görme vaktidir dediğimizden beri  Kaş'ımızın yanı sıra bir de Datça'mız oldu. Bu sene de sıcaklar bastırmadan Temmuz ayında çevirdik direksiyonu Datça'ya, bal, badem ve bük diyarına... 
YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»