selim ileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
selim ileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2012 Perşembe

Peki Bu Yazıları Okudunuz mu?



Okuduğum, hakkında araştırma yaptığım ve hatta hakkında yazdığım kitaplar Kitap Notları'ndaki kitaplarla sınırlı değil. Dikkat edenler fark etmiştir, Kitap Notları'nda kitaplar genelde çeşitli konular ve ortak noktalarına göre ikili üçlü hatta beşli gruplar halinde ağırlanıyor. Bu da bazen okuduğum kitapların yazılmadan önce aylarca beklemesine ya da (hala) yazılamamasına neden oluyor. Mor Kitaplık'ta ise okur okumaz tek bir kitap hakkında atıp tutmaya başlıyorum. İşte onlar:


Bu kitabı aslında Kitap İçinde Kitap başlıklı yazımda anlatmıştım ama kitap hakkında o kadar çok söyleyecek sözüm vardı ve kitabı okumak için o kadar yoğun emek harçamıştım ki, bir daha yazdım. Bu yazı kitap hakkındaki ufak araştırmamın meyvelerini ve detaylı atıp tutmalarımı içeriyor. >>>


Bu kitabı sadece Mor Kitaplık'ta yazdım. Aile, arkadaşlık, ilişkiler, kasaba hayatı, çocuklar, dayanışma... Bu kitapta eğlencelik bir kitapta aradığınız her şeyi bulabilirsiniz (romantizmi biraz eksik). Bu kitabın kız kardeşlerini ise Pembe Kitaplar'da ;) >>>


Kısa romana kısa bir yazı. Yine daha önce hakkında yazmadığım bir kitap. Yalnız ABD için yazdığım "Ödüller ve Ödüllü Kitaplar" yazılarını devam ettirirsem (ettirebilirsem) Birleşik Kırallık'ın ödüllü kitapları arasında tekrar bahsedebilirim. >>>

Bu işe konuk yazarlık deniyor galiba. Ben her ay bir yazı yazdığım için pek konuk sayılır mıyım bilmem. Şu aralar kitap okumaya bile zor vakit bulduğumdan bırakın başka bloglara Kitap Notları'na bile yazamıyorum ama konuk olmak zevkli bir iş. Bu yoğun dönemi atlatınca her türlü konuk yazarlık teklifine açığım :)



Yazıları okumak için başlıklara veya oklara tıklamanız yeterli.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Her Gece Bodrum


Bodrum'da ilk gün
Çok zamandır yazla ilgili fantazi şiddetinde bir isteğim vardı: Bodrum'a gidip Her Gece Bodrum'u okumak. Kitabın adına bakınca birçok kişinin bunu istemiş olduğunu tahmin etmek zor değil. Kaçı bu zevke vardı bilmiyorum ama ben başardım. Aslında çoğunun yaz tatilinde okumak isteyecekleri türden bir roman değil. İçinde ruh huzursuzluğu, yabancılık, yalnızlık, sorular, doğa var.

İleri bir Bodrum tatilinde tecrübe ettiklerinden yola çıkarak yazmış bu romanı. Kitap tıka basa Bodrum dolu. Kahramanları da Bodrum'a tatil yapmaya gelmiş bir grup İstanbullu genç; Cem, Murat, Tarık, Kerem, Emine... Hepsi biribirinden çok farklı, hepsi başka duyarlıkların, başka çelişkilerin, başka özlemlerin içinde. Bodrum yarımadasının yalıtılmışlığı ve eski bir arkadaşlığın/hoyratlığın timsali  Kale'nin gölgesinde hep beraberler ama hep yalnızlar. Cem arkadaşlığa aşık, dostlar içinde olmak için belki her şeyi yapabilir. Ancak sanki inadına Murat ve Tarık tarafından dışlanıyor, onlara uyamıyor, beklediğini bulamıyor, yalnızlığa itiliyor. Murat bilakis insansız kalmak, denizle başbaşa olmak istiyor. Cem'in aşırı ilgisini hatta Tarık'ı sırtında bir kambur gibi duyumsuyor. Tarık daha yüzeysel, gerilimsiz bir tatil geçirmek istiyor. Kimi zaman ara bulmaya çalışıyor kimi zaman da kendi kafasına göre takılıp şafak vakti fotoğraf çekmeye gidiyor. Emine 32 yaşında; "evde kalmış", onun yalnızlığı hem cinsel hem de sosyal. Bu yaşta bekar olması toplum hayatının her kanadında yalnız olmaya mahkum etmiş sanki onu. Sevmeye aç yüreği karşılık bulamadıkça kırılıyor, ne kadar kırılsa da katılaşmıyor. Yalnızlığını kabullenerek kendini korumaya karar verse de ufacık bir sevgi ümidinin peşinden yuvarlanmaya engel olamıyor... Ahmet onun kardeşi, tatile İngiliz mektup arkadaşı Kathrine ile gelmiş... Kerem İstanbul'dan kaçıp çok zaman önce denize sığınmış... Betigül başına buyruk, zengin, dul, baskın... Haydar kaptan, hayalleri, masalları var...

Bu kadar çok ve derin karakteri bir arada bulmak sık raslanan bir şey değil. İleri roman insanlarını ince ince işlemiş. Romanın birkaç bölümünden sonra karakterlerin duygularının akışını apaçık görmeye, düşündüklerinin ve yaptıklarının havaya atılan taşın yere düşmesi gibi doğal karşılamaya başlıyorsunuz.

Kitapta sevdiğim şeylerden biri de sınıf meselesine değinilmesiydi. Paylaşılmamış zenginliğin en büyük kötülük olduğuyla ilgili satırları dönüp dönüp okudum. Cem'i sevmemde belki de onun yalnızlığı, aynı yaşta olmamız, bazı yönlerinin çok tanıdık gelmesinin yanında sınıf duyarlılığı da vardı. Belki de Murat'a da Keynes bitti dediği için soğuk durdum. Yine de en çok Emine'ye ısındım. Bir kadınnın (ataerkil) toplumun dayattığı evlenip çoluk çocuğa karışma sorumluluğunu yerine getirmediği için ne kadar dışlanıp aşağılandığının timsali gibiydi. Türdeşleri iki yüzlülükle dolu annelerken kendisi çocuksu saflıkta bir sevgi arayışında olduğı için bu kadar incitilmesi onu sevmeme ihitimalimi yok etti.


Mesela bu, sık sık karşılıklı susulan, çay içilen, Cem'in kitap okuduğu
 kahvenin masasıymış; dalgaların beyaz köpüğünden belli çok rüzgar varmış;
uzaktaki tenke de Kirke'ymiş mesela... 

Kitabın atmosferi, ara sıra tatil yerlerinde hissettiğim tatminsizlik, kıstırılmışlık duygusuna ayna tuttu. Bütün yıl tatili bekleyip sonra ilk gününde tatilden de umulan sevincin duyulamadığı olur. Medeniyetten bunanılıp doğanın kucağına atılmak istenilir sonra doğanın da değişimle, mücadeleyle dolu olduğu görülüp aranan huzur bulunamaz. Şehirden kaçıp kıyı kasabasının yalın hayatına karışmak, yerliler gibi yaşamak arzu edilir; sonra onların hiç okumadığı kitaplarla zaman geçirilir, hiç kullanmadıkları teknelerle açılınır, hiç ilgilenmedikleri konulardan bahsedilir.

Kitabı Bodrum'da okumak kesinlikle büyük fark yarattı. Kitap Bodrum detaylarıyla nakış gibi işlenmiş. Kasabalı insanlar, beyaz badanalı evler, dükkanlar, denizinin her hali, beyaz köpüklü dalgalar, sersemletici rüzgar, körleştiren parlak güneş, kale, tatilciler, deniz havluları, hasır şapkalar, sıcak, koylar, yeniden deniz, biraz daha rüzgar, güneş, dar sokaklar, pembe çiçekler, tekneler ve yine deniz... İleri'nin sanatlı dilinden bunları okuyup kafamı kaldırınca o denizi görmek, gerçekten de aydınlıktan kör olmuş gözlerle okumaya çalışmak, rüzgardan ve renklerden başının döndüğünü fark ederek deniz seansının sonunda tam da tarif edilen tatilciler gibi havluları toplayıp dar sokaklara doğru yürümek müthiş bir gerçeklik hissi yarattı.

Bu kitaptan önce İleri'nin Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın adlı romanını okumuş; ağır uslubundan ve eserin kişiselliğinden bezerek zar zor bitirebilmiştim. Bu sefer romanın bir bütünlük arz etmesi ve yazarın dilinin sevdiğim zenginliğini korurken daha kısa cümlelere başvurması kitabı zevkle okumamı sağladı. Yine kolay okunan bir kitap değildi ama harcanan emeğin karşılığını kat kat veriyordu. Özellikle ilk 70 sayfanın ardından karakterlere alıştıktan sonra kitap hız kazandı.


Şimdi gelelim kitapla ilgili bilgilere. Her Gece Bodrum, 1977'de Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü kazanmış. Yayımlandığı dönemde de zamanın entellektüellerine yönelik bir eleştiri olarak alınıp tartışma başlatmış. Selim İleri'yi de kitlelere tanıtan, hala da en çok bilinen ve okunan İleri kitabıymış. İleri bu kitapla ¨bir gecede¨ romancı olmuş. Halbuse İleri bu kitabında kendini fazla hırslı ve şımarık buluyormuş. Kitabın önsözünde de Her Gece Bodrum için şöyle demiş: "... içtenlikle kaleme getirilmiş bir gençlik romanım... Hayatla kirlenmemiş diyeceğim geliyor. Yada, hayatla yeni yeni kirlenmeye başlamış."

İleri aslında o dönemde bir roman yazacak gücü kendinde göremiyormuş. Bu Gece ve Her Gece'yi Attila İlhan'ın yönlendirmesiyle yazmaya başlamış. Bu Gece ve Her Gece dedim evet, zira Attila İlhan romanın ilk halini okuyup adının Her Gece Bodrum olmasını önerinceye kadar romanın adı buymuş.

Kitap 1992 yılında Naci Çelik Berksoy yönetmenliğinde sinemaya da aktarılmış. Sürekli düşünceler, çağrışımlar, manzaralar şeklinde ilerleyen kitabın nasıl filme aktarıldığını da merak ediyorum.

Selim İleri okumayı sevenler bu kitabı zaten okumuştur. İleri'ye giriş yapmak isteyenler Her Gece Bodrum'u tercih edebilirler. Edebiyat severler akıllarındaki listenin ucuna bu kitabı da eklemeliler. Yalnız imkân varsa bu kitap Bodrum'da okunmalı. Böylece bir an Kerem yanınızda güneşleniyor, uzaktan Kirke geçiyor sanabilirsiniz. 

26 Haziran 2012 Salı

Kitap İçinde Kitap

Hiç rüyanızda rüya gördüğünüzü veya uyuduğunuzu gördünüz mü? Garip değil mi? Buradaki gerçeklik ve gariplik halini okuduğum romanın kahramanının bir kitap okuduğu hallerde de yaşıyorum. Hele de romanda geçen kitap adıyla yazarıyla bizim dünyamıza aitse hemen sahicilik köprüleri kuruluveriyor.

Kahramanına kitap okutan romanlar iki açıdan hoşuma gidiyor. Birincisi ben de okumayı seviyorum (görüldüğü üzere!) ve kahramanla romanın sınırlarını aşan bir iletişim kurabiliyorum. İkincisi yazarın hem bir kitap sever hem de sanatçı egosuna sahip olduğunu düşünerek bu iki gücün çarpışmasından galip çıkıp roman kahramanının ellerinde beliren kitapları merak ediyorum, öğrenmek hoşuma gidiyor.

Siz de kitapları seven kitaplardan hoşlanıyorsanız buyurun...

Çatıkatı Âşıkları - Şükran Yiğit

Süreyya Hanım 70 metrekarelik çatıkatında kendine bir dünya kurmuş, eski tip bir kırtasiye dükkânı işleten, kitaplarla yaşayan  altmış iki yaşında kadındır. Arnavutköy'deki apartmanının karşısındaki binanın çatıkatında da iki dairesi vardır. Bunları güneyli bayan ve niteliksiz adama kiraya verir. Aslında onları kiracı değil kendine arkadaş seçmiştir. Tam da onlar taşınırken Süreyya Hanımın dükkanına bir mektup gelir... Geçmişin gölgeleri arasında işin içinden çıkmaya çalışan üçlünün öyküsü akıp gider.

Bu kitapta hem Süreyya Hanım hem de "niteliksiz adam" Mercan okumayı ciddi uğraş edinmişlerdir. Roman boyunca şu kitaplardan bahsederler:
* Niteliksiz Adam - Robert Musil
* Günlerin Köpüğü - Boris Vian
* Hüzünlü Kahvenin Türküsü - Carson McCullers
* Kayayı Delen İncir - Turgut Uyar
Anita Meierwisch'in Blomberg'de Kar Yağıyor ve Calm Rice'ın Aşk Şiirleri diye iki kitap daha geçiyor ama araştırmalarımda bu kitapların gerçekliğine dair bir bulguya rastlamadım. 

Yiğit bu kitabı "bu dünyada kendileri için mümkün olmasına rağmen, ne pahasına olursa olsun kazanmaya oynamayan iyi insanların varlığını hissetmek ve hatırlatmak için" ve "üç iyi insanın daracık da olsa hayata çıkan bir yolda buluşabildiklerini umut etmek" için yazmış. Romanın sade ve sıcak atmosferi benim de hoşuma gitti, kitaptaki herkesin birer terk ediliş/terk ediş öyküsünün olması ve yeri geldiğinde bunların açığa çıkması da güzeldi. Öte yandan hikâyede genel olarak böyle bir iyilik romanı için fazla tedirgin ediciydi,  kurguda da yer yer boşluklar vardı. Bir de sonu gelmez imlâ hataları okuma zevkini bir hayli bozdu.

Firmin: Hümanist Entel Serseri - Sam Savage

Boston'da bir kitapçının deposunda on üç kardeşinin en küçüğü olarak dünyaya geliyor Firmin. Anne sütü için kardeşleriyle mücadele edemeyecek kadar zayıf olduğundan etraftaki kitapları kemirmeye başlar. Sonra tadı bu kadar güzelse okumak harikadır kim bilir diyerek okumayı, düşünmeyi, hissetmeyi öğreniyor. Firmin kitapları ve kitap dükkânındaki hayatı tanımasıyla insanların dünyasına da bir adım atıyor. Her gün biraz daha bilgin, biraz daha duygun, biraz daha olgun olan faremiz birçok doğuştan insanın olamadığı kadar insanlaşıyor. Pembroke Kitapları'nın sahibi Norman Shine'la tek taraflı ilişkisi, kitapçının bulunduğu Scollay Meydan'ın belediyece yıkılışı, bohem yazar Jerry Magoon ile yaşadığı dönem, Rialto Tiyatrosu, "sıradan, cahil yiyecek" bulma maceraları boyunca kitap mizahi ve doğal anlatımının altında giderek artan bir melankoli taşıyor.

Savage'ın kitabı Kirkus Review tarafından "Kitapseverler için muhteşem bir hazine" olarak tanımlanmış. Gerçekten de kitap, kitaplar, yazarlar, alıntılar ve kitap sevgisiyle dolu. Sadece edebiyata değil her türlü ciltli neşriyata sonsuz çekim hisseden Firmin en sonunda kendi hikayesini anlatırken de ilk paragrafta üç yazarın (Nabokov, Tolstoy, Ford Madox Ford) üç ünlü kitabının (Lolita, Anna Karenina, İyi Asker) açılış cümelerini alıntılıyor. Kitabın geri kalanında da sayısız kitaptan bahsediliyor. En önemlilerini seçmek çok zor çünkü Firmin hepsine aşık. Yine de Firmin'den bir alıntıyla gözdelerini sıralayabilirim:
"O ilk baş döndürücü günlerde ne kitaplar keşfettim bir bilseniz! Bugün bile o kitapların isimlerini söylemek gözlerimi yaşartır. Söyleyin o zaman, yavaşça, ve bırakın erisin kalbiniz. Oliver Twist. Huckleberry Finn. Muhteşem Gatsby. Ölü Ruhlar. Middlemarch. Alice Harikalar Diyarında. Babalar ve Oğulları. Gazap Üzümleri. Tenin Yolu. Amerikan Trajedisi. Peter Pan. Kırmızı ve Siyah. Lady Chatterley'in Sevgilisi."
Kitapları sevenlerin ve birazcık fanteziden rahatsız olmayacakların bu kitaptan da zevk alacağını, sonunda kendilerine uzunca bir okuma listesi çıkaracaklarını düşünüyorum.

Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın - Selim İleri

Bir nehir roman denemesi. Geçmiş, Bir Daha Geri Gelmeyecek Zamanlar serisinin ilk kitabı. Hani edebiyat derslerinde olay öyküsü-durum öyküsü diye bir şey anlatmışlardı ya bize... eğer romanları da böyle sınıflayabilsem bu kitabı da durum romanı başlığının altına yazardım. Çok kişisel bir eser. Selim İleri eskiye dair sevdiklerini, hissettiklerini, düşüncelerini, hatıralarını işte içinden ne geçmişse hepsini biraz hayal gücüyle karıştırıp yazmış. 1890 ila 1930 arasında bir zamanda, onunla birlikte biz de bir kurabiye kutusundan bir kitapçının vitrinine, anneannesinin mutfağından dönemin moda dergilerindeki illüstrasyonlara savrulup duruyoruz.

Elbette bir yazar kitap sever, böyle olunca kitaplar ve yazarlar uzun uzun anlatılmış.
* Refik Halit Karay - Türk Prensesi Nilgün (üçleme)
* Reşat Nuri Güntekin - Damga
* Samipaşazade Sezai - Sergüzeşt
* M. Turhan Tan - Safiye Sultan
Kitabın dördüncü bölümü "Türk Prensesi", Türk Prensesi Nülgün üçlemesine ayrılmış; üçleme, onun anlatıcıdaki etkisi ve tüm çağrıştırdıkları detaylıca anlatılmış. Kitapta ayrıca Ahmet Haşim, Yakup Kadri, Halid Ziya, Abdülhak Hamit gibi birçok edebiyatçı hayallerle yeniden canlandırılmış.

İnsan böyle bir yazarın ödül almış kitabına bunu derken çok zorlanıyor ama ne yapayım okurken çok ama çok zorlandım. Kitapta takip edilecek bir karakter veya olay olmamasının yanında, ve bundan ziyade sıfatların, çağrışımların, uzun cümlelerin arasında kaybolup gitmiş birbiriyle ilgisiz gibi görünen bölümler beni çok yordu. Ancak yazarının tam olarak anlayabileceği çok kişisel bir açıdan yazılması kitapla arama kalın duvarlar çekti. İleri'nin dil güzelliği tartışılmaz; hangi kitaptan yeni kelimeler öğrendiniz en son? Fakat üslupçuluk kişisellikle birleşince bana ağır geldi. Kitabı ara vererek azar azar okudum ve bu şekilde daha kolay hazmedebildiğimi gördüm. Kitabı Selim İleri severlere şiddetle tavsiye etmekle birlikte yavaş yavaş okunmasını, İleri ile tanışma kitabı olarak da başka bir eserinin tercih edilmesini öneriyorum.

Şurada kitap hakkında daha fazla detay bulabilirsiniz: Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın - Selim İleri