kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2015 Cumartesi

Saç Bandıyla Topuz Nasıl Yapılır? 2015 Kolay Topuz Modelleri

SAÇ BANDI YARDIMIYLA KOLAY TOPUZ YAPIMI

Saç bandıyla topuz yapabileceğiniz hiç aklınıza gelmişmiydi. Ben bu modeli gördüğümde topuz yapılmış daha sonra üzerine taç takılmış sanmıştım. Ama öyle değilmiş.

Arkadaşlar bu model insanın evde kendi yaratıcılığıyla neler yapabileceğinin bir kanıtı. Çünkü modeli ilk gördüğünüzde evde yapılmış bir model olduğuna bir an için inanasınız gelmiyor. Sizlerde videoyu izlediğinizde ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

2015 DAĞINIK TOPUZ MODELLERİ için TIKLA
GELİN TOPUZ MODELLERİ için TIKLA

Saç bandıyla yapılabilecek en güzel topuz modeli diyebilirim. Çok güzel bir model gelin başı bile olur.Ayrıca ben bunu yapamam diyeceğimiz bir tarafı da yok yapılışı da çok basit. Saç bandıyla topuz yapabilmeniz için gerekli olan tek şey bir adet saç bandı bu bandın rengine şekline tabi ki siz karar vereceksiniz.

Ama emin olun ki sonuçtan çok memnun kalacaksınız ve sık sık kullanmaya başlayacaksınız. Tam bir kurtarıcı model diyebilirim. Saç bandıyla aynı topuz modelinin açık halini de yapabilirsiniz. Hepsini sizlerle fotoğraf ve video olarak paylaşacağız. Saç bandıyla topuz yapabilmek için saç bandını saçınıza taktıktan sonra saçlarınızı parça parça bandın içinden geçirerek çok güzel ve şık bir topuz elde etmiş olacaksınız.

SAÇ BANDIYLA YAPILMIŞ TOPUZ MODELLERİ






kolay topuz modelleri, 2015 topuz modelleri, topuz saç nasıl yapılır, saç modelleri 2015 yeni saç modelleri

Örgü Topuz Saç Modelleri

ÖRGÜDEN YAPILMIŞ TOPUZ SAÇ MODELLERİ
2015 Örgü Saç Modelleri...
Örgü Topuz Modeli Nasıl Yapılır? 
Örgü topuz modelini yapmamız için gerekenler tarak, bir adet lastik toka ve birkaç adet tel toka hepsi bu kadar. Önce saçlarımızı güzelce tarayalım bu şekilde örgü için saç tutamlarını ayırmak daha kolay olacaktır. Saçımızı bir toka yardımıyla önde bir tutam saç bırakacak şekilde topluyoruz. Daha sonra önce tepeden bağladığımız saçtan bir tutam alıp ikiye ayırıp bir tutam da saçımızın önünde bıraktığımız saçtan bir tutam alıp örmeye başlıyoruz. Sonrada bir tutam önden bit tutam bağlı kısımdan alarak örmeye devam ediyoruz. Ön kısımda ayırdığımız saçlar bittiğinde sadece toplu olan kısımdan alarak saçların hepsi bitene kadar örmeye devam ediyoruz. en son ördüğümüz saçlar bitince ucunu örüp bir tel toka yardımıyla ilk örmeye başladığımız kısma tutturuyoruz ve topuzumuz hazır. Altta resimli anlatımından da takip edebilirsiniz. Örgü modelleri çok fazla ilgi gören ve birçok çeşit yapılabilecek bir saç modeli. Örgü hem sadeliğin hem de doğallığında bir göstergesi aynı zamanda.




Eğer saçınızın sımsıkı bir topuz olmasını istiyorsanız balerin topuzunda olduğu gibi sadece tepeden bağlayıp örmeye başlayabilirsiniz. Bu şekilde bir model istiyorsanız lütfen videoyu takip edin


Örgüden yapılmış saç modeli o kadar fazla ki istediğin kadar farklı model yapabilirsin. İster açık ister topuz modelleri olsun örgü saç modelleri çeşit bakımından çok fazla seçenek sunan bir saç modeli.

Saçınızı örüp ister bir davet için bir topuz ister günlük rahat kullanabileceğiniz bir model ister yine şık ama açık bir saç modeli yapabilirsiniz. Birde farklı şekillerde saç örmeyi biliyorsanız sizin için çok fazla model yapma imkanı doğuyor. Örgü  saç modelleri hem çok güzel hem kolay hemde herkesin yapabileceği bir saç modeli.haberler4.blogspot.com

Bizde sizlerle bugün Örgüden nasıl topuzlar yapılabilir. Ne kadar değişik ve çok model çıkabilir bunu paylaşmak istedik.

Aynı zamanda sitemizde sizlerle paylaştığımız saç modelleri ve örgü modelleri ile ilgili yazılardaki videoları izleyerek kendinizi bu konuda geliştirebilirsiniz.

Bende normal saç örgüsü dışında örgü yapmayı bilmiyordum. Fakat sizlerle paylaşmak istediğim bu saç örgüsü ve modelleri konusunda yaptığım araştırmalar sonucunda ve sizler için seçtiğim videoları izlerken ben yapmayı öğrendim. Sizlerin de izleyerek öğrenebileceğinize inanıyorum aynı zamana evde çocuğunuz, komşunuzun çocuğu olabilir veya bir arkadaşınız bunların hiçbiri yoksa bir oyuncak bebeğin saçlarını örerek pratik yaparak öğrenebilirsiniz.

Hadi bakalım bu konuda video izleyerek saç örmeyi öğrenen arkadaşlar varsa onlarında yorumlarını bekliyorum.

İşte benim sizler için seçtiğim modeller;

ÖRGÜ TOPUZ SAÇ MODELLERİ












http://haberle4.blogspot.com

örgü saç modelleri, örgü modelleri, örgü topuz modelleri, kolay saç örgüsü modelleri, saç örgüsü modelleri, örgülü topuz modelleri, saç örgüsü, saç örgüsü yapma

16 Şubat 2015 Pazartesi

Kadının Adı Yok

Kapaklar değişiyor ama kitaptakiler değişmiyor.

Özgecan Aslan'ın vahşice öldürülmesinden önce, #sendeanlat kampanyasından çok önce bir roman okumuş ve bir türlü istediğim gibi bir yazı yazamamıştım. Yazdıklarım ya çok uzun sürüyordu ya da anlatmak istediklerim içimde kalıyordu. Olanlardan sonra yazdığım kadarıyla yayınlıyorum. Çünkü asla sözle anlatamayacağım şeyler olduğunu kabul ettim. Buyrun:

Bu sözü kaç kere duydunuz? Bir kadına şiddet haberi, bir namus cinayeti vakası… Hemen manşetler; ''Kadının Hala Adı Yok'', ''Kadının yine adı yok''… Duydu Asena'nın 'olay romanı' Kadının Adı Yok'un ne kadar meşhur ve ne kadar az anlaşılmış bir kitap olduğunu gösterecek onlarca örnekten biri bu. Çünkü Kadının Adı Yok'ta gerçekten baş kahramanın adı yok. O Ayşe, Fatma, Melis, Burcu… Bir kadın işte.

Duygu Asena romanında şehirli, orta sınıf bir ailenin büyük kızının çocukluğundan orta yaşın sonuna kadar geçirdiği değşimi, kendini tanıma ve gerçekleştirme macerasını, toplumla mücadelesini anlatıyor. Annesi ve kız kardeşi başta olmak üzere diğer kadınların da hikayelerini de zaman zaman okuyucuya aktarıyor. Birinci tekil kişili ve şimdiki zamanlı anlatımda bilinçakışı tekniği hakim. Bu başta alışılmışın dışında olsa da bence adapte olmak zor değil. Anlatım son derece akıcı. Yalnız anlatım için güçlü veya yetkin diyemeyeceğim. Bazı duyguları çok güzel aktarsa da az sayıda olmayan anlatım bozuklukları veya yanlış kullanımlar göz ardı edilemeyecek cinsten.

Şimdi bu edebiyat dersi kısmına geçip işin heyecanlı yerine gelelim. Kadının Adı Yok 1982 yılında ahlak bozucu bulunup yasaklandığına göre acayip erotik bir kitap mı? Ne gibi terbiyesizlikler var içinde? Sayfalarından erkek düşmanlığı mı akıyor? Kadınlara erkeksiz yaşamanın sırlarını mı veriyor? Yoksa yüce ahlaki değerlerimizi ayaklar altına mı alıyor? Erkeklerin bu kitabı okumasına gerek var mı? Okusa anlar mı?

Bir kere bu kitapta cinsellik var, başkahramanın tek derdi cinsellik, o erkekten o erkeğe ne biçim iş diyenler televizyon dizisi izlemiyorlar herhalde. Kitapta detaylı anlatılmış sevişme sahnesi, çıplaklık, hiçbir şey yok. Bence zamanında müstehcenlik kitabı yasaklamak için bir bahane olarak kullanılmış. O gün ve halen kitabın cinselliği ele alışından rahatsız olanlarsa aslında bir kadının cinsellik konuşmasından rahatsız oluyorlar. Sanmıyorum ki bir erkek romancı bir erkek kahramanın ağzından bir kadını çok çekici bulduğunu, kadının bazı hareketleri yüzünden doyuma ulaşamadığını veya arzu duymadan sevişmenin bir çeşit aldatma olduğunu söyleseydi müstehcenlikle suçlansın. Bir kadının erkeklerin erkekliğine toz konduracak şekilde cinsel isteklerinden (fantazilerini kastetmiyorum), ihtiyaçlarından, tecrübelerinden (yine detaylardan bahsetmiyorum) veya düşüncelerinden bahsetmesi belli ki o zaman da rahatsızlık yaratmış, şimdi de yaratıyor.

İkincisi kitap erkek düşmanlığı pazarlamıyor. Romandaki bütün erkekler canavar değil. Başkahramanımız mutluluğu erkeksiz bir hayatta bulmuyor. Kadınların mutsuzluğunun tek müsebbibi de erkekler değil. Aksine çevresindeki mutsuz kadınları kolaya kaçmakla suçladığı oluyor. Bu düzende erkeklerin de yalnız ve doyumsuz olduğunu söylüyor. Başkahraman eşit ve sevgi dolu bir eşe büyük hasret duyuyor, hatta onu tamamlayan bir eş olmadan tamamen mutlu olamayacağını, özgürlüğün bedelinin asla yalnızlık olmaması gerektiğini söylüyor. Eğer kadının bir erkekle kendisi arasında bir seçim yapması gerektiğinde kendisini, özgürlüğünü seçip o erkekten ve toplumun başarı/mutluluk normu olarak sunduğu şeylerden vazgeçebilmesi erkek düşmanlığıysa evet, biraz öyle.

Bu roman sanıyorum meseleyi bir kadın meselesi olarak görmek ve tek taraflı değerlendirmekle eleştirilmiş. Kadına eziyet edip onu maldan da aşağı görmenin erkeklerin değil tüm toplumun ürettiği bir sapkınlık olduğunu kabul ediyorum. Diğer yandan romanda anlatılan taciz, istismar, eziyet vakaları hiç abartılı değil hatta az bile. Bunlar o zaman da gerçekti şimdi de gerçek. Bu vehametin yaşandığı ortamda bu romanı yazacak cesareti bulmuş birine bir de çok yönlü bak demek biraz ekmek bulamazken pasta istemeye benzemiyor mu? Belki de bu cesaretten ötürü biraz torpili hak ediyordur bu roman. Daha iyi olabilirdi ama bence bu da iyi.

Kadının Adı Yok'u en çok erkekler okumalı bence. Ergenlik döneminde nasıl "erkek" olunacağını çözmeye çalışan zavallı küçük erkekler okumalı. Annelerinin, kız kardeşlerinin, sıra arkadaşlarının, müstakbel sevgililerinin nasıl bir cehennemde yaşadığını görmeli. Bir aynada kendine bakmalı, ben de o adamlardan mı olacağım, yoksa başka davranmaya en azından gayret mi edeceğim diye sormalı. Belki kadınların bazı şeyleri neden öyle yaptığını daha iyi anlar. Belki o da daha mutlu, doyumlu bir erkek olur.

Korkmayın okuyun, erkekseniz kesin okuyun.


22 Ağustos 2012 Çarşamba

Feminizmi Öğreniyorum

Feminizm kelimesini görünce aklınıza "erkek düşmanları", "bıyıklı evde kalmış kadınlar" gibi şeyler geliyorsa ve irkiliyorsanız hemen internet tarayıcınızın kırmızı çarpısına tıklayıp Kitap Notları'ndan çıkın...demek isterdim ama bu sizin olduğu kadar toplumun ve sistemin de kabahati olduğundan lütfen gelin özellikle böyle düşünüyorsanız iki satır feminizm okuyun diyorum. Aslında herkese ve herkese bu davetim. Zira feminizm ne bir lüks, ne geçmişte kalmış bir mesele ne de 'kadına el kalkmaz' sloganıyla sınırlandırılabilecek kadar dar bir konu. E peki nereden başlayacağız derseniz -ki dilerim diyorsunuzdur- iki giriş kitabını aşağıda sunuyorum.


Feminizmin ABC'si - Necla Arat

Feminizmin ABC'si çok iyi bir giriş kitabı. Yazar Prof. Dr. Necla Arat önsözde (1991 tarihli) kitabın işlevini şöyle açıklamış: "... feminizmin yansız ve doğru olarak tanıtılmasını üstlenen bu çalışma, feminizmin tarihsel perspektif içinde ele alan başlangıç çalışması olarak yorumlanmalıdır." Kitabın amacındansa böyle bahsetmiş: "... toplumumuzun kadınlarının kendi çıkarlarını savunmalarını engelleyecek önyargı ve koşullanmaları ve fanatik yaklaşımları ortadan kaldırmak üzere feminizmin ne olduğunu, tarihinde neler yaşandığını ve türlerini gelin hep birlikte inceleyelim."

Kitap tam da bunu yapıyor; akıcı kolay anlaşılır bir dille, sıkmadan, sırasıyla feminizmin tanımını, ilk çağlardan başlayarak tarihini, felsefi ve kuramsal temellerini, son dönemdeki gelişimini ve kadın hareketini, son olarak da Türkiye'deki durumu ele alıyor. Kısacık bir kitap olmasına rağmen ağzı beraber bilgi dolu.


Kitabın biri 1991'de diğeri 2010'da yazılmış iki önsözü var. Bu önsözler yazarın konuya ilişkin görüşlerni içeren ve Türkiye'deki durumun tartışıldığı köşe yazıları gibi. Bu nedenle önsözleri kitabı bitirdikten sonra yeniden okumanızı öneririm.

Yazar tarafsız değil. Zaten bunu önsözlerde açıkça belirtip fikirlerini savunuyor. Ancak kitap içerik açısından rahatsız edici bir yanlılık arz etmiyor. Belki Arat eşitlikçi feminizme feminizmlerin ilki, anlaşılması en kolayı olduğu kadar Türkiye şartlarında bu akımı benimsediği için de daha geniş bir yer veriyor, o kadar.

Kitabı okurken öğrendiğiniz kadar şaşıracağınızı düşünüyorum. En azından ben kadınların oy hakkı alabilmek için protestolarda veya idam sehpalarında kanlarını dökmek zorunda kaldıklalrını, 1998'e kadar hukukumuzda aile içi şiddet kavramının bulunmadığını ve 2003'e kadar işyerindeki cinsel tacizin iş sözleşmesinin feshi için haklı neden sayılmadığını okuduğumda şaşırdım, üzüldüm, kızdım.

O zaman bu bölümü kitapta beni en çok etkileyen kısımla bitireyim:
"Rose Lacombe, 20 Ekim 1793'te Paris Komünü'nde bu kadın hakları bildirgesinin [17 maddelik Kadın Hakları] savunmasını yaptı ve 'Kadın özgür doğar ve erkeklerle eşit haklara sahip olur... Kanun önünde eşit olan tüm kadın ve erkek vatandaşlar, hiçbir ayrıma uğramaksızın bütün yüksek mevkiler ve yüksek kamu görevlerine eşit olarak kabul edilmelidirler... Kadın madem ki sehpaya çıkabiliyor, kürsüye de çıkabilmelidir... Kadınlar uyanınız' dedi. Onun bu savunması meclise açtığı savaş, sözünü ettiği sehpada başının uçurulmasıyla sonuçlandı." 
Feminizm - Gisela Notz

Başlığı, inceliği, önsözündeki "feminizme giriş esaslı" ibaresiyle ve kapağındaki "Düşünce Akımları 1" yazısıyla insanda tam da Feminizme Giriş kitabı intibası bırakıyor... fakat hiç de öyle değil. Feminizm ile ilgili temel kavramların, tarihinin ve katkıda bulunanların tanıtıldığı bir kitap beklerken bambaşka bir şey çıkıyor.


Birinci neden kitabın fazla Almanya merkezli olması. Bu konuda bilgilendirilmiş olmama rağmen bu kadarını beklemiyordum. Almanya'nın bir örnek olarak kullanılmasında sorun yok. Yazar bir Alman ve gayet ataerkil bir yapısı olan Alman toplumundan örnekler genel çerçevenin netleştirilmesi için kullanılırsa güzel de olabilir. Ama bu kitapta çerçeve ile örneklerin, uluslararası feminizmle Almanya'da yaşananları bağları kopuk. Özellikle Phoenix "Düşünce Akımları" serisi için böyle bir kitabı nasıl seçmiş anlamadım. Tüm yerelliğine rağmen bu kitap Almanya için uygun bir kitapken Türkiye için mânâsız kalmış.

İkincisi kitap kendi içinde de yetersiz. Kuram bölümü çok kısa, bölük pörçük, temel düşünceleri vermekten uzak. Örneğin sürekli kapitalizm-ataerkil toplum birlikteliğinden bahsediliyor, milliyetçiliğe bu çerçevede değiniliyor ancak bu üçlü arasındaki ilişki hiç tam olarak açıklanmıyor; Marksizmden, medyadan, doğum kontrolden her şeyden bahsediliyor ama "çifte baskı" nedir, "kendini gerçekleştirmek" nedir, aktif ve pasif seçme hakkı nedir anlatan yok. Bütün bunlar da bir "giriş" kitabında oluyor. Zaten kuram kısmı o derece zayıf ki ne eleştirel kuramdan ne de Butler'dan öte bir post-yapısalcılıktan bahsediliyor. Tarih bölümüyse Almanya, Berlin ve Alman siyasi hayatıyla dolu. Uluslararası plana bağlantılar kurulacağı iddiasında bulunsa da kitap küresel ölçekten kopuk, birkaç batı ülkesinden bahsedip bunları Almanya ile kıyaslamaktan öteye gidemiyor.

Son olarak çevirisi çok kötü. Son dönemde dikkat ettikçe Türkiye'deki çevirilerin vasat hatta vasat altı olduğunu görmeye başladım. Bir iki çevirmenin veya yayımcının değil sektörün sorunu kalitesiz çeviri. Almancayı orta okul yıllarımda bırakmama rağmen  ne derece hatalı çevrildiğini ben bile anlıyorum. Örneğin bir yerde göçmen kadınların reprodüksiyon işlerinde çalıştığı yazıyor. Hayalinizde havasız odalarda habire Klimt, Monnet boyayan kadınlar canlanıyor çünkü reprodüksiyonun dilimizdeki anlamı bu. Oysa "reproduction"ın anlamı (burada) "üremek, çocuk büyütmek, nesil yetiştirmek". Dayanamayıp bir örnek daha vereceğim. 55. sayfadaki ara başlık (hem de ara başlık!): Savaş Zamanı Arasında Feminizm. Ne anladınız? Hiçbir şey, en iyi ihtimalle savaş döneminde feminizm gibi bir şey... Oysa burada söylenmek istenen "interwar period" yani iki dünya savaşı arası dönem. Çeviri camiasında bir şeyler yanlış, bir yerde bir eksik var ama nedir bilmiyorum... Üstelik kitapta bolca yazım hatası da var... Tatsız.

Her şeye karşın bu kitabı da okuduğuma memnunum. Özellikle Feminizm'in ABC'si ile temel atıldıktan sonra ilginç kadın hareketi ve farklı düşünürlerin fikirleri için okunabilir.

Yakında feminist edebiyattan da bahsedeceğim aklınızda bulunsun ;)

İşte feminist edebiyattan seçip yazdıklarım burada.

17 Mayıs 2012 Perşembe

06 Plakalı Kitaplar

Ankara'da doğdum, büyüdüm, okudum, çalıştım... Severim Ankara'yı. Başka yer bilmediğimden sanmayın. Çok şehir gezdim, Türkiye hariç üç ayrı memlekette yaşadım ama dönüp dolaşıp Ankara'ya geldim. Yalnız fark ettim ki Ankara hakkında pek okumamışım. Ankara Kitap Fuarı'ndan aldığım beş kitaptan dördünü bir şekilde Ankaralı kitaplardan seçerek bu açığı kapatmaya çalıştım. İşte onların bazılarından notlar...

Burası Ankara - Kurthan Fişek

Kurthan Fişek bir Ankara fanatiği! Burası Ankara da onun Hürriyet Ankara ekine yazdığı köşe yazılarının bir derlemesi. Yazılarda her şey var; Ankara'nın tarihi, hayvanları, ninnileri, üniversiteleri, mahalleri, insanları... en çok da siyaseti. Ankara söz konusu olunca siyasetten, siyasetçilerden bahsetmemek olmuyor galiba. Hele kendisi de bir siyaset profesörü olan, siyasi aktivizmi nedeniyle çok badireler atlatmış bir üstat için böyle bir şey düşünülemez. Ama siyaset dedim diye hemen yüzünüzü asmayın. Kurthan Hoca'nın dilinden ve anılarından Ankara siyaseti basbayağı eğlenceli, ilgi çekici. İnanmazsanız şunu okuyun:
"Gazeteye haber geldi. 'Ecevitlerin efsanevi kedileri kayıp...' Herkes kötüyü düşünür. Herkes seferber oldu. Birileri mi kaçırdı, birileri mi zehirledi? Ara da bulasın! Ecevit familyasının kedileri nihayet bulundu. Kapı komşusu Alpaslan Türkeş'in bahçesine iltica etmişlermiş meğerse... Orada daha iyi besleniyorlarmış... Kedilerden, kurtlardan al haberi... Genel seçimlerdeki oy kaymalarının, sapmalarının haberini al kedilerden!"

Ben özellikle ODTÜ ve Mülkiye hakkındakiler ile "bir anım" veya "hayal ürünü" diyerek kaleme aldığı hiciv dolu yazıları pek beğendim. Bu beğenim sadece Kurthan Hoca'nın kişisel özellikleri ve kitabın konusundan kaynaklanmıyor. Kitapta, yoğun bir mizah ve kinaye, en kasvetli konularda bile insanı neşelendiren bir hava var. Bakın:
"'Burası Ankara'nın Hayvanları' diye iki bölümlük yazı yazmıştım. Ankara'da en çok bulunan hayvanın inek olduğunu, sonra sırayla katır, eşek gibi mahlûkatın geldiğini anlatıyordum. 
Yakın siyasi büroklatik çevremden sürekli aradılar: "Benden ne zaman bahsedeceksin? Haberim oldun, birkaç bin tane alıp seçmenlerime dağıtayım..."
Kendilerine zor anlattım. "Bu politik yazı değildir. Ankara'nın sahici hayvanlarından söz ediyorum. Sonradan olmalarından değil...""
"Harbiye-Mülkiye ikilemi ilginçtir. Olağandışı rejimler oldu mu, Fakülte Profesörler Kurulu'nun yarısı bakan olur, yarısı hapse girer.
Demokrasiye dönüldü mü, yarısı eksi görevine, hocalığa döner, mapus yatanlar "üst bürokrat" olur. İlişkinin esası hoşgörüdür, işbölümüdür."
Yalnız ODTÜ'lüler için şu söyledikleri hem doğru hem üzücü: "Kimimiz profesör oldu. Kimimiz devlet büyüğü... Kimimiz mevta..." 

Burası Ankara, çok görmüş geçirmiş, hayat dolu, şakacı ve azcık sivri dilli, babacan bir büyük amcayla sohbet etmek gibi. Hem bilge hem sıcak.

Başka Kent Ankara - Feridun Büyükyıldız

Burası Ankara, Ankara üzerine keyifli bir sohbet. Ankara'yı öğreneceğiniz, resimlerle referanslarla ilginç bilgilere dalacağınız kültür ve tarih turu ise Feridun Büyükyıldız'ın Başka Kent Ankara'sı.

Büyükyıldız Ankara âşığı, meşhur Milli Kütüphane'nin kütüphanecilerinden. Anlaşılan bu iki unsur (Ankara sevgisi ve kitap ile arşivlerle tanışıklık) birleşince ortaya bu harika kitap çıkmış.

Kitap, antik çağdan başlayıp 1960'lara uzanan bir dönemde, Ankara'nın tarihi, kültürü, toplumu ve yaşayışı hakkında ilginç bilgiler sunan yaklaşık üçer sayfalık yazılardan oluşuyor. Yazıları destekleyen bol fotoğraf ve gazete kupürü var. Anlatım bazen aynı anlama gelen cümlelerin tekrarlanması nedeniyle zedelense de akıcı ve açık. Sayfalar su gibi akıp geçiyor. Bu kısacık hazineyi okuyup bitirdiğinizde tadı damağınızda kalıyor. Dileyen kitabın sonundaki kaynakçadan istifadeyle okumalarına devam edebilir. Gerçekten kitabın kaynakçası kendi başına bir değer.

Ankara'ya "memur şehri, gri, sıkıcı" diyenler de okumalı. Zira bu kitap "gri ve yavan Ankara" kalıbının, yeni devletle bütünleşecek tarafsız ve geçmişsiz bir kent yaratma amacının bir dayatması olduğu yönündeki fikrimi kuvvetlendirdi.

Ama hepsinden öte, 1940'larda belediye otobüsüne arkadan binilip önden inildiğini, Ankara'dan nasıl yüzme şampiyonlarının çıktığını, İsrail'deki Ankara gününü, Gençler Birliği'nin nasıl kurulduğunu, son Anadolu parsının akibetini, üzerine Ankara Cinayeti isimli bir roman da yazılmış olan esrarengiz cinayeti, Çankaya Köşkü'nün ilk sahiplerini, Ankara'nın İncil'deki yerini, ve başka bir sürü enteresan konuyu bulacak, eğlenerek bilgi dağarcığınızı genişleteceksiniz. Ağzınıza bir parmak bal çalarak bu kitap hakkındaki sözümü bitireyim:
"Garson Süreyya, 1942 yılına gelindiğinde Kızılay'da ünlü Süreyya Gazinosu'nu açmıştır. 1963 yılına kadar hizmet vermeye devam eden Süreyya Gazinosu, Sezen Aksu'yu solist olarak ağırlamış, ünlü sanatçının "Minik Serçe" isminin kadınlar matinesinde Ankaralı hanımefendiler tarafından verilmesine vesile olmuştur."
Eğlenecek ve şaşıracaksınız dedim ama belki biraz da benim gibi sahip çıkılmayan kültür ve tarih mirasını okudukça üzüleceksiniz.

Kadın Öykülerinde Ankara - Efnan Dervişoğlu (Hazırlayan)

Bu kitabı hiç aklımda yokken aldım. İki şey beni bu kitaba çekti. Bir, seçkiye katılan yazarlar; Adalet Ağaoğlu, İnci Aral, Fürûzan, Nazlı Eray, Sevgi Soysal... ve Ankaralı diğer kadın yazarlar. İki, Ankara ve kadın gibi iki ilgilendiğim unsurun yan yana gelmesi.

Öykülerin hemen hepsinde başkahraman kadın, yazarlar zaten kadın. Konularda ise dikkatimi çeken edebiyatın en popüler konularından "aşk" mevzusunun çok az işlenmiş olması. İstanbul aşkın Ankara sevginin/arkadaşlığın şehridir derler. Sanki bunu ispat edercesine yirmi iki öyküden sadece ikisinde aşk konu edilirken diğer öykülerde insan ilişkileri, siyasi olaylar, şehir hayatı, bireysel meseleler işleniyor. Bunlar arasında bir denge olsa da Ankara deyince siyaset ve özellikle darbe dönemlerindeki baskı ve işkence ön planda. Yalnız nasıl aşk teması aşırı kullanılmaktan yıprandıysa Ankara için de siyaset ve işkence konularının aynı durumda olduğunu düşünüyorum.

Kitabı hazırlayan Dervişoğlu'nun önsözüne göre 13 öykü bu seçkiye özel yazılmış, 9 öykü ise yukarıda isimlerini saydığım meşhur yazarların evvelen yayımlanmış öykülerinden seçilmiş. Bu dokuz öykü neden yazarlarını bu denli isim yaptığını kanıtlar gibi kitabın genelinden ayrışıyor. Aral ve Firuzan'ın hikâyeleri beklentimi pek karşılamasa da Suzan Samancı'nın Radyodaki Ankara'sı tüm kitap içindeki favorim oldu.  Ağaoğlu'nun Üç Dakikası'nı ve Eray'ın Karanfil Gece Kursu'nu da çok beğendim. Soysal'ın Zulmet Sevinci adlı öyküsü birkaç paragrafla nasıl bir karakter (Polis Zafer) yaratılır dersi. Kitaba özel yazılan öyküler ise daha sıradan. Özellikle İç Deniz, Ankaralı Olmak, Lapa Lapa Kar Yağıyor gibi bazı öyküler biraz zorlama ve yavan. Bu ikinci gruptan favorim ise Sevgi Özel'in Bizim Kasaba adlı öyküsü.

Bence sipariş üzerine yazılan öykülerden 5-6 tanesi kitap dışı bırakılmış olsaydı çıta yükselebilir; çok daha tat veren, daha kısa ve daha çarpıcı bir kitap yayımlanabilirdi. Kitabın kapağını da beğenmediğimi söylemek zorundayım. Bu da kitaptaki bazı öyküler gibi yavan ve sıradan. Yine de okuduğuma memnunum. Böyle temalı seçkilerin benim gibi belirli konularda okumak isteyen okuyucular ve o konudaki edebi birikimi görmek isteyenler için önemli olduğunu düşünüyorum.


Bu yazıyı yazarken Ayvalık yazısındaki gibi şehir fotoğrafları koysam mı diye düşündüm. Tam bu sırada buradaki yazıyı gördüm, kitaplarda bahsi geçen çoğu mekânı içeren fotoğraflarını pek beğendim.


"Bir de Ankaralı bir roman söyle bari de tam olsun" diyorsanız yukarıdaki kitaptan hemen önce okuduğum İnci Aral'ın Şarkını Söylediğin Zaman'ını önerebilirim. Sonra Yüzleri Arayan Adam, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, Ankara Mon Amour... O kadar çok ki 06 Plakalı Romanları yakında üç bölüm halinde  yazacağım. Az sabır :)

Not: Hala Ankara'da geçen romanları yazamadım ama bunu yazdım: DumAnkara: Hayat Bir Yangındı