Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2015 Perşembe

Erimtan Arkeoloji ve Sanat müzesi / Ankara

Aslında sıra Vatikan'a gelmişti ama geçtiğimiz hafta sonu gezdiğim bu müzeyi bir an önce yazmak istedim açıkçası.
Müze Mühendis ve koleksiyoner Yüksel Erimtan'ın yıllar içinde biriktirdiği arkeolojik eserlerin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış özel bir müze. Ankara Kalesi'nin hemen karşısında yer alıyor.


Yüksel Erimtan'ın koleksiyonu 60'lı yıllarda Tarsus yakınlarında çalışırken Roma yüzük taşlarıyla başlamış daha sonraki yıllarda ise daha yetkin ve belirli eser gruplarına yönelik olarak genişletilmiş.
Yüksel Erimtan 2009 yılında Yüksel Erimtan Kültür ve Sanat Vakfı'nı kurarak, Anadolu kültür varlıklarının ülke içinde ve dışında tanıtılmasını sağlamayı da hedeflemiş.

Müzede sergilenen eserler M.Ö. 3000'li yıllara dayanan Eski tunç ve hitit çağı ile başlayıp, geç Roma ve Bizans dönemine kadar uzanan bir dönemi içeriyor. Ayrıca müzede geniş bir de sikke koleksiyonu var. Müze zaten çok emek verilerek eski bir Ankara evinin restorasyonu ile yapılmış ama asıl emek sergilenen eserlerin sunumunda. Yıllardır yurt içinde, yurt dışında olsun çok müze gezdim ama Erimtan müzesinde gördüğüm sergileme yurt içindeki birçok müzeye taş çıkartır nitelikteydi. Özellikle sikkelerin sergilenişi bence görülmeye değer.


Sikkeler sanırım pleksi tipinde muhafazaların içine yerleştirilmiş ve bu muhafazaları çektiğinizde ledlerle aydınlatılıyorlar. Böylelikle eserlerin iki yüzünü de net bir şekilde görebiliyorsunuz. (Ne yazık ki fotoğraflar cep telefonu ile çektiğimden ve biraz da elim titrediği için net değil ama en kısa zamanda tekrar gidip fotoğraf makinesi ile çekeceğim)


Gezdiğim müzelerde genellikle şikayetçi olduğum eserlerin yanlış sergilenmesi, sunumu, ışıklandırması ve korunması konusunda bu kadar titiz davranılması bile müzeyi görmek, gezmek için yeter. (Aslında tabii ki yetmez ama genelde o kadar kötü örneklerle karşılaşıyoruz ki müzecilik anlamında herşeyin bu kadar yerli yerinde olduğu bir yer görünce gözlerim ışıldıyor. Mesela iki ay kadar önce gittiğim Kayseri müzesi tam bir felaketti. İtalya, Fransa ve Gürcistan yazılarını bitirebilirsem sıra ona da gelecek).

Müzenin girişi yanlış hatırlamıyorsam 7 TL. ve müzekart geçerli.


25 Ağustos 2014 Pazartesi

Marilyn, Sahaf Mendel, Ankara İstasyonu...

Mor Kitaplık'ta atıp tuttuklarımı görmediyseniz işte burada:

Selma Fındıklı

Ankara'da geçen, hem Ankara'yı hem de yeni bir devletin kuruluşunu, tarihini anlatan sekiz hikayeden oluşan bir kitap. Renkli karakterler ve canlı bir anlatım… >>>



Stefan Zweig

Zweig'ın iki değil üç öyküsünü içeren minik ama tadı büyük bir kitap. Baskısı çok özenli ve okuma keyfine keyif katıyor. Elbette esas keyif Zweig'ın ustalığı, anlatımdaki detaylar, psikolojik betimlemeler.  En çok hangi hikayeyi sevdim onu bile seçemiyorum. >>>

Nazlı Eray

Çok ilginç bir hikaye; dünyanın en güçlü adamıyla evlilik dışı ilişkisi olan bir süperstar bir gece şüpheli şekilde ölüyor Marilyn Monroe'nun bu satıra sığmayacak hikayesi Eray'ı da çok etkilemiş, onu okuyup araştırmaya itmiş ve en sonunda kendi üslubu ve tekniğiyle Marilyn'i Meryem adında Ankara'nın İvedik Caddesi'nde bir evde karşımıza çıkaran bir roman yazdırmış. Roman nasıl mı olmuş? Onu da yazıda bulacaksınız. >>>


Daha önce yayınlanmış yazılara ulaşmak isterseniz o da düşünüldü:

7 Haziran 2014 Cumartesi

Şarkını Söylediğin Zaman


İşte uzun zaman önce büyük heyecanla ve umutla okuduğum bir roman. Hem ağırlıklı olarak Ankara'da geçiyor hem de çok okunan İnci Aral'dan okuduğum ilk roman.

Şarkını Söylediğin Zaman 80'lerdeki öğrenci hareketleri arka plana alarak bir aşk hikayesi anlatıyor. Deniz varlıklı ve şehirli bir ailenin tek kızı. Başına buyruk, çekici, güzel, enerjik bir genç kadın. Cihan da taşralı, siyasi olaylara mesafeli, akıllı, çalışkan, Deniz'e hasta bir genç adam. Roman üç bölümde yazılmış. İkinci bölümde bu dönemi okurken romanın genelinde Cihan'ın bu olaylardan onlarca yıl sonra tanıştığı genç araştırma görevlisi Ayşe ile ilişkisini okuyoruz.

Önce sevdiğim taraflarıyla başlayayım. Birkaç garip cümleye rastlasam da Aral'ın anlatımından da zevk aldım. Yazar kişilerin duygularını ve mekanların atmosferlerini okuyucuya yaşatıyor. Siyah Defter, yani 80'lerin  Cihan'ın ağzından anlatıldığı bölümü etkileyiciydi. Romanın geçtiği dönem ve konusu çok şeylere gebe, çok önemli, çok cazipti. Hem 80'lerdeki hem de günümüzdeki Ankara'ya ilişkin tasvirlerse benim çok hoşuma gitti. O konservatuvar binasının piyano şeklini düşünüp taş avlulu üniversite kantinlerini, Bahçelievler'deki o zamanlar bahçeli müstakil evleri okumak çok güzeldi. Bütün bunlara rağmen romandan ne beklediğimi ne de istediğimi alamadım.

Yazarın tasvirlerini beğensem de ilk bölümdeki diyaloglar o kadar yapaydı ki neredeyse okumayı bırakacaktım. Diyaloglar zaman zaman kötü bir dizideki gibi tutuk, zorlama ve gereksizdi. 

Aral'ın romandaki yansımasının Cihan'ın olduğunu düşünüyorum. Çünkü Cihan'ın ağzından olaylar anlatılırken yapılan değerlendirmelerle romanın diğer bölümlerindeki bakış açısı örtüşüyor. Cihan'ın ve bu teorime göre de yazarın gençlik olaylarına bakış açısını beğenmediğim. Karakterlerin hiçbirine de ısınamadım zaten. Deniz'in çekici olsun diye anlatılan halleri bana hiç de çekici gelmedi. Ayşe ise kelimenin tam anlamıyla ruhsuzdu. 

Benim kitabı sevmememin asıl nedeniyse Deniz-Cihan-Ayşe arasındaki bağ oldu. Dikkatli bir okuyucu bu üçlü arasındaki ilişkiyi hemen fark edebilir. Bunun nedenlerinden biri de yazarın umutsuzca bu ilişkiyi sempatik gösterme çabası. O kadar altyapısını hazırlıyor ki siz başınıza ne geleceğini anlamaya başlıyorsunuz. Yazarın tüm çabalarına rağmen ben bu ilişkiyi sempatik bulamadım, hatta kabullenemedim bile. Bence bu aşk üçgeni ne romantik ne de sevimli, resmen travmatik. Hele bu saçma sapan durumun tarafları ilişkiden soğutmaması aksine coşturması bana çok manasız geldi.

Ankara'da geçen bu güzel anlatılmış romanın karakterlerini ve olaylarını sevemesem de pişman değilim.   O döneme ve Ankara'ya dair bir şeyler okumak istiyorsanız tavsiye ederim. Belki siz Cihan'ı sever, romanın sonunu romantik bulursunuz, kim bilir :)

Bkz: 06 ROMAN 00 Ankaralı Romanlar Listesi

1 Haziran 2014 Pazar

06 ROMAN 00: Ankaralı Romanlar Listesi

Kaynak: Arkadaşımın profili, aslı kime ait bilmiyorum.

Uzun zamandır kafamda evirip çevirdiğim bir proje vardı: Ankara'da geçen romanları bir seri halinde yazmak. Tabi okumanın sonu yok, hep şunu da okuyayım da öyle yazayım dedim. Bir yandan da araştırdım ve listeye yeni kitaplar ekledim. Sizin de eklemek istediğiniz kitaplar olabilir, siz de Ankaralı bir roman okumak istiyorsunuzdur diye işte listeyi yayınlıyorum. Zamanla teker teker yorumlar da gelecek.

[Bu yazıyı okurken Vega'nın Ankara şarkısını dinlemenizi istirham ediyorum.]

Yeni Bir Başkent (20'ler, 30'lar, 40'lar)

* Ankara - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
* Ankara Cinayeti - İhsan Tombuş ('45)
* Ankara 1920 - Celal Hafifbilek
* Ayaşlı ve Kiracıları - Memduh Şevket Esendal

Taşı Toprağı Siyaset (50'ler, 60'lar, 70'ler, 80'ler)

* Ölmeye Yatmak - Adalet Ağaoğlu
* Ankara, Mon Amour - Şükran Yiğit ('70)
* Şarkını Söylediğin Zaman - İnci Aral ('78-82)
* Sancı - Emine Işınsu ('68-80)
* Yenişehir'de Bir Öğle Vakti - Sevgi Soysal
* Arıza Babaların Çatlak Kızları - Ayten Kaya Görgün ('80)
* Toprak Kovgunları - Kemal Ateş

Ve Sonra (90'lar, 00'lar, 10'lar)

* Yüzleri Arayan Adam - Ilgın Olut
* Neva - Ilgın Olut
* Son Hafriyat - Emrah Serbes
* Her Temas İz Bırakır - Emrah Serbes
* Bizim Büyük Çaresizliğimiz - Barış Bıçakçı
* Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra - Barış Bıçakçı
* Sinek Isırıklarının Müellifi - Barış Bıçakçı (ve sanırım Bıçakçı'nın tüm romanları)
* Gölge Kapanı - Alper Giray Urhanoğlu
* Ankara'da Soğuk Gece - Korkut Aldemir
* Ankara'da Puslu Sabah - Korkut Aldemir
* Uzunharmanlar'da Davetsiz Misafir - Sezgin Kaymaz
* Aşkı Giyinen Adam - Nazlı Eray
* Merylin: Venüs'ün Son Gecesi - Nazlı Eray
* Veresiye Defteri - Kemal Ateş

Ankarayla ilgili başka kitaplar için:
Dumankara: Hayat Bir Yangındı
06 Plakalı Kitaplar

12 Ocak 2014 Pazar

Ankara Kitap Fuarı Notları 2014


Yine bir kitap fuarı, yine Ankara… her şey eskisi gibi. Ankara Kitap Fuarı Notları ve Ankara Kitap Fuarı Notları II'de olduğu gibi yani…

Aslında bu yıl fuar izbe Atatürk Kültür Merkezi'nden (AKM) ATO Congressium'a taşınarak ve giriş ücretini 5 liradan 1 liraya indirerek daha iyisi için çabaladığı izlenimi vermişti. Yine de Congressium'daki önceki fuarı da gördüğümden hadi bakalım demiş, çok da ümitlenmemiştim. AKM'deki son fuara gitmediğim gibi bu fuara da gitmeyebilirdim ama işte lanet olsun içimdeki kitap sevgisine.

Radikal bu fotoğrafı sana ithaf ediyorum.

5 Ocak Pazar akşamı gittiğimde fuar alanı pek boş değildi ama gün ve saat itibariyle daha kalabalık olması gerekirdi. Stantları dolaştıkça bu kalabalık bile çok dedim. Fuar alanında bir kitap fuarında olmaması gereken bir soğukluk, bir iticilik vardı. Ulusalcıların devasa stantlarından sıyrılınca geriye dağıtımcıların ve kitapçıların stantları kalıyordu. Bu stantlar da çok satan ya da çok satması beklenen çoğu niteliksiz kitaplarla doluydu. Her fuarda görmeyi bekleyeceğiniz ve isteyeceğiniz yayıncılar yoktu.   Can, Doğan Kitap, İletişim, İmge, Metis, Altın Kitaplar olmadan biz kitap fuarı yaptık diyebilir misiniz? Bu sadece inceleyip alabileceğiniz kitapların çeşitliliğini ve niteliğini değil imza günleri ve söyleşiler gibi etkinlikleri de etkiliyor. Türkiye'nin en çok sevilen ve en önemli yazarları bu yayıncıların bünyesinde olduğundan fuarın da etkinlikleri sönük kalıyor haliyle. 

Bir de arada hediyelik eşya satan bir iki stant gördüm ve organizasyonun ciddiyetine buradan pay biçtim. 
Türkiye Ağaca Neden Sarıldı?

Beğendiğim hiç mi stant olmadı peki? Öncelikle Türkiye Barolar Birliği (TBB) standının dizaynını pek beğendim. TBB'nin Gezi Direnişi'ne ilişkin hazırladığı kitabı tema olarak tüm standa hakimdi. Türkiye Ağaca Neden Sarıldı adlı ciltli, kuşe kağıda basılmış, içeriği son derece dolu bu kitabı sadece 15 liraya almanız mümkün. Ben de kaçırmadım. Görevli de kitabı inceliyordu biraz sohbet ettik. Bir baktım torbaya bir de ''Herkes için Adalet, Adalet için Avukat'' kupasından koymuş. Hoşuma gitti.

Evrensel Basım Yayın'ın da standını beğendim; kitapları zaten çok çeşitli ve ilginç ama stantlarında da bunu gösteren bir çeşitlilik ve ilgili görevliler vardı. Sıcak Haziran adlı direnişle ilgili kitaplarını da fuarda keşfedip hemen Gezi Kitapları listesine ekledim.


''Anneler kız doğurmaktan hep gurur duysun diye…''
Bilgi Yayınevi standını da zevkle dolaştım. Aslında fuara gitmemin nedenlerinden biri de televizyonda yakaladıkça izleyip takdir ettiğim emekli yargıç Eray Karınca'nın bu imza gününü artık kaçırmak istemememdi. Bu sefer kaçırmadım, Karınca çok sıcak ve güler yüzlüydü. Hatta ben yeterince mukabele edemedim.

Kadın hakları ve özellikle şiddet konusunda uluslararası standartlarda kararları ile bilinen Karınca'nın Kız Doğursun Analar kitabı kadına karşı şiddetin tanımından başlayıp mevzuatımızdaki durumdan, içtihattan, uluslararası mahkeme kararkarından ve örnek vakalardan bahsediyor. Hukukçu olmadığım halde okuyacağım. Dilerim hukuk öğrencileri, avukatlar ve hakimler de bu ödüllü kitabı okur.

Fuarın tek neşeli ve nitelikli kısmı sahaflardı sanırım. Pek sahaf kültürüm yoktur ama ben bile en çok bu bölümde eğlendim. Baskısı bitmiş olan Hamburg Barikatları'nı aradım. Tam da Hamburg'da eylemler yapılmışken ve ben yakında Hamburg'a gidecekken alsam iyi olur diye düşünmüştüm ama bulamadım. O sırada Selma Fındıklı'nın Ankara İstasyonu adlı öykü kitabına denk geldim, alıverdim. Yenisi 10 lira olmayan kitaba 5 lira vermek saçma oldu aslında ama işte kısmet.


Aldıklarım:
1. Kız Doğursun Analar - Eray Karınca
2. Ankara İstasyonu - Selma Fındıklı
3. Türkiye Ağaca Neden Sarıldı? - Nesrin Turhan, Özge Şener (haz.)

Son olarak şu pişkinliğe iki laf etmeden yazımı bitiremeyeceğim: Fuar katılımcıları bu yılki ziyaretçi sayısından memnun değilmiş. Edebiyathaber.net'in haberine göre hepsi fuar tarihinin değiştirilmesinden Ankara'da fuar kültürünün oturmamasına birçok neden saymış. Hiçbiri de 'Yıllarca insanlardan para alıp izbe yerlerde fuar düzenledik, insanları küstürdük, şimdi de toplu taşımayla ulaşılamayan bir yere fuar açıp bunu da hiç duyurmuyoruz, Allah rızası için bir internet sitemiz, bir flaş imza günü bile yok ama şükür bu kadar adam gelmiş' dememiş. 'Halkımız cahil' çuvaldızından 'biz bu işi beceremiyoruz galiba' iğnesine ne zaman geçilecek merak ediyorum. Dün bir arkadaşım beni arayıp fuara gitmeyi düşündüğünü benim gidip gitmediğimi sordu; ben de fuarı vasat bulduğum için 'ben gittim ama sen boş ver' dedim. Kimse kusura bakmasın bu işler böyle. Aman bize kültürsüz derler diye vasat fuarları dolduracak değiliz. Fuar işini biz çok iyi biliriz. Ankaralıyı da yedirmeyiz.


Adını unuttuğum bir dağıtımcının standı.

8 Ağustos 2013 Perşembe

Dumankara: Hayat Bir Yangındı

Dumankara, kitap tanıtımından da anlaşılacağı gibi arka sokaklarda, kenar mahallelerde geçen Ankara dekorunda 21 hikaye anlatıyor. Hikayeler eskiden yeniye doğru sıralanmış; 1916'da Ermeni mahallesinin ateşe verilmesiniyle başlıyor. Sonraki hikayelerin hepsinde bir cinayet, bir mapusluk, bir kabadayılık, bir fakirlik var. Birbirine benzer şekilde o kadar çok adam harcanıyor ki insan bir süre sonra acaba hepsi böyle mi diye endişelenmiyor değil. 1950'lere geldiğimizde hikayeler biraz daha çeşitleniyor ve benim beğendiklerime geliyorsunuz. İlk öykü olan Ankara 1916'dan sonra Mazhar ile Galip, Neşet Coşar, Ferdi, Bilmiyorum Fatma ve Koltuk benim favorilerim. Bunlardan birer satır da olsa bahsetmezsem olmaz…

Mazhar ile Galip… bence kitaptaki en detaylı kurgularından birini içeriyordu. Okurken iri yarı, diğerini önder bellemiş Galip ile kısa boylu, akıllı görünen Mazhar'ı Steinbeck'in Lenny ile George'una banzettim. En sevdiğim yazar Steinbeck diye her gördüğümü ona yoruyorum, edebi derinliğim burada boy veriyor diye bunu hemen aklımdan çıkardım. Öyküleri okuduktan sonra Cantek'in giriş yazısını okuyunca gördüm ki gerçekten de varmış böyle bir şey.

Neşet Coşar… bazen arkadaşlarım bak çok komik diye bir video, film veya dizi izletirler; ben film veya diziyse ilk on dakikasında sıkılır kalkarım video ise sabrederim; ikinci videoyu açmaya kalkana da mani olurum. Meğerse ben absürd komedi sevmiyormuşum. Buradaki Angaralı süper kahraman absürd mizaha girer mi bilmem ama bunu beğendim. Bu duygulu kahramanın ''Deliye kudur koydurmayın… Len beni oynattırmayın. Hepicinizi portlatırım. Beni küfretirmeyin!'' diyerek gözlerinden ışın çıkararak düşmana saldırmasını göz yaşlarıyla izleyen ''vay ulubatlım'' diye diye methiyeler düzen polisleri gülerek okudum. ''Kim la bu bebe?'' tavrını da Neşet'le birlikte iliklerimde hissettim (BA burada koşarak gidip la bebe tişörtünü giyip geliyor). Çizim hakkında yorum yapabilecek değilim ama öykünün bana komik gelmesinde çizimlerin de özel etkisi olduğunu düşünüyorum.
Ferdi… Böyle bir şeyin olabilecğini hiç düşünmemiştim. Okuyunca da maalesef gayet olabilir göründü gözüme. Yalnız bu Ankara'da yaşamış büyük adamların anılarında göremeyeceğiniz, eski haber kupürlerinde bulamayacağınız türden bir hikaye. Buna ancak yazar şahit olmuştur diye düşünmüştüm ki evet otobiyografik bir tarafı varmış. Kitapta başka hikayelerde de irkilerek görüldüğü üzere memlekette linç etmek, döverek adam öldürmek, suçlayıp etiketlemek ne kolay ne sıradan bir olaymış arkadaş!

Bilmiyorum Fatma… O aile o cümleler o orta sınıflık o kadar bilindik ki… Gerçek bir öyküye dayanıyormuş ama bunu yazarın açıklamasına da gerek yok aslında. Şu günlerde de yaşananları acı acı anlattı bana. Hele o alkışlama…

Koltuk… Hikaye sıradan ama anlatımı, kurgulanışı güzel. Üç kişilik bir grup bahçedeki bir koltuk hakkında bir hikaye uyduruyorlar. Hikaye bir aşk üçgenini ve bir cinayeti içeriyor ama bu hikayeyi anlatanlarla hikayenin kahramanları arasındaki hem fiziki hem de ilişkisel benzerlikler insanın aklına değişik değişik şeyler getiriyor. Okuyan biri o da aynı şeyi mi düşünmüş paylaşırsa memnun olurum.

Yazarın kitabın başında bu çalışmayla ve genel olarak Ankara'yla ilgili düşüncelerini anlattığı bir giriş yazısı var. Bu yazıyı kitabı bitirdikten sonra okumanızı tavsiye ederim. Hikayeleri okuduktan sonra o açıklama ve yorumların çok daha anlamlı oluyor. Bu yazıda öykülerin esinlenildiği eser ve yazarların adı da var ki bence buradan iz sürerek pek güzel şeyler okunabilir. Bir de ben bu hikayeler Ankara'ya özgü değil, başka herhangi bir yerde geçiyor olabilirdi diye düşünürken bahsettiğim bölümde yazarın şu sözleriyle karşılaştm alıntılamak zorundayım:

''Bu hikayeler İstanbul'da veya Adana'da da geçebilirdi. Sofya'da veya İskenderiye'de… Ankaralı hikaye olmaz olsa olsa Ankara'da geçen hikaye olur. … aslolan insandır, ona dair hikayelerdir. Bu albumu o gözle okursanız sanki daha doğru olur. Ankara'da geçen çizgi roman yokmuş, öykü ve roman azmış, o da başka mesele. En azından benim öyle bir derdim, telafi etme arzum yok, bu da bilinsin isterim.''
Bunu çizen bunu da çizdi.

Ben Levent Cantek'i Birikim dergisindeki yazılarından tanıyordum, siz de diğer mizah çalışmalarından tanıyorsunuzdur belki. Yazarın Dumankara'yla ilgili röportajını Öteki Sinema'da bulabilirsiniz.

Bu kitabı ODTÜ'deki kitapçıda görüp müthiş bir keşif yaptım diye düşündüm. Elbette çizgi roman ve grafik roman ilgilileri bu albumu çoktan gündemine almıştı. Haklılar da çünkü bu grafik roman türünün ülkedeki ilk örneği. Grafik ve çizgi romancılık hakkında bilgim olmadığından çizimler konusunda atıp tutamayacağım. Çizerler hakkında bilgiye ise hem kitabın son sayfalarından hem de internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Yalnız çizerlerden biri olan Murat Başol'un yanda gördüğünüz güzel çizimin de sahibi olduğunu belirtmek isterim.


Son olarak daha fazla Ankara'da geçen kitap isteyenleri 06 Plakalı Kitaplarbaşlıklı yazıya davet ediyor, Dumankara'yı da sıra dışı işlerden hoşlanıyorsanız kaçırmayın diyorum.

* Ankara'da geçen romanlar listemi paylaşacağım yakında. Az olunca bulmak da zor oluyor, böylece okumak isteyenlere yardımcı olurum belki.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Ankara Kitap Fuarı Notları II

Önce Ankara Kitap Fuarı Notları başlıklı yazı yeniden çok okunanlar listesine girdi. 31. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı tüm hızıyla devam ederken insanların aklına Ankara düştü diye düşündüm ama aramalarda "aralık" ibaresinin de kullanılmamsından şüphelenmedim değil. Sonra birden bire "Haftaya Ankara'da kitap fuarı var" haberleri yayıldı. Ankara'nın bu seneki ikinci kitap fuarı 1 Aralık günü açıldı; 9 Aralık'a kadar da ATO Congresium'da. Şimdi notlar:
  • Aslında gitmemem için her neden vardı. İşlerim vardı, fuar aniden sanki TÜYAP fuarı ne kadar karlı geçti biz de Ankara'da yapalım demişler gibi ortaya çıktı. Fuar hakkında bilgi alabileceğiniz düzgün bir internet sitesi yoktu. 3V Fuarcılık'ın sayfasından edindinilen bilgiler çeşitliliği az, sıradan bir intiba bırakıyordu. Yine de gittim...
  • Kapıda beni 5tl'lik haraç karşıladı. (Öğrencilere ve öğretmenlere bedava.) Bir de İstanbul'daki fuardan daha iyi oldukları tek konunun bilet işindeki sıkılıkları olması ironikti. Burada bir biletle birkaç kere fuara girmenize izin verilmeyecek şekilde kullanılan biletler derhal imha ediliyordu. Yalnız insanların sembolik sayılmayacak miktarda parasını alıyoruz karşılığında hayatlarını kolaylaştıralım bir yerleşim planı, bir fuar programı basıp verelim dememişlerdi. Keşke tuvaleti kullansaydım, sırf kırmızı halıflekste yürümek beni tatmin etmedi.
  • Bu arada biri stant görevlilerinden giriş ücreti alınmasın diye imza topluyordu onlar da veriyordu. Bu çabayı alkışlıyorum bir yandan da katılımcılara evvelen bunu neden düşünmediniz diye soruyorum.
  • Biri silah ruhsatını kaybetmiş, anons yapıldı. Ruhsat fuarda ne arıyordu bilmiyorum ama umuyorum silahını da getirmemiştir alana. 
  • Fuar alanı geniş ve aydınlıktı. Özellikle geniş camlarından gün ışığı girmesi çok ferah bir ortam yaratıyordu. Zaten uzun zamandır önünden geçtikçe neden Congresium'da yapmıyorlar kitap fuarını diye düşünüyordum. Mevki olarak da fena sayılmaz etrafındaki yollar yaya trafiğine nefes aldırmıyor, yaya geçidinin ve ışıkların olmaması sıkıntı. Yine de mekan, sahaflarla birlikte fuarın az sayıdaki olumlu yanından biriydi.
  • Fuar alanına girip sağdan biraz ilerleyince Kırımızı Kedi Yayınlarının standını gördüm ve hemen yanaştım. İzmirli olduğunu söylediklerinden çıkardığım bir genç hanımla görevli hararetle (genç kızda hararet seviyesi çok daha yüksekti) fuara ilgisizliği eleştiriyorlardı. Vay efendim İstanbul'da İzmir'de adım atılmıyormuş, göğüs göğüse fuar geziliyormuş (ne güzel!), Ankara insanı kitaba çok ilgisizmiş, fuarın boş hali çok üzücüymüş... Görevli bir ara kısmen Dost Kitabevi yüzünden dedi. Hiiiç anlam veremediğim bu yorumu düşündüm. Bilmeyenler için: Dost Kitabevi birkaç şubesi bulunan en büyüğü Kızılay Karanfil Sokaktaki iki katlı, büyük, çalışanları ilgili ve bilgili, kitap portföyü son derece geniş ve kaliteli olan ve hiç indirim/kampanya yaptığını görmediğim kitapçıdır. İyi bir kitapçı ancak kitaba ilgiyi artırır bence, eğer insanlar "Nasılsa Dost var" diyerek fuara gitmiyorlarsa fuar dönüp bir kendine bakmalı, bir kitapçıyla baş edemiyorum diye tuvalete kaçıp ağlamalı. Görevlinin ikinci yorumu da "tabi burası memur şehri öğrenci şehri..." gibi bir şeydi. Memur ve öğrenci kitap okumaz diye bir ampirik bilgi varsa da benim haberim yok. Görevliyi de anlıyorum, karşısında coşkuyla Ankara eleştiren, ona konuşma şansı bile tanımayan müşteriyi memnun etmek için akıntıya kendini bırakmış olabilir.
Efil standı
  • İlerleyen günlerde fuarın kalabalıklaşacağını düşünüyorum. Her fuarda ilk hafta sonu daha tenha olur (ve ben o yüzden ilk hafta sonu giderim) son hafta sonu ise en kalabalık gün olur. Yine de katılım oranını beğenmeyenlere seslenmeden edemeyeceğim: Bu çok müthiş bir fuar mı ki insanlar sel olup buraya aksın? Doğru düzgün bir internet sitesi olmayan, duyurulmayan, son günlerdeki bir iki flaş imza günü dışında bir etkinliği olmayan, ne bir kitapçık ne ulaşım hizmeti sunmamasına rağmen 5 tl haraç kesen bir fuara insanlar neden gelsin? Hele de senede bir değil iki defa fuar gören ve hepsinde de hüsrana uğrayan bir kitle...
  • Neyse stantları gezmeye devam ettim ama beklediğimi bulamadım. Mart ayındaki fuara göre bir parça daha fazla yayıncı katılımı olsa da yine olmayanlar olanlardan daha dikkat çekiciydi. Fuarda olanlar: Doğan Kitap, Kırmızı Kedi, April, Bilgi, Boğaziçi Üniversitesi, Cumhuriyet Kitap, Leman, Uykusuz, NTV, İnklap, Liberte, YKY, Altın (henüz standını açmamıştı o yüzden yazsam mı emin değilim)... Peki ya olmayanlar (koltuğunuza sıkı tutunun): Turkuvaz, Derin, Siren, e Yayınları, Ayrıntı, Metis, İmge, Remzi, Can, Epsilon, Everest, İthaki, Pegasus, Sel.... Elbette bazı yayıncıların (Sel, Metis, Pegasus gibi) kitaplarını dağıtımcı stantlarında bulmak mümkündü ama bazı yayıncılardan hiç eser yoktu (Siren, Can, Turkuvaz gibi).

  • Ankaralı yayıncılar bile eksikti. Elma ve Efil'i gördüm ama Siyasal, Phoenix, ODTÜ yoktu. Hele ODTÜ'nin birkaç km uzakta olması ama fuarda bulunmaması... Zaten Fuar alanın yarısı eğitim yayınlarıyla yani, saklamaya gerek, yok test kitaplarıyla doluydu. Bol bol dernek, vakıf, birlik standı da ziyaret edilebilirdi ki ben bu kısmı transit geçtim. 20'ye yakın sahafın olduğu küçük kısım tüm fuarın en güzel yeriydi. En çok zamanı orada geçirdim, aradığım kitapları (Ben Gidiyorum, Scorta Güneşi) bulamadım ama güzel kitaplar gördüm. Kırkambar Sahaf'ın adı aklımda kalmış demek ki özellikle beğenmişim.
  • Dikkat ettiyseniz şu ana kadar fiyatlardan bahsetmedim çünkü yine yeniden %20 indirim ağırlıklı olmak üzere %20-30 bandına sıkışmıştık. Bu bahsi geçelim.
  • Hiç kitap almadım.
  • Sonuç olarak katılımcı portföyü beni hiiiiç tatmin etmedi. "Ben niye geldim acaba, hakikaten Dost'u gezmek daha eğlenceli" diye geçirdim içimden. Benim için sonraki hedef 2013 Londra Kitap Fuarı, artık Ankara'nın çakma fuarlarına paydos.


4 Ekim 2012 Perşembe

Bizim Büyük Çaresizliğimiz


Bu kitap o kadar çok okundu, yazıldı ki... Hani o kadar behsedilince bir beklenti yarattı dememi bekliyorsanız şöyle söyleyeyim; beklenti için de biraz bilinmezlik olması gerekiyormuş. Kitabı okumadan kitap hakkında öyle çok okudum ki artık beklentim de kalmamıştı.


Peki bu kadar çok ele alınmış bir kitap hakkında ben ne söyleyebilirim? Bir günde okuyabileceğiniz bir kitap olduğunu mu? (Ben bir haftada okudum ama bu benim yoğunluğumdan oldu - ahh bunu bile bir yerlerde okumuştum!) İki orta yaşlı adamın genç bir kızla evlerini paylaştıklarını ve ona aşık olduklarını mı? Ben en iyisi okurken aklımdan geçenleri yazayım.

  • Bu adamlar Nihal'e neden aşık oldular? Genç ve güzel olduğu için mi? Genç olduğu kesin ama güzelliği elbette görecelidir. Komik miydi, işveli miydi, akıllı mıydı, karmaşık mıydı... Ben Nihal'de hiçbir özellik bulamadım ama belki de konu aslında Nihal değildi. Aşka da neden aramak sığlığımın başka bir göstergesi...

  • Yazarın üslubunu beğendim. Ender-Çetin-Nihal üçlüsü arasındaki itici gelebilecek durumu, doğal hatta sevimli gösterebilmesini beğendim.

  • Bıçakçı bir kitapta kaç kişinin ağzından konuşabilirim denemesi yapmış gibi. Zaten Ender anlatıcı. Çetin'in şiir ve şair üzerine yazdığı o tipik lise kompozisyonuna bayıldım. Reşit Bey'in roman kahramanı Eşref Bey ise hiç tat vermedi. Hele Ender öyküyü komik diye tanımladıkça antipatik buldum.

  • Ender'in Çetin'in hareketlerimi kocaman bir kediye benzettiği cümle bana çok acayip göründü. İsmi lazım değil bazı ''sen dev bir kedisin, kedi canını senin'' diye program yapanları aklıma getirdi.

  • Kitabın detaylarla gerçeklere tutunması da hoşuma gitti; mesela kitaplar, film, Ankara...

  • O sarı kapaklı Bereketli Olsun kitabı gerçekten de övgüye değer, en sınırlı kitaplıklarda bile yer bulacak bir kitaptır. ''Patates püresi midede en az kalan bir gıdadır.''

  • Dağcılarla ilgili o film 2000 yapımı Dikey Limit. Kimlerle gitmiştim hatırlamıyorum ama çok beğenmiştim. Hele bir kırık parmak sahnesi var ki hala aklımın kıyısından geçse kanım çekiliyor. Şimdi düşününce klişelerle dolu bir Hollywood filmi ama heyecanlı mı heyecanlı. Gençlik işte.

  • Ankara kışın şöyle bir yer: ''Anıtkabir'in bahçesindeki ağaçlar pamuktandı. Tandoğan'da yoldaki kar kahverengiye dönüşmüştü. Garın peronlarında yine güvercinler dolaşıyordu. Kale, beyazla gri arası bir fonda iyice belirginleşmiş, yaklaşmıştı.'' (sy.26)

  • Ben de peksimetin üzerine zeytin ezmesi sürüp deneyeceğim. Bir de kitap boyunca ne çay içildi arkadaş! Zaten genel olarak yemek sahnesi çok, iştah açıcı. Yine de en çok zeytin ezmeli peksimeti gözüme kestirdim.

  • Bu romanın filme alınacağını hayal edemezdim ama olmuş. Nasıl olmuş bilmiyorum ama bana olmazmış gibi geliyor.

  • (Bir gün sonra başa gelen akıl eklemesi) Ah Lennie! Lennie yazdığını okur okumaz anladım kimden bahsettiğini. Hayır bence Çetin Lennie'ye benzemiyor, ya da herkesin içinde biraz Lennie biraz George var. Ender'le tek ortak noktamız, içimizdeki Lennie'ler ve George'lar dışında, Steinbeck sevmemiz olabilir.

17 Mayıs 2012 Perşembe

06 Plakalı Kitaplar

Ankara'da doğdum, büyüdüm, okudum, çalıştım... Severim Ankara'yı. Başka yer bilmediğimden sanmayın. Çok şehir gezdim, Türkiye hariç üç ayrı memlekette yaşadım ama dönüp dolaşıp Ankara'ya geldim. Yalnız fark ettim ki Ankara hakkında pek okumamışım. Ankara Kitap Fuarı'ndan aldığım beş kitaptan dördünü bir şekilde Ankaralı kitaplardan seçerek bu açığı kapatmaya çalıştım. İşte onların bazılarından notlar...

Burası Ankara - Kurthan Fişek

Kurthan Fişek bir Ankara fanatiği! Burası Ankara da onun Hürriyet Ankara ekine yazdığı köşe yazılarının bir derlemesi. Yazılarda her şey var; Ankara'nın tarihi, hayvanları, ninnileri, üniversiteleri, mahalleri, insanları... en çok da siyaseti. Ankara söz konusu olunca siyasetten, siyasetçilerden bahsetmemek olmuyor galiba. Hele kendisi de bir siyaset profesörü olan, siyasi aktivizmi nedeniyle çok badireler atlatmış bir üstat için böyle bir şey düşünülemez. Ama siyaset dedim diye hemen yüzünüzü asmayın. Kurthan Hoca'nın dilinden ve anılarından Ankara siyaseti basbayağı eğlenceli, ilgi çekici. İnanmazsanız şunu okuyun:
"Gazeteye haber geldi. 'Ecevitlerin efsanevi kedileri kayıp...' Herkes kötüyü düşünür. Herkes seferber oldu. Birileri mi kaçırdı, birileri mi zehirledi? Ara da bulasın! Ecevit familyasının kedileri nihayet bulundu. Kapı komşusu Alpaslan Türkeş'in bahçesine iltica etmişlermiş meğerse... Orada daha iyi besleniyorlarmış... Kedilerden, kurtlardan al haberi... Genel seçimlerdeki oy kaymalarının, sapmalarının haberini al kedilerden!"

Ben özellikle ODTÜ ve Mülkiye hakkındakiler ile "bir anım" veya "hayal ürünü" diyerek kaleme aldığı hiciv dolu yazıları pek beğendim. Bu beğenim sadece Kurthan Hoca'nın kişisel özellikleri ve kitabın konusundan kaynaklanmıyor. Kitapta, yoğun bir mizah ve kinaye, en kasvetli konularda bile insanı neşelendiren bir hava var. Bakın:
"'Burası Ankara'nın Hayvanları' diye iki bölümlük yazı yazmıştım. Ankara'da en çok bulunan hayvanın inek olduğunu, sonra sırayla katır, eşek gibi mahlûkatın geldiğini anlatıyordum. 
Yakın siyasi büroklatik çevremden sürekli aradılar: "Benden ne zaman bahsedeceksin? Haberim oldun, birkaç bin tane alıp seçmenlerime dağıtayım..."
Kendilerine zor anlattım. "Bu politik yazı değildir. Ankara'nın sahici hayvanlarından söz ediyorum. Sonradan olmalarından değil...""
"Harbiye-Mülkiye ikilemi ilginçtir. Olağandışı rejimler oldu mu, Fakülte Profesörler Kurulu'nun yarısı bakan olur, yarısı hapse girer.
Demokrasiye dönüldü mü, yarısı eksi görevine, hocalığa döner, mapus yatanlar "üst bürokrat" olur. İlişkinin esası hoşgörüdür, işbölümüdür."
Yalnız ODTÜ'lüler için şu söyledikleri hem doğru hem üzücü: "Kimimiz profesör oldu. Kimimiz devlet büyüğü... Kimimiz mevta..." 

Burası Ankara, çok görmüş geçirmiş, hayat dolu, şakacı ve azcık sivri dilli, babacan bir büyük amcayla sohbet etmek gibi. Hem bilge hem sıcak.

Başka Kent Ankara - Feridun Büyükyıldız

Burası Ankara, Ankara üzerine keyifli bir sohbet. Ankara'yı öğreneceğiniz, resimlerle referanslarla ilginç bilgilere dalacağınız kültür ve tarih turu ise Feridun Büyükyıldız'ın Başka Kent Ankara'sı.

Büyükyıldız Ankara âşığı, meşhur Milli Kütüphane'nin kütüphanecilerinden. Anlaşılan bu iki unsur (Ankara sevgisi ve kitap ile arşivlerle tanışıklık) birleşince ortaya bu harika kitap çıkmış.

Kitap, antik çağdan başlayıp 1960'lara uzanan bir dönemde, Ankara'nın tarihi, kültürü, toplumu ve yaşayışı hakkında ilginç bilgiler sunan yaklaşık üçer sayfalık yazılardan oluşuyor. Yazıları destekleyen bol fotoğraf ve gazete kupürü var. Anlatım bazen aynı anlama gelen cümlelerin tekrarlanması nedeniyle zedelense de akıcı ve açık. Sayfalar su gibi akıp geçiyor. Bu kısacık hazineyi okuyup bitirdiğinizde tadı damağınızda kalıyor. Dileyen kitabın sonundaki kaynakçadan istifadeyle okumalarına devam edebilir. Gerçekten kitabın kaynakçası kendi başına bir değer.

Ankara'ya "memur şehri, gri, sıkıcı" diyenler de okumalı. Zira bu kitap "gri ve yavan Ankara" kalıbının, yeni devletle bütünleşecek tarafsız ve geçmişsiz bir kent yaratma amacının bir dayatması olduğu yönündeki fikrimi kuvvetlendirdi.

Ama hepsinden öte, 1940'larda belediye otobüsüne arkadan binilip önden inildiğini, Ankara'dan nasıl yüzme şampiyonlarının çıktığını, İsrail'deki Ankara gününü, Gençler Birliği'nin nasıl kurulduğunu, son Anadolu parsının akibetini, üzerine Ankara Cinayeti isimli bir roman da yazılmış olan esrarengiz cinayeti, Çankaya Köşkü'nün ilk sahiplerini, Ankara'nın İncil'deki yerini, ve başka bir sürü enteresan konuyu bulacak, eğlenerek bilgi dağarcığınızı genişleteceksiniz. Ağzınıza bir parmak bal çalarak bu kitap hakkındaki sözümü bitireyim:
"Garson Süreyya, 1942 yılına gelindiğinde Kızılay'da ünlü Süreyya Gazinosu'nu açmıştır. 1963 yılına kadar hizmet vermeye devam eden Süreyya Gazinosu, Sezen Aksu'yu solist olarak ağırlamış, ünlü sanatçının "Minik Serçe" isminin kadınlar matinesinde Ankaralı hanımefendiler tarafından verilmesine vesile olmuştur."
Eğlenecek ve şaşıracaksınız dedim ama belki biraz da benim gibi sahip çıkılmayan kültür ve tarih mirasını okudukça üzüleceksiniz.

Kadın Öykülerinde Ankara - Efnan Dervişoğlu (Hazırlayan)

Bu kitabı hiç aklımda yokken aldım. İki şey beni bu kitaba çekti. Bir, seçkiye katılan yazarlar; Adalet Ağaoğlu, İnci Aral, Fürûzan, Nazlı Eray, Sevgi Soysal... ve Ankaralı diğer kadın yazarlar. İki, Ankara ve kadın gibi iki ilgilendiğim unsurun yan yana gelmesi.

Öykülerin hemen hepsinde başkahraman kadın, yazarlar zaten kadın. Konularda ise dikkatimi çeken edebiyatın en popüler konularından "aşk" mevzusunun çok az işlenmiş olması. İstanbul aşkın Ankara sevginin/arkadaşlığın şehridir derler. Sanki bunu ispat edercesine yirmi iki öyküden sadece ikisinde aşk konu edilirken diğer öykülerde insan ilişkileri, siyasi olaylar, şehir hayatı, bireysel meseleler işleniyor. Bunlar arasında bir denge olsa da Ankara deyince siyaset ve özellikle darbe dönemlerindeki baskı ve işkence ön planda. Yalnız nasıl aşk teması aşırı kullanılmaktan yıprandıysa Ankara için de siyaset ve işkence konularının aynı durumda olduğunu düşünüyorum.

Kitabı hazırlayan Dervişoğlu'nun önsözüne göre 13 öykü bu seçkiye özel yazılmış, 9 öykü ise yukarıda isimlerini saydığım meşhur yazarların evvelen yayımlanmış öykülerinden seçilmiş. Bu dokuz öykü neden yazarlarını bu denli isim yaptığını kanıtlar gibi kitabın genelinden ayrışıyor. Aral ve Firuzan'ın hikâyeleri beklentimi pek karşılamasa da Suzan Samancı'nın Radyodaki Ankara'sı tüm kitap içindeki favorim oldu.  Ağaoğlu'nun Üç Dakikası'nı ve Eray'ın Karanfil Gece Kursu'nu da çok beğendim. Soysal'ın Zulmet Sevinci adlı öyküsü birkaç paragrafla nasıl bir karakter (Polis Zafer) yaratılır dersi. Kitaba özel yazılan öyküler ise daha sıradan. Özellikle İç Deniz, Ankaralı Olmak, Lapa Lapa Kar Yağıyor gibi bazı öyküler biraz zorlama ve yavan. Bu ikinci gruptan favorim ise Sevgi Özel'in Bizim Kasaba adlı öyküsü.

Bence sipariş üzerine yazılan öykülerden 5-6 tanesi kitap dışı bırakılmış olsaydı çıta yükselebilir; çok daha tat veren, daha kısa ve daha çarpıcı bir kitap yayımlanabilirdi. Kitabın kapağını da beğenmediğimi söylemek zorundayım. Bu da kitaptaki bazı öyküler gibi yavan ve sıradan. Yine de okuduğuma memnunum. Böyle temalı seçkilerin benim gibi belirli konularda okumak isteyen okuyucular ve o konudaki edebi birikimi görmek isteyenler için önemli olduğunu düşünüyorum.


Bu yazıyı yazarken Ayvalık yazısındaki gibi şehir fotoğrafları koysam mı diye düşündüm. Tam bu sırada buradaki yazıyı gördüm, kitaplarda bahsi geçen çoğu mekânı içeren fotoğraflarını pek beğendim.


"Bir de Ankaralı bir roman söyle bari de tam olsun" diyorsanız yukarıdaki kitaptan hemen önce okuduğum İnci Aral'ın Şarkını Söylediğin Zaman'ını önerebilirim. Sonra Yüzleri Arayan Adam, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, Ankara Mon Amour... O kadar çok ki 06 Plakalı Romanları yakında üç bölüm halinde  yazacağım. Az sabır :)

Not: Hala Ankara'da geçen romanları yazamadım ama bunu yazdım: DumAnkara: Hayat Bir Yangındı

26 Mart 2012 Pazartesi

Bu İnsanlar Neden Okuyor?

Bugün bir sürü insan toplu halde sessizce kitap okuyordu. Gelip geçenler duruma pek anlam veremedi. Gördükleri en sakin kalabalıktı belki de. Peki bu insanlar ne yapıyordu, amaçları neydi derseniz cevabı basit, kütüphane haftası ve kitap sevgisi.

Bugün (26 Mart 2012, Pazartesi) 48. Kütüphane Haftası başladı. Şerefine çeşitli etkinlikler yapılıyor. Ankara'da bunlardan ilki şu günlerde devam etmekte olan ve benim de yazdığım 6. Kitap Fuarı

Hava bu sefer pek güzel değildi.
İkinci etkinlik ise bugün birçok ilde eş zamanlı olarak parklarda, meydanlarda, yerleşkelerde yapılan okuma etkinliği oldu. Ben de Ankara Abdi İpekçi Parkı'ndaydım. Etkinlik 12.30'da başladı. Ben 10 dakika kadar geciktim; vardığımda herkes sessiz sedasız okumaya koyulmuştu. Ne yalan söyleyeyim Akdenizli yapımıza güvenmiştim; zamanında başlamaz, biraz gecikir sanmıştım. Etkinlikten önce konuşma filan olduysa ben  bilmiyorum.

Böyle tahminlerde kötüyümdür; o emekçi ellerin etrafında kaç kişi vardır siz tahmin edin. Banklarda veya daha uzakta ayakta durarak okuyan çok sayıdaki insanı da hesaba katın. Her yaştan katılım vardı ama ağırlık gençlerdeydi. Büyük bir kalabalık değildi. Etrafta  etkinliğin amacı veya nedeni hakkında bilgi verecek bir şey yoktu. Yine de etkili oldu diyebilirim. Yanımdan geçen iki kişi  ayrı ayrı - heralde okuyanları rahatsız etmek istemediklerinden beni de fotoğraf çeker görünce - bana "Burada ne oluyor?" diye sordular. Nedenini söylediğimde orta yaşlı hanım "Afferin, çok güzel!" diyerek uzaklaştı. Genç adam önce "Anladım." dedi birkaç adım attı sonra dönüp "Bugünlük mü sadece? Yarın da var mı?" dedi. Bilmiyorum belki yarın da olsa o da gelecekti. Sonra önümden orta yaşlı, göbekli ve gevşek kravatlı 6-7 kişilik bir memur grubu geçti. En önde giden "4+4+4'ü protesto ediyorlar herhalde" dedi. Sonuç olarak sessizce kitap okuyan mütevazı kalabalık dikkat çekti. 


Ben giderken böyle güzel görüneceğini tahmin etmemiştim. Kitap ne güzel bir şey! Ben de ODTÜ Kütüphanesi'nden aldığım (daha doğrusu aldırdığım) Büyük Yazarların Gizli Hayatları adlı kitabı yanıma almıştım. Yalnız okuyanların hoş manzarasını izlemekten pek ilerleyemedim. 

Saatler 13.00'ü gösterince alkışlarla etkinlik bitti. Neşeli bir uğultu başladı. İnsanlar gülümseyerek ve konuşarak yavaş yavaş dağıldı. Kendini kaptıranlar okumaya devam etti. Ben de Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi'nin yolunu tuttum. Ufakken buranın çocuk bölümüne üyeydim. Artık hem büyüdüğüm (uzun zaman önce) hem de mezun olduğum (maalesef bunun da üstünden az zaman geçmedi) için kendime yeni bir kütüphane bulmam gerekiyordu. Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi'ne üye olmayı da son bir aydır düşünüyor ama hep üşeniyordum. Bu vesileyle üye olayım dedim ama kimliğimi evde unutmuşum. Benim gibi basit bir işi beceremeyenlerden değilseniz üye olmak çok kolay. Nüfus cüzdanınızla gidip ufak bir üyelik kartı doldurmanız yeterli.

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, ODTÜ ve diğer üniversite kütüphanelerinin de ödünç verme olanaklarını geliştirmesini çok istiyorum. Yıllık üyelik aidatı karşılığı en azından mezunlarına böyle bir güzellik yapsalar harika olur. Zira halk kütüphaneleri güzel ama akademik ve yabancı dilde kaynakları çok kısıtlı. Öte yandan insanların öğrenci kimliklerine dadanmak da pek pratik değil.

Bu hafta kütüphaneler de etkinlik düzenliyor sanırım. Ankara Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi'nin Kütüphane Haftası Etkinlik Programı'na buradan ulaşabilirsiniz. Etkinlik sayısı kitap fuarına göre az olmasına rağmen daha nitelikli görünüyor. Eray Karınca'nın söyleşisine gitmek isterim. Belki bilen azdır ama kadın ve çocuk hakları konusunda çok çalışan, yenilikçi fikirleri (ve eylemleri) olan bir hakim, çok önemli bir isim. Televizyon programlarında izlemiş, konuşmasına bayılmıştım. Hatta blogu da var o da burada.

Benden notlar bu kadar. Siz de başka haberler varsa lütfen yazın :)

Not: İdefix 48. Kütüphane Haftası vesilesiyle sanal kitap fuarı başlatmış. İndirimler göz yaşartıcı değil ama yine de güzel ;)

23 Mart 2012 Cuma

Ankara Kitap Fuarı Notları



Evet, hava pek güzeldi.

Bugün (23 Mart 2012) Ankara 6. Kitap Fuarı başladı. İlk günden gittim tabi. İçten içe hayal kırıklığına uğrayacağımı biliyordum. Korktuklarım da başıma geldi. Yine de kitaplar güzel şeyler, onun içinde olduğu yer kötü olmuyor bunu anladım. İşte bazı gözlemler ve fuarı ziyaret etmek isteyeceklere yararlı bilgiler.

Ø  Fuarda pek ziyaretçi yoktu. Sanıyorum fuar ve stant görevlileri ile ziyaretçi sayısı aynıydı. Fuarın ilk günüydü, mesai saatiydi gibi gerekçeler bulunabilir elbette. Yine de fuarın 3 gün öncesine kadar hiç duyurulmadığı, fuarla ilgili bir internet sitesinin dahi bulunmadığı gerçeğini değiştiremeyiz. Bugün gitmemin bir nedeni de fuar etkinlikleri hakkında bilgi toplamaktı. Hangi çağda yaşıyoruz da fuar programını böyle gidip fuar kapısından alıyoruz? Gizli saklı bir fuar yapmaya kalksalar şu tavırlarından çok değişik bir tutum almalarına gerek yok açıkçası. Tüm bunların ışığında iddia ediyorum ki fuara ilişkin en geniş kapsamlı bilgiyi bu sayfada bulacaksınız! J Buyrun, imza günleri ve söyleşi/konferans programı işte burada!

23 Mart - 30 Mart tarihleri arasındaki imza günleri
Resmin üzerine tıklayıp büyütürseniz, rahatça okuyabilirsiniz.

31 Mart - 1 Nisan tarihleri arasındaki imza günleri ve 
söyleşi/konferans programı

Ø  Fuar yayınevlerinden çok kitap dükkânlarının ve dağıtımcıların katılımıyla gerçekleşiyor. Bunun birçok eksi tarafı var. Birincisi fuara katılanlar yayıncılığı içerik açısından değil de kâr-zarar hesabı penceresinden görenler olunca ticari kitaplardan geçilmez bir hal almış. Son birkaç aydır çok satan ne ise her stantta yığın yığın onlar var: Şah Mat, Küçük Mucizeler Dükkânı, İskender, Hürrem Sultan, Od, şu vampirli seri ve diğerleri. Tabi bunlar da olacak ama her stantta, çoğunlukla bunların olması saçma değil mi? Fuara gelenler belli ki kitap meraklıları. Yani bu kitapları zaten biliyorlar; ya okudular ya da okumak istemediklerine karar verdiler. İçlerinden hiçbirinin “Ah ben de bu kitabı arıyordum ama bulamıyordum”, “Almak istiyordum ama zaman bulamamıştım” ya da “Aa böyle bir kitap mı varmış ne güzel!?” demeyeceğine eminim. Bu kitapların satılacağını biliyorum ama stant sahiplerinin sandığı kadar satılmayacağını da biliyorum.

Ø  Satışlar beklenenin altında kalırsa bunun bir nedeni de fiyat politikası olacak. İndirim oranı yaklaşık  %20. Fena bir oran sayılmaz ama benim gibi internetten alışveriş yapanlar veya Zafer Kitapçılar Çarşısı’na gidenler için bu indirimin fazla bir cazibesi yok. İnsan az bulunan bir kitabı etiket fiyatından fazlasına bile satın alır ama stantların harcıâlem kitaplarla dolu olduğu düşünülürse (bu kitapları indirimli bulmak da kolay olduğundan) % 20 az. Misâl, Şah Mat'ı %20 indirimle satmanın bir anlamı yok çünkü oturduğum caddenin başındaki markette bu kitap 9,90 tl. Pazarlıkta pek iyi değilimdir. Bu açığımı fuarın son günlerinde elindeki malı satıp kurtulmak isteyen esnafın sabırsızlığıyla örtmeyi düşünüyorum. O yüzden birkaç kitap ve stant belirledim ama bir şey satın almadım. Bir hafta sonra şansımı deneyeceğim.

Ø  Yayıncıların doğrudan fuara katılmamasının bundan daha olumsuz bir tarafı daha var. Eğer yukarıdaki imza günleri programına baktıysanız anlamışsınızdır. İmza günlerinin kadrosu çok zayıf. En flaş isimler Savaş Vural, Fisun Önal, Yakup Kepenek ve Cezmi Ersöz. Fena bir okuyucu sayılmam aslında ama belki ben cahilimdir de diğer 100 ismi tanımıyorumdur, olabilir. Yalnız imza günlerinin hep aynı 4-5 yayınevi tarafından düzenlendiğine dikkat edince pek cahilliğime de sığınamıyorum. TÜYAP fuarlarında Nazlı Eray’ı görüp ah buraya da gelse keşke demiştim. Sanıyorum Doğan Kitap fuara katılmadığı için Eray da Ankaralı olmasına rağmen fuarda imza günü düzenlememiş. Görseydim mutlu olacağım başka bir Ankaralı isim de Barış Bıçakçı’ydı. Neyse bu fuarda da hiç imza gününe gitmemek varmış.

Ø  Ankara’nın yeni bir fuar alanına ihtiyacı var. Ben o basık ve koridorlara ayrılmış binanın fuar için ne uygun ne de estetik bir yer olduğunu düşünüyorum. Tamam belki istenen ve gereken modernizasyon hiç yapılmayacak ama kimse binanın bahçesindeki merdivenlerin çatlak ve kırık olduğunu da mı görmüyor? Ya o metro ile bina arasındaki toprak yola ne demeli? En azından bunlara bir el atılabilir.

Ø  Çeşitlilik bahsettiğim gibi “çok satan”ların gölgesinde kalmış biraz ama yine de küçük stantlarda farklı tarzlar (dini, milliyetçi, çocuk, sol, fantezi…) var. Birkaç stantta puzzle ve ufak oyuncaklar da gördüm. ÖSYM sınavları kategorisinden Karacan, Murat ve İhtiyaç’ı bulmak mümkün.

Ø  Bütün bunları okuyunca "Ne yani bu kadar mı kötü, oldu alacak biz hiç gitmeyelim" diyebilirsiniz. Siz yine de gidin. Birkaç güzel stant var mesela: Siyasal Kitabevi, Tan Kitabevi, Phoenix (buralarda farklı, enteresan kitaplar var) ,Can Yayınları (e Can işte), Uykusuz (imza günü 31 Mart'ta diye bir dedikodu var), NTV Yayınları (az öz), Ekinoks (diğer dağıtımcılara göre düzenli ve geniş yelpazeli)

NTV Yayınları'ndan Can Yayınları'na doğru, 23 Mart, Ankara

Alacaklarım:
Venüs’ün Son Gecesi – Nazlı Eray (buldum)
Bizim Büyük Çaresizliğimiz – Barış Bıçakçı (buldum)
100 Soruda Ekonomi El Kitabı - Sadun Aren (bulabilirsem)

İlginç Bulduklarım:
Türlerin Kökeni/Manga-Charles Darwin (Tan Kitabevi standı)
Burası Ankara (Phoenix standı)
Feminizm (Phoenix - bunu alabilirim aslında)
Dinazorlar Atlası (Çocuk kitabıydı ama hangi stantta gördüm unuttum.)

Fuar 1 Nisan'a kadar Atatürk Kültür Merkezi'nde devam edecek. 10.00-20.00 arasında ziyarete açık. Kitap güzel şey, o kadar çok kitabın olduğu bir yer de asla kötü olamıyor. İmkânınız varsa gidin, zevkinize göre bol bol alın. İyi okumalar!


Not: Birkaç 5-B öğrencisi sınıfça çıkardıkları şiir kitabını tanıtmak ve satmak için sırayla herkesi dolaşıyordu. Çok bilmişlerdi ve sesleri çok yüksekti. Bir süre aynı güzergahta dolaşmak zorunda kaldık. Eminim gelişimleri için bu yaptıkları faydalı bir şeydir ama benim çocuklarla aram pek iyi değil. İtici geldiler bana. Benle zaten konuşmuştunuz dedim, hemen inanıp gittiler. 




31 Mart Fuar Ziyareti Notu


Venüs'ün Son Gecesi - Nazlı Eray
Bizim Büyük Çaresizliğimiz - Barış Bıçakçı
Kadın Öykülerinde Ankara - Hazırlayan: Efnan Dervişoğlu
Feminizm - Gisela Notz
Burası Ankara - Kurthan Fişek

Ø  Fuar bugün çok kalabalıktı. Phoenix Yayınları'ndan bir editör, arkadaşımın arkadaşı çıktı. Onunla sohbetimizden geçen seneki fuara göre ilginin fazla olduğunu, geçen sene hiç böyle bir gün yaşanmadığını öğrendim. Yalnız hafta içi bu seneki fuarda da durum bu kadar parlak değilmiş. 

Ø  Her köşede bir yazar vardı. Uykusuz'un imza günü söylentileri doğru çıktı. Üstelik stant bir hayli kalabalıktı. 

Ø  Fuarın sondan önceki günüydü bugün ama indirimlerde pek artış yoktu. Birkaç stantta paradan daha kıymetli olan zamanınıza yazık edebilecek "ucuz" romanlar vardı. 

Ø  Yukarıda *Sel standından nasıl bahsetmemişim bilmiyorum. Takdir edilecek şekilde %30 indirim yapıyorlardı. Oradan "Kadın Öykülerinde Ankara" adlı öykü derlemesini aldım. Ünlü kadın ve Ankaralı yazarların Ankara öyküleri var. Bu kitabın İstanbul, İzmir, Karadeniz, Avrupa ve Doğu versiyonları da bulunuyor. Bu kitabı tespit ederek almamı sağlayan 'panpa'ma teşekkürü borç bilirim :) (Sabitfikir de hediye geldi.)

Ø  Ekinoks standından iki roman aldım: Nazlı Eray'ın son romanı "Venüs'ün Son Gecesi" (Merilyn'in sır dolu ölümüne ilişkin Ankara'dan Los Angeles'e uzanan esrarlı bir arayış...) ve Barış Bıçakçı'nın filme de uyarlanan "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" adlı romanı (orta yaşlı iki dostun ve hayatlarına aniden giren genç kızın öyküsü). İki roman da Ankara'da geçiyor.

Ø  Ankara serim burada son bulmadı. Kurthan Fişek'in Hürriyet-Ankara'da çıkan köşe yazılarının bir derlemesi olan "Burası Ankara"yı da aldım. Bir yazısını yolda okudum bile ve çok eğlendim.

Ø  Aldığım son kitap Gisela Notz - "Feminizm" idi. Düşünce akımları serisinin ilk kitabıymış, kapitalizm, faşizm, sosyalizm gibi diğer -izm'ler yayına hazırlanıyormuş. Bir de neoliberalizm patlatmalarını dilerim. Şöyle David Harvey'nin "A Brief History of Neoliberalism" kitabı ayarında. İstiyorum çünkü neoliberalizmden bahseden çok, böyle tarih veya politika kitapları da var ama "Peki neoliberalizm nedir?" sorusuna verilen doyurucu bir cevap yok. Neyse bu konuyu çok uzattım, belki bir yazı da bunun hakkında yazarım.

Ø  Yordam Yayınları'ndan çıkan ve daha önce Tan standında tespit ettiğim "Türlerin Kökeni" mangası bitmişti. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim.  

Ø  Kısacası Ankara Kitap Fuarı'ndan Ankaralı kitaplar aldım ve günün hasılasından çok memnunum. Elimdeki kitaplar bitse de bir an önce bunlara başlasam...




5 Haziran 2009 Cuma

BEYPAZARI'nda olmak...


Ne zaman gittik,
gezdik, gördük : 4 Nisan 2009

Ankara'ya 1 saat uzaklıkta olan Beypazarı, adımınızı attığınız anda dar sokakları ve tarihi konakları ile içinizi ısıtıyor...
Oraya gidene kadar daha önce duymadığım bir yerdi, Beypazarı. Ankara'dan akşam yemeği yemek için yola çıktığımız ve bu kararı verirken bu kadar memnun kalacağımızı bilmediğimiz bir yerdi ayrıca. Ama ne yazık ki akşam üzeri gittiğimiz için, o güzel ve daracık sokaklardan gün ışığında geçemedik.
E o zaman bizi büyüleyen neydi?
Bizi büyüleyen ilk olarak, kurtlar gibi a
çken derdimize deva olan o güzel Müjgan Abla'nın tarhana çorbası, Taş Mektep'te yediğimiz Beypazarı güveci ve dolması, sonra ise karanlıkta ilerlerken tesadüfen rastladığımız Yaşayan Müze... Ve unutmadan Yaşayan Müze'nin kurucularından dinlediğimiz kadarıyla sıcacık, geleneklerine bağlı ve bu yönleriyle kendilerine hayran bıraktıran Beypazarı halkı...


YAZININ DEVAMINI okumak icin TIK TIK TIK»