14 Ekim 2014 Salı

Venedik Notları...

                         
Bir önceki yazıda da bahsettiğim gibi İtalya - Fransa maceramızın özellikle İtalya ayağı biraz maceralı geçti. Şanssızlıklar daha Türkiye'den adımımızı atmadan havaalanında başladı. Oniki'de kalkacak olan uçağımız İtalya'da ki grev sebebiyle saat dörtte havalanabildi. Uçuş süresi, pasaport işlemleri, Bologna - Venedik arası yolculuk vs. derken  biz daha ilk günü heba etmiş olduk. Böylelikle ilk gün Venedikte geçireceğimiz süre ertesi güne kaydı ve Verona turu iptal oldu.

Venedik

Açıkçası Venedikte kalacağımız otel (daha doğrusu Venedik'e yaklaşık 40 km. uzaklıkta) Radisson Blu diye çok sevinmiştim. Yolculuk öncesi ve yolculuk sırasında çektiğimiz yorgunluğu keyifle atarız diye düşünmüştüm. Fakat, Radisson'un olduğu oteller bölgesine gittiğimizde otelin başka bir yer olduğu ortaya çıktı (hala da hangi otel olduğundan emin değilim. Her eşyanın üzerinde farklı isim yazıyordu odada). Odalar çok da kötü olmamakla beraber (eskimiş eşya kokusunun yanı sıra temiz görünüyordu) banyoda sabun-şampuan diye minicik iki poşet dışında hiçbir şey yoktu ve banyo o bölgenin çok yeşil ve termal olmasından sanırım yüzlerce minik sinekle doluydu. (fotoğraflarını daha sonra oteller kısmında paylaşacağım). Her neyse sabah kahvaltının ardından otobüsle Venediğe doğru yola koyulduk. Otobüsü park alanında bırakıp, İtalya'da her şehre girişte ödenen şehir vergisini ödedik ve Venedikte ulaşımı sağlayan vaporettolarla yola çıktık. (Otobüslerin park edildiği alanda bolca hintli, bangladeşli satıcı var ve çoğunluğu türkçe biliyor. Venedik pahalı gelirse hediyelik eşya alışverişlerinizi dönüşte uygun fiyatlara buradan yapabilirsiniz). Turun büyük kısmı rehberimizle beraber gezmeyi ve gondola binmeyi tercih etti ama eşimle biz verilen kısacık zamanı kendimiz değerlendirmek istedik ve San Marco meydanında bir kahve içtikten sonra ara sokaklara attık kendimizi. İlk önce bilmeyenler için Venedik ve San Marco meydanı hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra geçirdiğimiz kısa günü anlatmaya başlayacağım...




Venedik kanallarla birbirinden ayrılmış ve köprülerle bağlanan toplam 118 ada, 177 kanal ve 420 köprüden oluşan bir şehir. 13. ve 17. yüzyıllar arasında ticaret ve sanatın beşiği olan bu şehir özellikle de Rönesans döneminde birçok sanatsal harekete ev sahipliği yapmış. Günümüzde ise Unesco dünya mirası listesinde yer alıyor ve binalarda izinsiz en küçük bir değişiklik yapmak bile yasak. Venedikte binaların kapıları çoğunlukla kanallara açılıyor ve her evin önünde ulaşımı sağlamak için kendi küçük teknesi bağlı. Şehirde ulaşım gondol, vaporetto ve küçük teknelerle sağlanıyor.
Şehir batma tehlikesinde olduğu için herşey sıkı kontrol altında yapılıyor. Bizdeki yollar gibi teknelerin gittiği yollar var ve yönler suya dikilen kazıklarla belirlenmiş herkes de buna uymak zorunda. Büyük kanal (Canal Grande) 4 km uzunluğu ve 30 - 70 metre eninde olan Venediğin en büyük kanalı ve bir S çizerek Venedik'in neredeyse büyük bir kısmını kaplıyor.

Venedik'te görülecek yerler:



San Marco Bazilikası (İstanbul'dan getirilen atlar)


San Marco meydanı sanırım dünyadaki en güzel meydanlardan biri. Adını içinde bulunan San Marco bazilikasından alan, geçmiş zamanlarda Venedik'in en önemli yerlerinden biri olan meydan günümüzde turistlerin en kalabalık olduğu noktalardan biri. Bunun en önemli sebeplerinden biri de etrafında gezilecek birçok müze olması. Meydana gittiğinizde size önerim ayağınızda su geçirmeyen bir ayakkabı olması çünkü her an sular yükselebilir ve sırıl sıklam olabilirsiniz (fotoğraflardan birinde meydanı sular basmaya başlarken görebilirsiniz. Meydandaki kafelerin garsonları yağmur çizmesi giyiyordu). Ayrıca meydanda bulunan ve kuruluş tarihi 1700'lü yıllara uzanan Caffe Florian'da birşeyler yiyip, espresso içmenizi öneririm. Ortam kesinlikle çok keyifliydi. (Bir de canlı müziğe denk gelirseniz muhteşem!) http://www.caffeflorian.com


San Marco'nun güvercinlerinin ise şöyle bir hikayesi var:
Ticaret için kıbrıstan gelen bir tüccar hediye olarak güvercinler getiriyor Venedik dükünün karısına. Bir süre sonra sayıları artıyor ve Venedik'in simgelerinden biri oluyorlar…


San Marco meydanını sular basmaya başladı...

San Marco Bazilikası'nı maalesef zaman darlığından dolayı gezemesek de bir sonraki seyahatimizde mutlaka gidilmesi gereken yerler hanemize yazdık. Bu bazilika zamanında bitişiğinde bulunan Dükler Sarayına ait olarak kullanılmış. 1800'lü yıllarda incilin dört yazarından biri olan Aziz Marco'nun kemiklerini korumak adına Bizans tarzında yapılmış. Rönesans döneminde yapılan değişiklik ve eklemelerle günümüzdeki şekline kavuşmuş. Bazilika'nın girişinde çok kuyruk olduğu için internetten rezerve bilet alıp, sıra beklemeden girme şansınız da var. (Bu arada Dan Brown'un son romanı Cehennem'de de bahsettiği ve haçlı seferleri sırasında Constantinapolis (İstanbul) den getirilen dört at bazilikanın ön cephesini tüm haşmetiyle süslüyor.) 

Dükler Sarayı San Marco meydanında bulunan ve geçmiş dönemlerde Venedik dükleri tarafından konsey, mahkeme salonu ve konut olarak kullanılmış olan bir yapı. Günümüzde ise müze olarak kullanılıyor. Dükler sarayı 1603 tarihinde yapılmış olan aşağıda da fotoğrafını göreceğiniz ünlü  "Ah'lar köprüsü, İç çekiş köprüsü, son nefes köprüsü" olarak adlandırılan bir köprü ile hapishane olarak kullanılmış bir binaya bağlanıyor. Bu köprünün neden bu ismi aldığına gelince; köprüde bulunan pencereler idam mahkumu alanların infaz edilmeye giderken dünyaya son kez baktığı yerlermiş. Ne kadar acı ! (Bu arada bizdeki müze kart gibi bir kart var venedikte - ve diğer şehirlerde- bu karttan alırsanız venedikte bulunan neredeyse tüm müze ve kiliselere indirimli olarak girebilirsiniz. Bu kartı gitmeden önce internet üzerinden de alabilirsiniz).


http://www.veneziaunica.it/en/ecommerce/products/pack/venice_citypass adresinden müze kartı inceleyebilirsiniz.



Ah'lar Köprüsü

Venedik tabiki bu kadar gezmekle bitmez bizim gibi tur peşinde koşmayacaksanız Murano ve Burano adalarına gidip meşhur Murano camlarından ve Burano dantellerinden alabilir, Rialto köprüsünden gondolların geçişini izleyebilir, diğer müze ve kiliseleri doyasıya gezebilirsiniz. Biz ise vakitsizlikten dolayı ara sokaklara dalıp etrafa bakınmakla yetindik ne yazık ki. Neyse bir dahakine kısmet... (Bu arada Venedik ünlü besteci Vivaldi'nin memleketi ve her yıl eylül ayında Vivaldi festivali düzenleniyor. Seneye o aylarda giderseniz aklınızda bulunsun. Güzel bir konser dinlemek isteyenler olabilir…)
Venedik'in simgesi olan gondollorın hikayesi ise şöyle;
Gondollar geçmiş yıllarda çöp taşımak, hasta taşımak ve itfaiye aracı olarak kullanılmış günümüzde ise şehir içinde ulaşım ve turistleri gezdirmek için kullanılıyor. Şu anda Venedikte 400 - 450 kadar gondol var ve yapımları katı kurallarla belirlenmiş. Enleri ve boyları santimi santimine belli. Ayrıca asimetrik olarak yapılıyorlar. Bunun sebebi ise ayakta yolculuk eden gondolcunun dengesini korumak. Gondolculuk ise babadan oğula geçen bir meslek. Gondollar oldukça pahalılar fiyatları 30 bin euro'dan başlayıp 80 bine kadar çıkıyor. Siyah olmalarının sebebi ise ünlü veba salgınına dayanıyor. Salgın sırasında cesetler gondollarla taşındığı için yas rengi olan siyaha boyanıyor...

Osmanlı - Venedik ilişkileri ise enteresan. Osmanlı döneminde Venedik ile sıkı ticari bağlantılarımız varmış (Muhteşem Yüzyıl izleyenler anımsayacaktır). Hatta ticaret için gelen çoğu tüccarlar kadınmış ve göz bebeklerini büyütüp, karşılarındaki erkekleri etkilemek ve daha çok satış yapabilmek için gözlerine bizde "güzelavrat otu" onlarda ise "bella donna" denilen bir bitkinin sıvısını damlatırlarmış. Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalarda göz bebeği büyük olanlara karşı cinsin farklı tepkiler verip, etkilendiği de saptanmış.

Venedik'ten ne alınır

Venedik denince akla ilk olarak karnaval maskeleri ve cam işleri geliyor doğal olarak. Karnaval maskeleri birçok dükkanda bulunuyor. Aklınızda olsun özellikle San Marco meydanında bulunan dükkanlarda pazarlık ederek 100 euro'luk maskeyi 30'a alabilirsiniz. (Ben sadece bakmaya girsem de dükkana satıcı kadın ısrarla rakamı indirmeye devam etti).

 



Cam işleri konusunda ise gerçek Murano işi ile çin yapımı camları ayırt etmeye çalışmak biraz can sıkıyor. Çoğu dükkanda gerçek murano satılır yazsa da tam emin olamıyor insan. Ara sokaklarda daha tarz dükkanlarda gerçekliğinden emin olabileceğiniz ve kaliteli işlerde bulunuyor ama çok pahalılar. Bunların dışında Venedikte mercandan yapılma takılar da çok gözde. Klasik hediyelik olan magnetlerin yanı sıra gondolcu şapkaları, çizgili gondolcu T-shirtleri ve dantel şemsiyeler de alınabilecek eşyalar arasında. Bu arada Venedikte oldukça çok işportacı diyebileceğimiz satıcı var. Çoğunlukla ünlü markaların taklit çantalarını satıyorlar. 40 - 45 euro arası fiyatla başlayıp pazarlıkla 15 euro'ya kadar iniyorlar. Ama çanta almak isterseniz tavsiyem İtalya'nın neredeyse her şehrinde mağazası olan Carpisa isimli mağazadan çok uygun fiyatlara güzel çantalar alabilirsiniz yada gitme fırsatınız olursa Floransa deri işleri ile ünlü olduğu için orada bulunan deri pazarından çanta, cüzdan alışverişi yapabilirsiniz. Roma'ya giderseniz outlerde de ünlü markaların ürünlerine uygun fiyatlarla sahip olabilirsiniz (daha sonra onları da yazacağım).

Venedik maskeleriyle ilgili ufak bir bilgi: Ne kadar renkli, süslü, büyüleyici gözüküyorlar değil mi? Varsayımlardan birine göre Avrupayı kasıp kavuran ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olan büyük veba salgını bu maskelerin çıkış noktasıymış. Veba salgını sırasında insanlar vücutlarındaki yaraları, hastalık izlerini gizlemek ve kokuulardan korunmak için takmışlar bu maskeleri. Maskeler daha sonra zengin-fakir sınıf farkını bir nebze olsun ortadan kaldırmak için etkinliklerde takılmaya başlanmış. Maskelerin Bauta, Moretto, Columbino, Larva isimli  çeşitleri var.  Her ne kadar artık çoğu yerde fabrikasyon çin malı maskeler satılsa da maskelerin asıl makbul olanları el yapımı cam, deri, porselen vs. gibi malzemelerden yapılanları. Bunların fiyatı ise neredeyse 100 eu'dan başlıyor. (Ünlü Venedik karnavalı her sene şubat ayında düzenleniyor).

Ana sayfada bulunan İnstagram adresimden Venedik ve daha bir çok gezi fotoğrafına da detaylı olarak ulaşabilirsiniz...


13 Ekim 2014 Pazartesi

Avea 3G Jet Modem Bağlanmama Sorununa Çözüm



Avea 3G Modem Çalışmıyor Diyenlere Çözüm Yolu

Avea 3G Jet modemlerinin büyük bir kısmı Çinli üretici ZTE Mobile‘ın logosunu taşıyor. Bu çözüm yolunda ZTE modelleri için yaşanan aksaklıkları gidermek için bir kaç değişiklikte bulunacağız. Başlayalım…


Adımlar


Avea Jet Modem önyüklü uygulamasını kaldırın.






Görüldüğü üzere “Bağlandı Avea Internet“ yazmasına karşın aslında ortada bir

12 Ekim 2014 Pazar

Kadıköy Belediyesi ve Murat Ertürk Hoca'dan müthiş hizmet!

Hafif kilo alsanız ne yaparsınız?

Hemen diyete başlarsınız, diyet yetmez biraz da spor yapmak lazım dersiniz değil mi? Maddi imkanlarınızı zorlarsınız; evinizin yakınlarındaki pilates, yoga, kardiyo, zumba...vs. gibi kursları araştırır, artık ne canınız çekiyorsa ona başlar, kendinizi iyi hissedene kadar egzersiz yaparsınız. Sonra da Facebook sayfanızda “öncesi-sonrası” diye nitelendirdiğiniz fotoğraflarınızı paylaşarak dosta düşmana nasıl zayıflayıp forma girdiğinizi anlatırsınız. İşin en eğlenceli kısmı da burasıdır aslında; başarı duygusunun verdiği tatmin, paylaşıldığında daha da katlanan başarı duygusu..

Belediyenin engelliler için  yaptığı pırıl pırıl salon..




Diyelim ki salon sporlarına gidecek vaktiniz ya da paranız yok, o zaman da geçirirsiniz spor ayakkabılarınızı ayağınıza, yürürsünüz, koşarsınız, bisiklete binersiniz, elbette yapacak bir şey bulursunuz. Olmadı açarsınız Youtube videolarını, başlarsınız evinizde egzersiz yapmaya..

Eğer bütün bu saydıklarımın hiçbirini yapmıyorsanız da o sizin ayıbınız ne diyebilirim ki ben sizin bu tembelliğinize! Belki yazının sonunda tembeliğinizden utanadabilirsiniz o ayrı konu..



Şimdi kendinizi unutun. Tekerlekli sandalyede olduğunuzu, ya da ortopedik başka bir engelinizin olduğunu düşünün; hafif kilo aldınız ve sağlığınız için spor yapmanız lazım, ne yaparsınız?

Maddi imkanlarınız varsa özel hoca tutarsınız, evde egzersiz yaparsınız. Peki maddi imkanlarınız yoksa ne yaparsınız?

Murat Ertürk ve güler yüzlü ekibi iş başında!

İşte tam da bu noktada sosyal devlet anlayışını benimsemiş modern belediyeler ve de gönüllü güzel insanlar devreye giriyor. Kadıköy Belediyesi Engelli Merkezi örnek bir belediyecilik anlayışına, bütün ekibiyle birlikte engellilere pilates dersi veren Türkiye Master Trainer Murat Ertürk de bu güzel insanlara verilecek güzel örnekler. Keşke bütün belediyelerin aynı hizmeti verdiğini söyleyebilseydim burada, keşke spor eğitmenlerinin hepsinin engellilere Murat hoca ve ekibi gibi yaklaştığını müjdeleseydim...

Spor yapmak mutluluktur!

Olsun, bu yazıyı belki birileri okur, belki birileri ilham alır, belki onlar da uygular diye umut ediyorum. Siz anlıyorsunuz benim ne demek istediğimi ve biliyorum ki bu önemli konunun duyurulmasında, gündeme getirilmesinde hepiniz birer gönüllü elçiler olacaksınız.

Evet olaya dönelim tekrar:

Hayatlarında belki de ilk kez spor yapma şansını yakalayan engelli grupları,Murat Ertürk ve ekibindeki güler yüzlü eğitmenler eşliğinde kendilerini Kadıköy Engelli Merkezi'nde haftada bir kez mutlu hissediyorlar. Üstelik ilk kez Kadıköy Belediyesi'nde uygulamaya konulan, (başka örneği sanırım yok) engelli taksi ile kursiyerler her cumartesi Haldun Taner Tiyatrosu'nun önünden saat 13:30'da ücretsiz olarak alınıyor ve kurs bitiminde yine aynı araç ile aynı noktaya bırakılıyorlar. Bu bence müthiş bir hizmet, emeği geçen herkesi içtenlikle ayrı ayrı tebrik etmek istiyorum.


Belki çok etkilenmediniz bu haberden,  engelli bir insanın hayatında ilk defa eline top alıp havaya atmasındaki coşkuyu, engelli bir insanın hayatında ilk defa spor yapma mutluluğunu hissetmeniz çok da kolay değil zaten. Ama deneyin, hayal edin, empati kurun, hemhâl olmaya çalışın; belki o zaman bu olayın önemini daha iyi anlayacaksınız..



Üç grupta yapılıyor çalışmalar,

-Bedensel engelliler için pilates ve esneklik çalışmaları.
-Görme engelliler için kinestetik duyu beceri egzersizleri.
-Zihinsel engelliler için de bilişsel gelişim eğitimleri.


Belki bu yazıyı okuyan siz, İstanbul'da oturan bir engellisiniz; belki yakınlarınız, belki komşularınız engelli. Duyurun, paylaşın, bu şahane etkinlikten ihtiyacı olanlar faydalansınlar, sonra da Facebook sayfalarında belki de hayatlarında ilk kez şöyle bir paylaşım yapsınlar: 







Kayıt ve başvuru için (0216) 337 21 21 numaralı hattı kullanabilir veya merkezi ziyaret edebilirsiniz.


Kadıköy Belediyesi Engelli Merkezi:
Koşuyolu Caddesi Mahmut Yesari Sok. No: 84



Mutlu olmak herkesin hakkı ( slogan gibi oldu)


Sevgiyle...



10 Ekim 2014 Cuma

Gölgelerin gücü adına!

Bir iç ritim tutturmuş kendi halimde takılıyordum. Kitabımı okuyor, politikacıların o kara yüzlerini gördüğümde tv izliyorsam kanalı değiştiriyor, internette isem sayfayı kapatıyor, gazeteleri de sadece hafta sonlarında okuyordum. Günlük hayatın kaotik haberleri konusunda azıcık cahil kalıyordum gerçi ama, böyle bir arınmaya ihtiyacım vardı gerçekten de. Yakın zamanlarda yaşadığımız kavgalı gürültülü politik süreçlerden sonra ruhumu dinlendirmeliydim normale dönmek için...

Keyfim de yerindeydi hem, mahalledeki ve semtteki sanatsal faaliyetleri takip etmeye başlamıştım.Tek derdim, bu seneki tiyatro sezonunu kaçırmamak, yeni filmlerden mutlaka izlemek, ayda en az iki kitap bitirmek, bloga daha çok yazı yazmaktı. Hatta abartmış, mümkünse ünlü bir yazarın verdiği “yaratıcı yazarlık kursu” bulup katılmayı bile düşünmeye başlamıştım. Yani işte büyük şehirde yaşayıp da kendi çapında “entel takılan” herkes gibi ben de bir şeyler yapma derdindeydim, kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi...




Ben tam böyle bir döngünün içine girmiş mutlu mesut yaşamımı sürdürürken yine çıktılar sahneye!

Bu sefer dehşet saçarak geldiler hem! Sanki insan değildiler; elleri, kolları, beyinleri, yürekleri her yerleri kana bulanmıştı. Doymamışlardı lakin, sağa sola saldırmaya başlamışlardı. Gerilim filmlerinde dünyayı istila eden yaratıklar olur ya, aynı onlar gibiydiler işte! Sivri dişleri, korkunç gözleri, dev cüsseleri, yeşile çalan ten renkleri yoktu ama türlü türü silahları vardı. “İktidar hırsı” denilen zehirli iksiri içmişler, bu iksir gözlerini döndürmüş, önlerine geleni yakıp yıkıyorlardı, daha da kötüsü acımasızca öldürüyorlardı...



Kimdi bunlar, amaçları neydi?


Hiç önemi yoktu gerçekten de kim olduklarının. Hepsi ucubeydi, kimi dini bahane ederek, kimi etnisiteyi bahane ederek, kimi felsefe teorilerini bahane ederek, kimi tarihi saptırarak, kimi ise ağlak hikayeler uydurarak kendilerini savunmaya çalışıyorlardı.Oysa hepsi aynıydı gözümde. Paraya ve güce tapan, egolarının sivriliğinden neredeyse gökleri delecek kadar megalomanlığa bulaşmış, psikiyatrist incelemesine tabi olsalar hepsinin beyinlerinde ağır kimyasal hasarlar tespit edilmesi muhtemel, insan görünümlü ama kalpleri olmadığı için insanla alakası olmayan yaratıklardı.
...................................




Di”li geçmiş zamanla anlatmaya devam etmeyi ne kadar çok isterdim bir bilseniz! 

Ama işte bu gözü dönmüş canavarlar şu an her yerdeler maalesef. Yaşamımızı gasp etmeye çalışı(yor)lar ellerindeki o demirden silahları, ruhlarındaki kirlenmişlik ile. Yuttukları “iktidar hırsı” zehri midelerinde sindirilmeye başlandıkça oluşan iğrenç köpükler ağızlarından burunlarından saçılıyor etraflarına.. Ağır ve kekremsi bir koku bırakıyorlar arkalarında.

Bense şimdiden mis kokulu sabunlar, deterjanlar stokluyorum eve, gittiklerinde pislik kalıntılarını böyle arındıracağım!

İstedikleri kadar ürkünç olsunlar, istedikleri kadar koksunlar, istedikleri kadar kokuşsunlar hiç önemli değil gerçekten de! Dedim ya mis kokulu sabunlar stokluyorum evimde, gittiklerinde her yeri köpük köpük yıkayacağım! 
O saf, o tertemiz, o bembeyaz köpüklü umutlarım hiç tükenmiyor.

Evet ruhumdaki iyimserliği yok etmelerine izin vermeyeceğim, siz de izin vermeyin! Onlara benzemeyeceğim asla, siz de benzemeyin!

Bütün kötüler yok olmaya mahkumdur, hatta o kötüler kendi kendilerini yok ederler hep, bu sefer de öyle olacak. İçtikleri o zehirli iksir, her geçen gün kendi sonlarına yaklaştırıyor bu canavarları. Filmde tempo hızlandı, her yer toz duman, 5 dakika mola bile yok..!

Varsın olmasın, işte sesleniyorum taa derinden!

Gölgelerin gücü adınaaa, güüüüüçççç bende artıkk!


9 Ekim 2014 Perşembe

Amatör Gezgin'in İtalya - Fransa notları: Harika yerler ve başımıza gelenler...

Aslında İtalya'dan önce Gürcistana gitmiştim ama İtalya daha detaylı olduğu için unutmadan önce yazmam daha iyi olur diye düşündüm.

Evet yazacak, paylaşacak çok şey var nereden başlayacağımı bilemesem de. Her halde bu seyahat planımızı nasıl yaptığımızla ilgili başlasam daha iyi olacak. Eşimle bu yaz Kıbrıs ve Gürcistan gezimizin ardından (onları da daha sonra yazacağım) İtalya'ya gitmeye karar verdik. Eşim iş gereği sık sık İtalya'ya gittiği ve iyi bildiği için planımız ilk aşamada uçakla belli bir noktaya gidip oradan araba kiralayıp istediğimiz gün, istediğimiz şehirde kalmaktı. Fakat bu sıralarda ben gazetede bir tur ilanı gördüm (Fransa ve Monako dahil olan büyük İtalya turu) ve turla gidersek daha çok yer göreceğiz diye ısrar ettim ve eşim de mecburen kabul etti. Ve hayatımızın - daha doğrusu hayatımın demek lazım eşimin de benim yüzümden burnundan geldi- hatasını yaptık...
Neden hata dediğimi şöyle açıklayayım:
Biz daha önce yaptığımız bütün seyahatlerimizi kendimiz planladık (otel, havayolu şirketi, araba, vs.) ve son derece keyif aldık. Daha önce yurtdışında bir tur deneyimimiz olmadığı için de nelerle karşılaşacağımızı bilemedik. (Birazdan yazacaklarım yabancı dil bilip gittiği yerlerde kendi başına gezebilecek, maddi durumu tek başına program yapabilecek ve aşağıdaki gibi durumlara katlanamam diyebileceklere sanırım daha çok uygun. Bu arada neden 45 kişi olduğumuza gelince; aynı tarihlerde tur düzenleyen firmalar tek rehber eşliğinde bir araya geliyormuş. Mesela bizim turda yanlış hatırlamıyorsam 3 yada 4 tur şirketinden gelenler vardı).


Şöyleki;
- İyi otellerde kalmak istiyorsanız turla gitmeyin (otel maceralarımızı ilerleyen günlerde yazacağım. Size verilen isimler süper olsa da ilk baktığınızda tur son bir kararla değişiklik yapabiliyor)
- Bizim gibi detaylı müze, çarşı-pazar gezmeyi sevenlerdenseniz tur asla size göre değil verilen bir saatlik boş zamanlar yetmiyor hiçbir şeye
- Yarısı sizden yaşça çok küçük balayı çiftleri (tabi herkes aynı değil, çok tatlı bir çiftle de tanıştık burada) ve kalan yarısı da yaşça çok büyük ve her dakika bir şeylere söylenen her kafadan bir ses çıktığı hiç tanımadığınız 45 kişiyle takılmak istemiyorsanız turu boşverin
- Lezzet tutkunuyum kaliteli bir yerde oturup bir kadeh şarapla aheste aheste akşam yemeğimi yerim, sabah da kral gibi kahvaltı ederim diyorsanız yine turu boşverin (bu arada gittiğimiz tur firmasının adını yazıp yazmamakta kararsızım ama uyduruk bir firma da değildi. İlk programa sadık kalsak ekstralarla beraber verdiğimiz aynı rakamlara çıkar, en azından da keyif alırdık)
- 15 - 20 yıllık otobüslerle bacaklarınız uyuşana kadar "ankara'nın bağları" eşliğinde saatlerce yol gitmem diyorsanız turdan uzak durun (Sevgili bir kısım tur arkadaşlarımızın yoğun istekleri sonucu otobüste bu ve başka enteresan şarkılar çalındı ve alkışlar eşliğinde italya yollarını arşınladık.  Ve bence korkunçtu...)
- Kısacık serbest zamanları geç kalanları beklemekle geçirmek istemiyorsanız yada kaybolanları aramak için sürü gibi gezmek istemiyorsanız turu boşverin (Rehberimiz sevgili Burak'ın tüm bizi bir arada tutma çabalarına ve uyarılarına rağmen Roma'da öyle birşey yaşadık).
- Aklınızda bulunsun gazetelere bakıp aaa 300 euro vs. iyiymiş bak bu dediğiniz turlarda ekstra gezileride katınca işin içine (ve oraya, buraya giriş ücretlerini) rakam en az iki katına çıkıyor. Ekstralara katılmam diyebilirsiniz ama çoğunlukla şehire uzak otellerde kalındığı için yapabilecek fazla aktivite olmuyor. Fiyata sadece sabah kahvaltısı dahil olduğu için öğle ve akşam yemekleri, alışveriş vs. de girince işin içine astarı yüzünden pahalıya geliyor. (gerçi turda ekstralara katılmayanlar oldu, yemek işini de birazdan okuyacağınız gibi halledenler de oldu. Suya para vermemek için çoğu insan sularını da tuvaletlerden doldurdu ama düşününce bu hiç bana göre değil. Aranızda benim ukalalık yaptığımı düşünenler yada kimse çok para harcamak zorunda değil diyenler de çıkabilir herşeye tamam da tuvaletlerden içme suyu doldurmak da olmaz ama...)
- Ve en önemli madde asla ama asla "ay biz çok iyi arkadaşlarız, birbirimizi çok seviyoruz, anlaşıyoruz" diye kimseyi peşinize takma gafletinde bulunmayın. Sonra ilk günden abuk sabuk bir meseleye bozulur ve bütün tatili surat asıp, laf sokma çabalarıyla zehir edebilirler. Ne demişler ya tatilde, ya içki masasında, yada alışverişte tanırsın "arkadaşını" .

Bu arada her turda olacak diye bir şey yok ama otobüste yemek yenmesi yasak olduğu halde (şoförler otobüsleri tur sonuna kadar temizlemiyorlar) Türkiyeden getirilen konserve vs. benzeri yiyeceklerin ve orada alınan malzemelerle yapılan salataların (evet otobüste bildiğiniz soğanlı vs. salata yaptılar) yenmesi beni rahatsız etti. (Sonuçta özellikle arka ve orta tarafları kötü bir koku sarıyor). Eşim her ne kadar yaşlı insanlar dışarıda herşeyi yiyemiyorlar gibi mazeretler bulmaya çalışsa da buna saygı gereği o yiyecekler otobüsten indiğimiz yerlerde de yenebilirdi...



Bu arada turun iyi yönleri de vardı tabi.
Rehberimiz Burak son derece keyifli ve işini seven bir rehberdi. Her kafadan çıkan bütün sorunları, söylenmeleri gayet ustalıkla idare etti. Gezdiğimiz yerlerde aklımızda daha iyi kalması için bazı yerleri popüler kültürle harmanlayıp sundu bize (sonraki yazılarda bunlardan örnekler vereceğim. Rehberimiz Burak'ı tanıtan kısa bir yazı da yazacağım. Allah ona kolaylık versin hakikaten çok zor işmiş).
Turla gezdiğimiz birçok yer içinde bir daha nereye gidip nereye gitmeyeceğimizi öğrenmiş olduk. (Monako'ya bir daha gitmem mesela ama Floransa-Roma-Venedik gibi birkaç kere gidilmesi allahın emri olan yerler dışında Pompeii ve birkaç yerin daha mutlaka detaylı gezilmesi gerekiyor)
Turun en iyi tarafı ise bize bir daha asla turla ve başkalarıyla (bu herkes için geçerli değil) tatile çıkmamamızı öğretmesi oldu...

Bir sonraki yazıda başlıyoruz güzel İtalya gezimize...

7 Ekim 2014 Salı

Yazmadım bayram yazısı!

Evet yazmadım, bayramla ilgili özel bir yazı yazmadım, yazasım gelmedi ne yalan söyleyeyim!

Ne yazacaktım ki, çocukluğumun bayramlarının coşkusunu mu, gittikçe bu coşkunun hayatımdan çıkmasını mı, cep telefonuma gelen kopyala-yapıştır olduğu belli, samimiyetsiz bayram mesajlarını mı, bayramda gezdiklerini, yediklerini, içtiklerini sosyal medyadan -hayatları çok mutluymuşcasına- paylaşıp, resimlere baktıkça kendilerini de kandıran modern insanların sanal zavallılıklarını mı, toplum olarak hiçbir ilerleme kaydedemediğimizin kanıtı olan sokaklardan hayvan kesme manzaralarını mı, hamburger yerken bir şey demeyip de konu kurban kesmek olunca hayvan hakları sözcüsü geçinen, kendileriyle çelişkili insancıkları mı, sahi neyi yazacaktım ki!




Yazmadım, bayramla ilgili bir şey yazmadım, bu yazı bayram yazısı sayılmaz hem..

Bayramlarını kutlamam gerektiğini düşündüğüm aile büyüklerine telefon etmek için bile kendimi çok zorladım itiraf edeyim. Ben böyle zoraki şeyler yapmayı zaten hiç sevmiyorum. Mesela ayıp olur diye bir düğüne katılmak zorunda olmak, orada zoraki eğleniyormuş gibi bulunmak, uzun süre aramadığım insanlara bayram diye telefon etmek zorunda kalmak, “bayramınız kutlu olsun” dedikten sonra ortaya çıkan, “konuşacak bir şey bulamamanın” getirdiği, insana çok uzunmuş gibi gelen o boşluk, o kısa boşlukta aslında ne kadar çok mesafenin varlığını hissetmek...

Yazmadım bayram yazısı, evet belki de gülmek, eğlenmek için geldiniz bugün buraya, ama dedim ya işte, yazmadım bayram yazısı, dağılabilirsiniz istiyorsanız...

Bayram yazısı da neymiş ki zaten!



2 Ekim 2014 Perşembe

Volkswagen Ticari Araç'ın yeni web sitesi göz hareketlerini takip ediyor

Dijital platformdaki yenilikçi yaklaşımı ve sosyal medya kullanımına getirdiği farklılıklarla öne çıkan Volkswagen Ticari Araç’ın yeni web sitesi açıldı.
Tasarımı ve işlevselliği ile fark yaratan web sitesi, göz hareketleriyle kumanda edilebiliyor. 
Volkswagen Ticari Araç’ın yeni web sitesi, birçok teknolojik özelliği barındırıyor. Sitedeki en dikkat çeken yeniliklerden biri model seçme ekranının göz ile kumanda edilebilmesi.  Web sitesi kullanıcıları, bilgisayarın kamerasını kullanarak göz hareketleriyle sayfayı kumada edebiliyor. Bu sayede ihtiyaçlarına göre, kendilerine uygun modeli ister manuel ister göz hareketleriyle seçebiliyor.
Bu sıra dışı teknoloji, site içinde yer alan Amarok sayfasındaki mikrosite ekranında da kullanılabiliyor. Bu ekranda kum, toprak, asfalt, taş parkur seçeneklerinde Amarok ile sanal bir sürüş deneyimi yaşanıyor.
Interaktif ana sayfa
Web sitesini açar açmaz kullanıcının dikkatini çeken interaktif ana sayfa, fare ile etkileşime geçerek ana sayfadaki görseli hareketlendiriyor. Kullanıcılara farklı bir deneyim sunan etkileşimli yapısı sayesinde, sitede kalma süresinin artırılması hedefleniyor.
Yeni Parallax tasarım 
Değişen kullanıcı alışkanlıkları doğrultusunda tasarlanan yeni web sitesinde, akıllı telefonlarda ve tabletlerde kullanılan deneyim masaüstüne taşınıyor. Dijital dünyaya yeni iOS8 ve Windows sürümüyle giren basit ve sade tasarım, Parallax teknolojisiyle Volkswagen Ticari Araç web sitesinde buluşuyor.
Akıllı cihazlarla kullanıcıların hayatına giren ve yukarı-aşağı hareketlerle sayfada gezebilmeyi sağlayan Parallax tasarım sayesinde, her model mikro site mantığıyla ayrışıyor.
Tüm cihazlarda uyumlu
Dijital çağın getirdiği çok ekranlı yaşama uyum sağlayabilen HTML5 formatında hazırlanan yeni web sitesi, mobil cihazların yanı sıra, tabletlerde de sorunsuz çalışıyor.
Volkswagen Doğuş Finans (VDF) kredi hesaplama imkanı
Sitede sunulan bir başka yenilik ise, VDF sitesiyle entegre olarak çalışan ‘Kredi Hesaplama Ekranı’. Entegre sistem sayesinde kullanıcılar, seçtikleri model için azami ne kadar kredi gerektiği, ödeme planları, faizler gibi birçok bilgiye sahip olabiliyor. Aynı zamanda kredi için ön başvuru yapabiliyor.
Model seçimini kolaylaştıran yenilikler
Kararsız kullanıcıların beş modele kadar kıyaslama yapabileceği “dinamik model karşılaştırma ekranı” kullanıma sunulan yenilikler arasında yer alıyor. Bu özelliğe göre modeller arasında farklılık gösteren donanımlar, listenin en altında farklı renkle sıralanıyor.
Ayrıca yeni “detaylı model filtre ekranı”, kullanıcıların ihtiyaçları doğrultusunda kendilerine uygun modeli kolayca seçmelerine imkân sağlıyor.
Bu özellikler sayesinde kullanıcıların karar verme sürecinin kısalması amaçlanıyor.
Kullanıcı taleplerine cevap veren web sitesi
Web sitesinde kullanılan teknoloji, kullanıcıların araştırdıkları modeli fark ederek, ekrana ilgilendiği model bazında özel bir bilgi formu çıkarıyor. Kullanıcı ekrana gelen formu doldurduğu takdirde, kendisinin belirleyeceği yetkili satıcı tarafından aranıyor ve test sürüşüne davet ediliyor. Bu sayede kullanıcıların bulundukları yerden hızlıca yetkili satıcıyla iletişime geçmesi sağlanıyor.
Web adresi için: ticariarac.vw.com.tr
Bir boomads advertorial içeriğidir.