Müzeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2015 Perşembe

Erimtan Arkeoloji ve Sanat müzesi / Ankara

Aslında sıra Vatikan'a gelmişti ama geçtiğimiz hafta sonu gezdiğim bu müzeyi bir an önce yazmak istedim açıkçası.
Müze Mühendis ve koleksiyoner Yüksel Erimtan'ın yıllar içinde biriktirdiği arkeolojik eserlerin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış özel bir müze. Ankara Kalesi'nin hemen karşısında yer alıyor.


Yüksel Erimtan'ın koleksiyonu 60'lı yıllarda Tarsus yakınlarında çalışırken Roma yüzük taşlarıyla başlamış daha sonraki yıllarda ise daha yetkin ve belirli eser gruplarına yönelik olarak genişletilmiş.
Yüksel Erimtan 2009 yılında Yüksel Erimtan Kültür ve Sanat Vakfı'nı kurarak, Anadolu kültür varlıklarının ülke içinde ve dışında tanıtılmasını sağlamayı da hedeflemiş.

Müzede sergilenen eserler M.Ö. 3000'li yıllara dayanan Eski tunç ve hitit çağı ile başlayıp, geç Roma ve Bizans dönemine kadar uzanan bir dönemi içeriyor. Ayrıca müzede geniş bir de sikke koleksiyonu var. Müze zaten çok emek verilerek eski bir Ankara evinin restorasyonu ile yapılmış ama asıl emek sergilenen eserlerin sunumunda. Yıllardır yurt içinde, yurt dışında olsun çok müze gezdim ama Erimtan müzesinde gördüğüm sergileme yurt içindeki birçok müzeye taş çıkartır nitelikteydi. Özellikle sikkelerin sergilenişi bence görülmeye değer.


Sikkeler sanırım pleksi tipinde muhafazaların içine yerleştirilmiş ve bu muhafazaları çektiğinizde ledlerle aydınlatılıyorlar. Böylelikle eserlerin iki yüzünü de net bir şekilde görebiliyorsunuz. (Ne yazık ki fotoğraflar cep telefonu ile çektiğimden ve biraz da elim titrediği için net değil ama en kısa zamanda tekrar gidip fotoğraf makinesi ile çekeceğim)


Gezdiğim müzelerde genellikle şikayetçi olduğum eserlerin yanlış sergilenmesi, sunumu, ışıklandırması ve korunması konusunda bu kadar titiz davranılması bile müzeyi görmek, gezmek için yeter. (Aslında tabii ki yetmez ama genelde o kadar kötü örneklerle karşılaşıyoruz ki müzecilik anlamında herşeyin bu kadar yerli yerinde olduğu bir yer görünce gözlerim ışıldıyor. Mesela iki ay kadar önce gittiğim Kayseri müzesi tam bir felaketti. İtalya, Fransa ve Gürcistan yazılarını bitirebilirsem sıra ona da gelecek).

Müzenin girişi yanlış hatırlamıyorsam 7 TL. ve müzekart geçerli.


15 Kasım 2014 Cumartesi

Pisa - Sinopie Müzesi / İtalya


Aslında bu müzeyi Pisa yazısının içinde tanıtacaktım fakat unutmuşum. Bende ayrıca yazmaya karar verdim. Çünkü bence önemli bir müze. Bu müzenin adından da tahmin edeceğiniz üzere bizim Sinop'umuzla alakası var. Şöyleki; özellikle rönesans döneminde yaşamış ünlü ressamların, heykeltraşların eskizlerini gözünüzün önüne getirin. Neredeyse hepsi kırmızımsı bir kalemle / boyayla çizilmiş değil mi? İşte o kalem daha doğrusu taş Sinopie taşı. Bu taş Kapadokya bölgesinden çıkmasına rağmen kullanılan bölgelere dağıtımı o dönemlerin en önemli limanı olan Sinop limanından yapıldığı için de adı Sinopie taşı olarak kalmış. O dönemlerde o taşın ticareti en önemli işlerdenmiş. 1370 -1440 yılları arasında yaşayan İtalyan ressam ve yazar Cennino Cennini resim konusundaki el kitabında ise bu taşı ince detayların bile çok rahatlıkla çalışılmasına imkan veren, en faydalı malzeme olarak olarak tanımlamış. Bizans İmparatorluğunun yıkılıp, Osmanlı İmparatorluğunun kurulmasıyla birlikte bu taşın ticareti de sona ermiş ve sanatçılar füzen de denilen kömür kalem kullanmaya başlamışlar.


Pisa'da bulunan bu müzenin kuruluş hikayesi de ilginç:
Şimdi müze olarak kullanılan bu bina 13.yy'da bir çeşit yetimhane, bakımevi olarak kullanılmak amacıyla yapılmış. İkinci dünya savaşında en çok bombalanan noktalardan biri de bu bölge. 27 temmuz 1944'de son alman birlikleri bölgeden çekilirken her yer tam anlamıyla yıkıntı haline gelmiş. Bombalanan yerlerden biri olan bu binanın yıkıntıları arasında Sinopie taşı ile yapılmış yüzlerce fresk bulunmuş. 1947 yılında Cennini'nin el kitabında anlattığı yöntemlerle bu freskler restore edilmeye başlanmış ve yıllar içinde şimdiki haline kavuşmuş.

Müze hakkında bilgi için
http://www.opapisa.it/en/miracles-square/sinopie-museum/the-building.html

Görsellerde Michelangelo ve Leonardo da Vinci'nin sinopie ile yaptığı eskizleri görebilirsiniz.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Bodrum Deniz Müzesi






Bodrum Deniz Müzesi'nin temelleri ilk olarak 2010 yılında Bodrum Yat Festivali etkinlikleri sırasında Bodrum Kalesi önünde kurulan 144m2 lik bir çadır içinde 18 adet Bodrum tipi teknenin sergilemesi ile atılmış. Bu proje daha sonra Bodrum Ticaret Odası ve Bodrum Belediyesi'nin katkılarıyla eski Bedesten binasının tahsis edilmesiyle müze olarak 15 ekim 2011 tarihinde halkın ziyaretine açılmış.
Şu anda müzenin içinde 49 model tekne, Hasan Güleşçi'nin deniz kabukları koleksiyonu ve Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan ve Bodrumla özdeşleşmiş ve Bodrum'un simgelerinden biri olan Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın kişisel eşyaları sergileniyor.
Müze Pazartesi günleri hariç diğer günler 10.00 - 18.00 saatleri arasında ziyarete açık
Giriş ücretleri: tam 5 TL. - Emekli ve Öğretmenler 2.5 TL. - Çocuklar ve öğrenciler ücretsiz

17 Ekim 2012 Çarşamba

Zeki Müren Müzesi / Bodrum



Bodrumda hayatının son yıllarını geçiren büyük sanatçı Zeki Müren'in evi 2000 yılında müze olarak halka açıldı. Bahçesinde sanatçının dev bir heykeli bulunan bu müze evde, Zeki Müren'in sahne kostümleri, çizdiği desenler, hayranlarından gelen mektuplar, aldığı ödüller ve özel eşyaları sergileniyor.




Zeki Müren:
1931 yılı 6 Aralık tarihinde Bursa'da doğan Zeki Müren, ilkokul ve ortaokul tahsilini Bursa'da, liseyi ise İstanbul’da yatılı olarak devam ettiği Boğaziçi Lisesi'nde aldı. Lise yıllarında ilk bestesi "Zehretme bana hayatı cananım" şarkısını besteledi. İlk bestesi İstanbul Radyosunda okunduğunda 17 yasında idi. Donemin Şerif İçli, Refik Fersan, Agapos Alyanak, Kirkor Efendi gibi büyük müzik ustalarından ders alan Zeki Müren eğitimin, bilginin önemini bilen bir sanatçı idi. İstanbul Radyosu'nun sınavına giren Zeki Müren 186 aday arasında birinci oldu. Ama onun hayatını değiştiren olay, 1 ocak 1951 günü oldu. Ani bir telefon onu radyo evine aniden hastalanıp gelemeyen Perihan Altındağ Sözeri'nin yerine konser vermek için çağırıyordu. Bu 45 dakikalık konser Zeki Müren'in hayatının dönüm noktası oldu. Radyo evinin telefonları bu muhteşem sesin sahibini öğrenmeye çalışan insanların telefonları ile daha sonra da konserin tekrarını isteyen telefonlarla kilitlendi.





1970’li yıllarda sağlığı bozulmaya başlayan Zeki Müren safra kesesi, böbrek, seker, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği ile boğuşmaya başladı. İlk kalp krizini 1980 de Kuşadası'nda, ikincisinin 1983’te Paris’te yasadı. 1980 de satın aldığı Bodrum evinde 1992 inzivaya çekildi. Günde 30 kadar ilaç alan Zeki Müren herkesten uzaklaştı. 1984 yılında uzun bir aradan sonra Bodrum kalesinde bir konser verdi. Bir buçuk saat süren Bodrum konserinin bütün parası Bodrum antik tiyatronun restorasyonu için kullanıldı.
Zeki Müren, 24 Eylül 1996 yılında İzmir Radyosu'nda bir program çekiminde kalbine yenik düşerek aramızdan ayrıldı. 
Son yıllarını geçirdiği Bodrumu ve insanlarını çok sevdi. Bardakçı koyu Zeki Müren Koyu olarak anıldı. Yalıkavak tepelerindeki yel değirmenleri yakınında gömülmek istediğini söylerdi. Evinin olduğu Caddeye ismi verildi.




Zeki Müren'in evine adım attığınızda (Müze demeye dilim varmıyor. Ev olarak düşünmek daha hoşuma gidiyor) ilk olarak Zeki Müren şarkıları çalınıyor insanın kulaklarına. Oturma odası olarak kullanıldığı oda ise huzur veriyor insana. Bodrum sıcağında bodrum keteni perdelerin arasından sızan ışığa kendini bırakıp sedirlere uzanmak istiyor insan. O antika eşya kokusunu içine çekerek...
Duvarlarda asılı yağlıboya, suluboya resimler ve hepsinin altında Zeki Müren'in kendi el yazısı ile yazdığı hisleri...
Yatak odası ise hüzünlendiriyor insanı. Komodin'in üstünde yarım kalan losyon, parfüm şişeleri, yatağın üstünde katlanmış duran sabahlık ve terlikler hiçbir zaman dönmeyecek olanı beklerken...
Üst kat ise belki de sergilenen elbiseler, fotoğraflardan dolayı daha ışıl ışıl...

24 Ağustos 2012 Cuma

Bodrum Müzesi: Karyalı Prenses



1989 yılı Nisan ayında, Bodrum girişinde, temel kazısı sırasında bir mezar odası bulunmuş ve Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi uzmanlarınca açılmıstır. Mezar odası içinde günümüze kadar hiç soyulmadan gelen bir lahit ortaya çikarılmıştır. Mezar odasıyla lahit arasında siyah sirli yonca ağızlı bir kap (Oinochoe) bulunmustur. Üç kadeh (60 cc.) şarap alabilen bu sürahi, muhtemelen ölen kişinin en sevdigi kaptır. Lahit kapagı yüzlerce kişinin gözü önünde kaldırılmıstır. Oldukça iyi durumdaki bir iskeletle karşılaşılmıştır. Altın taç, iki altın kolye, altın elbise süsleri, üç yüzük ve iki bilezik bulunmuştur. Lahit buluntuları göz kamaştırıcı niteliktedir. Paleoantropologlarca kemikler üzerinde yapılan inceleme sonucunda, iskeletin birden fazla doğum yapan bir kadına ait olduğu anlaşılmıştır. Kadının 40 yaşlarında öldüğü sanılmaktadır. Buluntular, M.Ö. 360 - 325 yıllarına tarihlendirilmektedir. Ölü toprağının elenmesi sırasında fındık faresine ait kemikler bulunmustur. Bu da Prenses'in son ziyaretçisinin lahte girdikten sonra çıkamayan bir fare olduğunu göstermektedir. "Karyalı Prenses" diye adlandırdığımız bu soylu kişinin Hekatomnos sülalesinin bir üyesi oldugu sanılmaktadir. Karya Satrabı Mavsolos, M.Ö. 355'te Milas, Labranda kutsal kentinde bir sölen evi (Andron) yaptırmıştır.
Prenses'in burada düzenlenen bayramlara katıldığı düşünülmektedir. Karyali Prenses, Mavsolos şölen evi benzeri bir salonda, lahit buluntulari ve yeniden canlandırılmış yüz görünümüyle sergilenmektedir. Yüz yapım işlemine kafatasının alçıdan kalıbı alınarak başlanır. Elde edilen alçı kalıp üzerindeki belirli noktalara iğne çubuklar batırılır.
Bu çubuklar bulunduklari noktalardaki yumuşak dokuların maksimum kalınlıklarını gösterir. Yüzün bütün özellikleri, kafatasının anatomik yapısına göre; kıl ile önce kaslar, sonra bunun üzerine yumuşak dokular ve deri tek tek, adım adım kaplanarak portre tamamlanır. Daha sonra iskeletin ırksal özellikleri ile ilgili bilgiler değerlendirilerek; gözler, deri ve saç renklendirilir.
Bu teknik kişinin gerçeğe yakın portresini verir. Şölen evinde, Karyalı Prenses altın süslemeli uçuşan elbisesiyle konukları karşılamakta, nedimesi yonca ağızlı sürahiden şarap sunmakta lahidin başında tütsü yakılmakta ve bir zamanlar kutsallığına inanılan altın küpeli, kahin yılan balıkları, dönemine ait unutulmuş bir geleneği tekrar yaşatmaktadır.

Amatör Gezgin'in Notları:

Karyalı Prenses salonunda fotoğraf çekmek yasak ve inanılmaz bir kalabalık var genelde. Ziyaretçilerin camekanlara yaklaşmasını önlemek için herbirinin önüne birer sedir konulmuş barikat olarak. (Gerçi o sedirler çok saçma olmuş çünkü bilmeden sedire oturduğunuz veya biraz yaklaştığınız zaman alarm ötmeye başlıyor. Girişte ve salonda bulunan görevliler ziyaretçileri sedirlere yaklaşmamaları konusunda devamlı uyarıyorlar.) Prenses'in takıları gerçekten etkileyici ve girişteki tanıtımlara göre modellemesi konusunda çok ciddi çalışmalar yapılmış. Sadece lahitinde bulunan fındık faresini temsilen iskeletinin yanına konulan oyuncak çok saçma görünüyor...
- Fotoğraf çekmek yasak olduğu için yazıda kullanılan resimler internetten alınmıştır...

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Amasya Şehzadeler Müzesi






Amasya bildiğiniz üzere Şehzadeler Kenti olarak adlandırılıyor. 1389 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Amasya; bu tarihten itibaren sultan yetiştirmek adına şehzadelerin gönderildiği en önemli merkezlerden biri oluyor.

Müze binası 19.yy'a ait bir binanın 2007 yılında Amasya Valiliği tarafından yeniden inşa edilmesiyle şimdiki görünümüne sahip olmuş. Müzenin tüm işlemelerinde Osmanlı ve Selçuklu motifleri kullanılmış. Müzedeki tüm tezhip işleri Amasyalı Mehmet Tektaş, tüm çini ve panolar Kütahyalı Mehmet Koçer tarafından yapılmış. Müzedeki halılar el dokuması yün halılar ve özel olarak müze için dokunmuşlar. Balmumu heykeller Heykeltraş Adil Çelik tarafından birebir boyutlarda ve sultanların portrelerine sadık kalınarak yapılmış. Heykellere giydirilen kıyafetler ise Ankara Olgunlaşma Enstitüsü tarafından hazırlanmış. Müze o kadar iyi tasarlanmış ve düzenlenmiş ki yeni yapılan bir bina olduğuna inanmak çok zor...






Amasya'da valilik yapan şehzadeler:
Yıldırım Bayezid (Osmanlı'nın 4. Sultanı)
Çelebi Mehmet  (Osmanlı'nın 5. Sultanı)
II. Murat (Osmanlı'nın 6. Sultanı)
Fatih Sultan Mehmet (Osmanlı'nın 7. Sultanı)
II. Bayezid (Osmanlı'nın 8. Sultanı)
Yavuz Sultan Selim (Osmanlı'nın 9. Sultanı)
III. Murat (Osmanlı'nın 12. Sultanı)
Valilik yapan; fakat sultan olamayan şehzadeler:
Şehzade Ahmet Çelebi (II. Murat'ın büyük oğlu)
Şehzade Alaettin Çelebi (II. Murat'ın oğlu)
Şehzade Ahmet Çelebi (II. Bayezıt'ın oğlu)
Şehzade Mustafa Çelebi (Kanuni Sultan Süleyman'ın büyük oğlu)
Şehzade Bayezıt Çelebi (Kanuni Sultan Süleyman'ın küçük oğlu)

Amasya Arkeoloji Müzesi




Amasya müzesi ilk olarak 1925 yılında kurulmuş. 1980 yılında ise günümüzde kullanılan binasına taşınmış. Müzede Eski çağlara ait eserlerin yanısıra çoğunlukla Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler yer alıyor. Müzede en ilgi çekici şey ise 14.yy'a ait mumyalar. Daha önce müze bahçesinde yer alan Selçuklu Sultanı 1.Mesud'a ait türbede yer alan mumyalar; daha sonra müze binası içinde bir odaya taşınıp, sergilenmeye başlanmış.


İlhanlı beylerinden İzzettin Mehmet Pervane Bey, cariyesi ve çocuklarına ait olan mumyalar oldukça ürkütücü ve bu kadar sağlam kalmaları da şaşırtıcı. Amasya müzesi Türkiye'de gezdiğim müzeler arasında mumya sergileyen ilk müze olması açısından da benim için enteresan bir müze oldu...

24 Temmuz 2012 Salı

Boğazköy Müzesi - Çorum









Boğazköy Müzesi gerçekten çok iyi düzenlenmiş, güzel bir müze. En önemli özelliği ise ünlü Boğazköy Sfenksi'nin burada oluşu. (Boğazköy Sfenksi: Boğazköy Sfenksi, 1906'da İstanbul Arkeoloji Müzesi adına başlayan kazılar sırasında Boğazkale'deki Hattuşa şehrinin Yerkapı mevkisinden çıkarıldı. 
Boğazköy Sfenksi'yle birlikte kazılardan çıkarılan bir sfenks ve 10 bin 400 tablet, 1915'de temizleme, onarım ve yayın çalışmalarının yapılması için iki parti halinde Almanya'nın başkenti Berlin'e gönderildi. Onarımları biten tabletler ile bir sfenks Türkiye'ye iade edilip İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmeye başlandı. 
Onarım için Berlin'de bulunan ancak geri gelmeyen Boğazköy Sfenksi'nin ise Türkiye'ye iade edilmesi için 1938 yılına kadar Almanya'yla görüşmeler yapıldı. 
İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması ve savaş sonrasında sfenksin sergilendiği Berlin Pergamon Müzesi'nin Doğu Almanya'da kalması üzerine Almanya ve Türkiye arasındaki sfenks iadesi yazışmaları kesildi. 




İlişkilerin düzelmesinin ardından Türkiye, 24 Temmuz 1987'de sfenksin iadesi amacıyla UNESCO'ya başvururken, sfenksin iadesi için yapılan girişimler uzun yıllar sürdü. Sfenks yapılan girişimler sonucu 2011 yılında Türkiye'ye iade edildi...) Boğazköy Müzesi Çoruma 82 km. uzaklıkta bulunan Boğazkale ilesinde. 




Müzede Hitit dönemine ait eserlere ağırlık verilmiş olsa da; Frig, Roma ve Bizans dönemine ait eserlere de yer verilmiş. Müze Pazartesi hariç her gün 08.00 - 17.00 saatleri arasında ziyarete açık. (Bu arada müze bahçesinde sergilenen ve aslına uygun olarak yaptırılan Hitit savaş arabalarında da elinize mızrak ve kalkan alarak fotoğraf çektirebilirsiniz)

19 Temmuz 2012 Perşembe

Hacivat ve Karagöz Müzesi









Hacivat ve Karagöz Müzesi anıt ve mezarlarının da bulunduğu Çekirge semtinde. Müzede çeşitli sanatçıların yaptığı Hacivat - Karagöz gösterisinin karakterlerinin yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen kuklalara ve gölge oyunu karakterlerine de yer verilmiş. Ayrıca müzede haftanın bazı günleri Hacivat ve Karagöz gösterileri yapılıyor ve açılan kurslarla bu gölge oyunu yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Karagöz Müzesi’nde iki galeri bulunuyor. 1. galeride gölge oyununun tarihçesi panolar ile anlatılırken diğer galeride geleneksel tiyatronun duayenlerinden olan Metin And’ın koleksiyonundan derlenen 61 parça orijinal Karagöz oyunu tasvirleri teşhir ediliyor...